07 Nisan 2026

dünün en beğenilen entry'leri

46 entry

🧠 günün özeti

bugünün debe akışı, tarihsel tartışmalardan kişisel sorgulamalara, felsefi derinliklerden güncel medya ve spor eleştirilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. beşinci yüzyıl hun lideri uldız'ın anadolu seferleriyle ilişkisi ve doğu roma imparatorluğu'na meydan okuyan sözleri, tarih meraklılarının ilgisini çekerken (bkz: uldız), kendini sevmenin zorlu yolculuğunu anlatan samimi bir itiraf, birçok kişinin kendi iç hesaplaşmalarına dokunuyor (bkz: kendini sevmek).

edebiyat dünyasından ursula k. le guin'in tolkien ile kıyaslanarak "sadece bir uyarıcı" rolündeki ogion karakteri üzerinden anlatılan derin felsefesi, okuyucuları düşünmeye sevk ediyor (bkz: ursula k. le guin). öte yandan, magazin yorumculuğundan futbol teknik direktörü eleştirilerine, medya dünyasındaki tartışmalardan (bkz: hakan ural) (bkz: yılmaz özdil) spor yorumculuğuna (bkz: domenico tedesco) kadar birçok alanda gündelik hayatın eleştirel gözlemleri yer alıyor.

felsefi bir bakış açısıyla hayatı kolaylaştıran stoacılık, epikürizm, absürdizm gibi akımlar özetlenirken (bkz: hayatı kolaylaştıran felsefeler), türkçedeki "sa-" kökünden hareketle "saygı" kelimesinin derin anlamı irdeleniyor ve saygının bir hesap işi olduğu vurgulanıyor (bkz: saygı). trajik bir aşk hikayesiyle merdo türküsünün duygusal derinliği (bkz: geceye bir türkü bırak) ve paris, texas filminin eşsiz yüzleşme sahnesi (bkz: paris texas) gibi kültürel içerikler de okuyucuların dikkatini çekiyor. bu karmaşık gün, modern yaşamın getirdiği sıkıntıları, kişisel gelişim arayışlarını ve kültürel zenginlikleri bir araya getirerek düşündürücü bir mozaik sunuyor.

giresun'un %85'inin maden sahası ilan edilmesi negatif

AI Özet: yazar, giresun'un büyük bir kısmının maden sahası ilan edilmesinin fındık üretimine olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. türkiye'nin önemli fındık ihracatçısı olduğunu ve sadece giresun'un ülke ekonomisine büyük katkı sağladığını belirtiyor. maden sahalarının temiz su kaynaklarını etkilemesiyle fındık üretiminin biteceğini, bu durumun hem ülkenin döviz gelirini azaltacağını hem de fındıkla geçinen insanları mağdur edeceğini vurguluyor. ayrıca turizm ve hayvancılık gibi diğer sektörlere de zarar vereceğini ekliyor. (bkz: fındık ihracatı) (bkz: giresun fındığı)

üstte birisi "maden çıkartılmasına karşı olan bik bik bir şeyler saçmalamış" konu maden çıkartılması ya da çıkartılmaması değil. türkiye dünyanın önde gelen fındık ihracatçısıdır, bu fındık ürünü...

orijinal entry → eksisozluk.com

hobi bahçelerinin yıkılması kanun teklifi negatif

AI Özet: yazar, hobi bahçelerinin yıkılması kanun teklifi üzerine, zaten var olan kuralların yerelde uygulanmasının zorluğuna dikkat çekiyor ve yeni düzenlemede de benzer sorunların yaşanabileceğini belirtiyor. insanları kandırılmamaları ve kurallara uymaları konusunda uyarıyor, arsa, tarla, arazi alırken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktaları sıralıyor. öncelikle, 5.000 metrekareden küçük tarlalara yasal olarak ev yapılamayacağını, büyük olsa bile kadastro yolu yoksa yine ev yapmanın mümkün olmadığını söylüyor. eğer tarla 5.000 metrekareden büyükse, yapılacak evin metrajının tarlanın büyüklüğüne eklenmesi gerektiğini örneklerle açıklıyor. mesela, 150 metrekarelik bir ev için tarlanın en az 5.150 metrekare olması gerektiğini belirtiyor. tarım il müdürlüğü tarafından sınırı çizilmiş ova içindeki tarlalara veya dsi çalışması yapılmış sulanabilir arazilere, 5.000 metrekareden büyük olsalar bile ev yapılamayacağının altını çiziyor. ayrıca, sit alanı içinde de ev yapmanın mümkün olmadığını ekliyor. kooperatif hobi bahçelerinin ev yapmaya uygun olmadığını, yapılan evin kooperatifin ortak malı olacağını ve tek başına hak iddia edilemeyeceğini vurguluyor. konteyner, prefabrik veya bungalov gibi yapıların ruhsatsız olması durumunda kaçak sayıldığını ve özel bir müsaade olmadığını belirtiyor. belediyenin bir şey demediği yalanlarına inanılmaması gerektiğini, belediyenin kaçak yapıları yıkacağını, ceza keseceğini ve hatta hapis cezasına kadar gidebilecek hukuki süreçler başlatabileceğini ifade ediyor. belediye göz yumsa bile çevre ve şehircilik bakanlığının yıkım yapacağını ve masrafı belediyeden kesip vatandaşa ödeteceğini aktarıyor. elektrik aboneliğinin veya yapı kayıt belgesine müracaat edilmiş olmasının, yapının izinli olduğu veya yıkılmayacağı anlamına gelmediğini, birçok kaçak yapıda elektrik olduğunu ve belgesiz her yapının yıkılabileceğini söylüyor. su çıkarma konusunda da uyarıda bulunuyor; 150 metre derine inilse bile su bulunamayabileceğini, sondaj yasağı olduğunu ve kaçak sondajda yüzbinlerce lira ceza ödenip kazılan yerin betonla doldurulmak zorunda kalınabileceğini belirtiyor. elektrik ve suyun bazı yerlere asla gelmeyebileceğini, gelse bile çok uzun sürebileceğini ekliyor. tarlanın etrafını çevirmenin ya da duvar örmenin oranın vasfını değiştirmediğini, tarlayı arsa yapmadığını ifade ediyor. satılık ilanlarında tarlalara "satılık arsa" yazanlara dikkat edilmesi gerektiğini, arsa satanların yanlışlıkla "tarla" yazmadığını belirtiyor. köy içi imarlı, yani kırsal yerleşik alan olarak kabul edilen yerlerin bu durumdan istisna olduğunu, buraların kayıtlarda tarla olarak geçse de kadastral yolu olan köy içi yerlere ev yapılabileceğini ekliyor. (bkz: hobi bahçesi), (bkz: kaçak yapı)

zaten kanunlar kurallar vardı ama yerelde uygulanması çok zordu.yine uygulamada problemler çıkacaktır.öncelikle kandırılmayın.kurallara uyun.arsa, tarla, arazi alırken dikkat edin.1. tarla eğer 5...

orijinal entry → eksisozluk.com

hayatı kolaylaştıran felsefeler notr

AI Özet: yazar, hayatı daha yaşanılır kılan felsefeleri sıralayıp faydalarını kısa kısa açıklıyor. yazara göre (bkz: stoacılık), kontrol edebildiğin şeylere odaklanmayı öğütler. bir durumu değiştiremiyorsan, enerjini boşa harcamak yerine duruma verdiğin tepkiyi yönetmen gerektiğini belirtiyor. (bkz: epikürizm) ise basit hazların peşinden gitmeyi, küçük şeylerden mutlu olmayı öneriyor. yazar, güzel bir günde kahve içmek veya amaçsızca dizi izlemek gibi örneklerle bu durumu açıklıyor. (bkz: absürdizm)'e göre hayat anlamsızdır ama bu bir kriz değil, özgürleşme kaynağıdır. yazar, herkesin kendi amacını yaratmakta özgür olduğunu ve evrende bir toz zerresi olduğumuzu hatırlatarak hafiflememizi söylüyor. (bkz: taoizm)'in merkezinde (bkz: wu wei) kavramı var; yani akışa bırakmak. yazar, akıntıya karşı kürek çekmek yerine akıntının gücünden faydalanmayı ve esnek olmanın önemini vurguluyor. (bkz: pragmatizm) ise faydacılıktır. yazar, bir düşünce veya eylemin hayatında olumlu bir sonuç yaratıyorsa iyi olduğunu belirtiyor. (bkz: kinik felsefe), toplumun dayattığı kurallardan ve mülkiyet hırsından arınmayı öğütler. yazar, (bkz: diyojen)'i örnek göstererek, sosyal baskıyı azaltmak için gerçekten ihtiyacımız olan şeylerin azlığını fark etmemizi söylüyor. (bkz: varoluşçuluk)'ta (bkz: jean paul sartre)'ın "varlık özden önce gelir" sözüne dikkat çekiyor. yazar, dünyaya bir görevle gelmediğimizi, kendimizi her an yeniden inşa ettiğimizi ve her sabah kim olacağımıza dair yeni bir seçim yapma gücümüz olduğunu belirtiyor. (bkz: ubuntu) ise bir afrika felsefesi olup "ben, biz olduğumuz için ben'im" prensibine dayanır. yazar, insanın ancak diğer insanlar aracılığıyla insan olabileceğini, bireysel hırslar yerine toplumsal faydaya ve bağ kurmaya odaklanmanın daha huzurlu bir yaşam sağlayacağını ifade ediyor.

(bkz: stoacılık), (bkz: epikürizm), (bkz: absürdizm), (bkz: taoizm), (bkz: ubuntu), (bkz: pragmatizm), (bkz: kinik felsefe), (bkz: varoluşculuk),(bkz: golden mean), (bkz: radical acceptance)şimdi...

orijinal entry → eksisozluk.com

6 nisan 2026 trump'ın kürtleri tehdit etmesi negatif

AI Özet: yazar, abd'nin el konulduğu iddia edilen silahların gelecekte sınırda sorun yaratacağını düşünüyor. abd'nin bu duruma "gasp ettiler" kılıfı hazırladığını ve pkk/ypg'ye verilen mühimmatların sorumluluğunu üstlenmediğini belirtiyor. bir devlet başkanının bu tür eylemleri açıkça anlatabilmesini travmatik buluyor ve diplomatik kaygı veya utanma olmadığını vurguluyor. bu durumun bedelini bölgenin ödeyeceğini ifade ediyor.

el konuldu denilen silahların yarın öbür gün sınırımızda bize karşı patlayacağı gün gibi ortada. abd şimdiden “biz onlara vermedik, yolda gasp ettiler” kılıfını hazırlamış. pkk/ypg'ye verilen müh...

orijinal entry → eksisozluk.com

yasin kol negatif

AI Özet: yazar, bu sene yasin kol'un dört fenerbahçe maçında 90. dakika sonrasında tartışmalı kararlar verdiğini belirtiyor. bu kararların fenerbahçe aleyhine olduğunu ve maçların gidişatını etkilediğini düşünüyor.

bu sene 4 fb maçında 90. dakika sonrasında skandal kararlar vermiştir.göztepe maçında 90da penaltı çaldı. fener atamadı.galat...

orijinal entry → eksisozluk.com

yalçın küçük negatif

AI Özet: yazar, dpt'nin kurucularından ve kıbrıs gazisi olan bir ismi kaybettiğimizi belirtiyor. kendisinin çok okuyan, çok yazan ve her daim devrimci bir kişilik olduğunu vurguluyor. bazı dönemlerde komplo teorilerine yöneldiğini ve politik savrulmalar yaşadığını kabul etse de, çoğu kişiye magazinel veya deli dolu gelse de, türkiye'nin en bilgili ve yetkin sosyal bilimcilerinden biri olduğunu, iyi derecede ingilizce ve fransızca bildiğini ifade ediyor. yazar, bu kişinin gerçek anlamda emperyalizm karşıtı olduğunu, hiçbir zaman iktidarlara veya güce yakın durmadığını, paraya, mala veya makama tamah etmediğini söylüyor. kendi halinde, gerçekten aydın olarak nitelendirilebilecek, rus kalpakları ve kırmızı atkılarıyla hatırlanacak, içi içine sığmayan bir insan olduğunu ekliyor. yön dergisi ve devrim gazetesi ekolünün son temsilcisi olduğunu belirtiyor. 12 eylül döneminde bir yıl, daha ileri bir yaşta ise farklı bir dava kapsamında yaklaşık üç yıl hapislerde kaldığını, ayrıca dört yıl fransa'da sürgünde yaşadığını aktarıyor. yazar, bu kişilerin türkiye'ye yön vermeye çalıştığını, çırpındığını ve çabaladığını ancak halkın çoğunluğunun farklı niteliklere sahip olması nedeniyle farklı grupların yön verebildiğini ifade ediyor. (bkz: fikir kulüpleri federasyonu), (bkz: milli demokratik devrim), (bkz: türkiye üzerine tezler), (bkz: aydın üzerine tezler) gibi referanslar da veriyor. ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyor.

dpt'nin kurucularından, kıbrıs gazisi, çok okuyan çok yazan her daim devrimci yalçın hoca'yı kaybettik.yatağa düşmeden hala program yapabildiği dönemlerde biraz komplo teorilerine sardırsa da yer...

orijinal entry → eksisozluk.com

notebooklm pozitif

AI Özet: yazar, notebooklm kullanıcılarının çalışmalarını düzenli kaydetme sorununa değiniyor. (bkz: notebooklm to pdf (chrome)) eklentisinin bu karmaşayı çözebileceğini belirtiyor. eklenti, tek bir "dışa aktar" butonuyla sohbeti saniyeler içinde indirebiliyor. üstelik sadece metin kopyalamıyor; renkli pdf, markdown veya html formatında çıktı alabiliyor. sadece yapay zeka cevaplarını ya da tüm sohbeti kaydetme seçenekleri sunuyor. ayrıca, metindeki tablolar, kod blokları ve matematiksel formüllerin kayma yapmadan aktarıldığını ekliyor.

notebooklm kullananların en büyük dertlerinden biri, yapay zeka ile yaptıkları çalışmaları, tartışmaları, araştırmaları düzenli bir şekilde kaydedememek. notebooklm to pdf (chrome) eklentisi, dij...

orijinal entry → eksisozluk.com

geceye bir tasavvufi söz bırak negatif

AI Özet: yazar hz. ali'den alıntıyla haset edenin huzuru, çabuk darılanın dostluğu ve yalancının yiğitliği olamayacağını belirtiyor.

haset edenin huzuru,çabuk darılanın dostluğu,yalancının yiğitliği olmaz.hz. ali (r.a.)

orijinal entry → eksisozluk.com

nato eski genel sekreteri'nin türkiye itirafı negatif

AI Özet: yazara göre, nato eski genel sekreteri'nin türkiye'yi kurtarmayacağına dair anlatılan hikaye pek inandırıcı değil. yazar, nato karargahına kuzen torpiliyle girilemeyeceğini, genel sekreterin kantinde tek başına ve korumasız yemek yemeyeceğini, ayrıca (bkz: nato 5. madde) gibi önemli bir konuyu tanımadığı bir diplomatla ayaküstü konuşmayacağını belirtiyor. ona göre, uluslararası ilişkiler bu şekilde yürüseydi dünya sürekli savaş halinde olurdu.

doğru anladık değil mi; dünyanın en büyük askeri ittifakının genel sekreteri, 2 metrelik joseph luns, kantinde tek başına oturuyor; o sırada içeri kuzen torpiliyle girmiş genç bir diplomat yanına...

orijinal entry → eksisozluk.com

domenico tedesco negatif

AI Özet: yazar, nankörlük konusunda insan oğlunun kedilerden bile önde olduğunu düşünüyor. ilk yarıda musaba'ya eleştiri getirdiğini, rıdvan'ın performansına ulaşamadığını ve topu iyi kullanamadığını belirtiyor. ikinci yarıda ise archie yerine levent'i, talisca yerine de başka bir oyuncuyu tercih ettiğini ifade ediyor. ayrıca, asensio yerine sidiki'yi alacak kadar cesur olamadığını ve derbide orta sahayı kaybedenin her şeyi kaybedeceğini söylüyor. yazar, yapılan değişiklikler nedeniyle teknik direktörün eleştirilmesini doğru bulmuyor. büyük takım hocası olmadığını söyleyenlere ise beş derbide on üç puanı ne zaman gördüklerini soruyor ve doksan dokuz puanlı sezonda bile altı maçta on üç puan olduğunu hatırlatıyor. nankörlüğün bu noktada olmadığını, sezon başında kimsenin umudu yokken teknik direktörün kendi elleriyle yarattığı şeyin başarısızlığının yine ona kalacağını belirtiyor. sezon başında takımın dağılacağını söyleyenlerin, sezon sonunda paşa, antalya, karagümrük gibi takımları sayıklayacağını ifade ediyor. galatasaray'ın on maç bitmeden kendini şampiyon ilan ederken kimsenin sesinin çıkmadığını, şimdi mi ikinci olmanın koyacağını sorguluyor. ali koç'un bıraktığı enkazın bu sene toplandığını ve bunun ne çabuk unutulduğunu soruyor. yazar, jose mourinho'nun takımı rize'ye, paşa'ya, göztepe'ye karşı mahkum oynattığını belirtiyor. bu sezon iki kara leke olduğunu, birinde ingiliz takıma güçlerinin yetmediğini, diğerinde ise karagümrük maçında teknik direktörün hasta olduğunu söylüyor. son yılların en istikrarlı takımını yarattığını ve derbileri çok istemesi sayesinde son yıllarda oluşan kaderi değiştirdiğini vurguluyor. yaz kampı yaşamamış bir teknik direktörün rahat bırakılmasını, seneye anadolu maçlarını kolayca çözmenin formülünü bulabileceğini ifade ediyor. sürekli yıkım ve sil baştan yapıldığını, bu sene için üçüncü olsa bile çok güzel bir temel attığını belirtiyor. (bkz: beşiktaş) (bkz: futbol) (bkz: teknik direktör)

kediler boşa nam salmış, nankörlükte insanoğlu gibisi yok. bende mi hata var anlamıyorum, ilk yarı boyunca musaba'ya sövdüm bir kere bile rıdvan'ın içinden geçemediği gibi ayağına gelen herşeyi h...

orijinal entry → eksisozluk.com

öğrenciyken yaşanmış unutulmaz garibanlık anısı negatif

AI Özet: yazar, üniversite yıllarındaki son finalinden sonra bir arkadaşına borç verdiğini ve cebinde beş kuruş kalmadığını anlatıyor. o dönemde internet bankacılığının yaygın olmadığını belirtiyor. istanbul'a dönerken haydarpaşa'da trenden inince eve gidecek parası olmadığını fark eden yazar, bir seyyar satıcıdan yol parası istemek zorunda kalmış. satıcının kendisine hiç bakmadan parayı verdiğini, sonradan bunun kendisini utandırmamak için olduğunu anladığını belirtiyor. yazar, o kişiye hala dua ettiğini ekliyor.

şehir dışında okuyordum. final zamanları artık. son final sınavı bitti, okulun bahçesinde oturuyorum. arkadaşın biri şimdiki paradan örnek verirsem 150-200 lira gibi bir para diyeyim size borç is...

orijinal entry → eksisozluk.com

müge anlı ile tatlı sert negatif

AI Özet: yazar, müge anlı'da araba çarptığı kişiye para teklif eden ve genç kızları koruyan iyi bir adamın kötülere bir şey olmazken hayattan gittiğini belirtiyor.

dünyadaki son gününde arabayla çarptığı adama para vermeyi teklif eden ya da genç kızları gecen...

orijinal entry → eksisozluk.com

hakan ural negatif

AI Özet: yazar, fatih altaylı'nın bir değerlendirmesini aktarıyor. altaylı'ya göre bahsi geçen kişi, magazin programında boğazlar sözleşmesi gibi konularda bilgisizce ve yanlış yorumlar yapıyor. hatta altaylı, bu kişinin söylediklerinin çoğunun yanlış veya yalan olduğunu belirtiyor. yazar ayrıca, bahsi geçen kişinin daha önce gündeme gelen bir olaydaki zanlıyı "pırlanta gibi çocuk" olarak tanımladığını da ekliyor.

fatih altaylı'nın kendisi hakkındaki yorumunu iliştireyim buraya, ibret olur belki:"adam sabah magazin programı yapıyor. araya montreux boğazlar sözleşmesi ile ilgili müthiş fikirlerini sıkıştırı...

orijinal entry → eksisozluk.com

kendini sevmek negatif

AI Özet: yazar, hayatta huzurlu olmanın en temel şartının kendini sağlıklı bir şekilde sevmek olduğunu belirtiyor. özellikle zorlu bir çocukluk ve hayat geçirmiş kişiler için bunun hiç de kolay olmadığını ekliyor. hayatın her yerden vurması, sorunlarla tek başına mücadele etme, yıpranan sinirler, idealizmin çökmesi ve yalnızlığın, bir gün ölebileceği gerçeğiyle birleştiğinde pes etmeye yol açabildiğini ifade ediyor. bir gece "bu böyle gitmez" dediğini ve 10 sene önceki yazılarını bulduğunu anlatıyor. hollanda'da 9 yıldır yaşadığını ve türkiye'deyken yazdığı yazılara baktığında, hatta daha eski blog yazılarını okuduğunda hiçbir şeyin değişmediğini fark ettiğini söylüyor. bu durumun hayatını nasıl değiştirdiğini anlatamayacağını, bakış açısının kırıldığını, utanç, boşluk ve tekrarlanan dil kalıplarının yüzüne çarptığını belirtiyor. şu sonuca vardığını dile getiriyor: bugüne kadar pek iyi yaşamadığını, sevilmediğini, doğru dürüst tek bir ilişkisi olmadığını ve uğraşları dışında güzel olan neredeyse hiçbir şeyin olmadığını düşünüyor. çocuk yaşta dünyayı sırtladığını ve geri kalan zamanda çalıştığını, bunu kendisinden başka kimsenin takdir edemeyeceğini vurguluyor. bencil bir sevgili ya da gelip geçmiş insanların takdirinin bir önemi olmadığını, eğer kendisi takdir etmezse başkasının takdir etmesinin bir şey ifade etmediğini söylüyor. neyle kavga ettiğini sorguladığını ve tüm yaşamını boşverdiğini belirtiyor. bir gece yaşadığı yüksek nabız, haklı bir ölüm korkusu ve hastaneden acil çağrı beklemenin hoş bir duygu olmadığını aktarıyor. yoğun bakımın hiç hoş bir duygu olmadığını, ölüm tehlikesini bilerek bir sıkıntının kapısını çalması ve tek başına olmanın yaşamın bir hatırlatışı olduğunu ifade ediyor. o noktada "bu böyle gitmez" dediğini söylüyor. o gece şunu düşündüğünü belirtiyor: bugün ölmezse ve yarın yaşarsa, bugünkü rahatsızlığa sebep olan şeyin özünü bilmezse yarın ne için yaşayacağını sorguluyor. geçmişi geleceğe taşımanın ne önemi olduğunu düşünüyor. bunun hayatında yaşadığı en büyük kırılma olduğunu, sıfırdan başlamak yerine geçmişteki insanı sevebileceğini, o geçmiş kötü anılarla dolu olsa bile bunun bir seçim olduğunu fark ettiğini dile getiriyor. yaşadığımız dünya ve rüyanın bir seçim olduğunu bu şekilde görmüş olduğunu ekliyor ve bunu tavsiye ediyor.

bu hayatta huzurlu yaşamanın en önemli ve yegane şartı sağlıklı bir şekilde kendini sevmektir. özellikle zor bir hayat, zor bir çocukluk geçirmiş insanlar için bu hiç de kolay değil. yaş ilerledi...

orijinal entry → eksisozluk.com

aşık olmak pozitif

AI Özet: yazar aşkı şarap olmak için ezilmeye razı olan bir üzüme benzetiyor, mesele aslında bir ihtimal uğruna kendinden vazgeçebilme cesareti diyor. aşkın bazen sonucunu bilmediğin bir yola gözünü kapatıp girmek olduğunu, varacağın yerin güzelliğinden çok yolda yürürken hissedilenleri önemsediğini belirtiyor. kırılacağını bile bile en hassas duygularını bir başkasına teslim etmek olduğunu, genelde kırılsa da yine de gözü kapalı teslim olunduğunu ifade ediyor. herkesin sevdiğini ama herkesin kendinden eksilmeyi göze almadığını, eksilmeyi göze alanın aşık olduğunu söylüyor. aşkın, gitme ihtimali olan birinin yanında son ana kadar kalmayı seçmek, kalma ihtimali olmayanın ardından gitmemeyi öğrenmek ve yeri geldiğinde vazgeçmekten bile vazgeçmek olduğunu belirtiyor. bir başkasında kaybolmak değil de, bir başkasında kendini bulmak gibi olduğunu düşünüyor. aşkın bir yüzü umutsa diğer yüzünün kabul olduğunu, değiştiremeyeceğini değiştirmeye çalışmaktan vazgeçtiğin an ya gerçekten sevdiğini ya da gerçekten bıraktığını, bırakamazsan aşık olduğunu dile getiriyor. bazen bütün parçalar bir araya gelse de aynı duygunun yaşanamadığını, bir şeyin eksik kaldığını söylüyor. aşkın bir kişiye ait olmadığını, milyarlarca insanın yaşadığı bir duygu olmasına rağmen her kalpte farklı yaşandığını belirtiyor. kimisinin sessizce sevdiğini, yanındayken konuşacak çok şeyi varken susmayı seçtiğini çünkü varlığının yettiğini; kimisinin taşarak sevdiğini, her cümlesinde ve bakışında belli ettiğini, saklayamadığını ve içine sığdıramadığını; kimisinin uzaktan sevdiğini, dokunmadan, sahip olmadan, sadece iyi olduğunu bilmenin verdiği huzurla; kimisinin sahip olarak sevdiğini, yanında olmasını istediğini, hayatının içinde ve her anında olmasını istediğini, sevgiyi yakınlıkla ölçtüğünü; kimisinin iyileştirerek sevdiğini, karşısındakinin yaralarını sararken kendi yaralarını unuttuğunu; kimisinin yaralayarak sevdiğini, sevdiğini bilmeden ya da bilse bile nasıl seveceğini öğrenemediğinden; kimisinin kalmakla sevdiğini, zorlaştığında bile gitmediğini çünkü onun için sevginin direnmek olduğunu; kimisinin gitmekle sevdiğini, zarar verdiğini anladığında geri çekildiğini çünkü bazen aşkın bırakabilmek olduğunu; kimisinin unutarak sevdiğini, geçmişi sildiğini, her şeye yeniden başlar gibi davrandığını ama izlerin hep derinde kaldığını; kimisinin hatırlayarak sevdiğini, her anıyı acısıyla ve güzelliğiyle içinde taşıdığını; kimisinin kendinden vererek sevdiğini, eksildiğini, azaldığını ama yine de vermeye devam ettiğini; kimisinin kendini koruyarak sevdiğini, sınırlar çizdiğini çünkü kaybolursa sevginin de kaybolacağını bildiğini; ve kimisinin ne sevdiğini tam bildiğini ne de vazgeçebildiğini, arada kaldığını çünkü aslında herkesin bildiği kadarıyla sevdiğini, gördüğü, öğrendiği, eksik kaldığı kadarıyla sevdiğini ifade ediyor. sonuç olarak insanın sevilmek istediği gibi aşık olduğunu, belki hepsinin doğru belki de hiçbirinin doğru olmadığını ama sonuçta hepimizin seveceğini, üzüleceğini, kimimizin vazgeçeceğini, kimimizin vazgeçmeyeceğini, vazgeçmezsen aşık olduğunu belirtiyor.

bana göresini anlatacağım. bence aşk, şarap olmak için ezilmeye razı olan bir üzüm olmak.. her üzümden şarap olmaz, bir üzüm, kendisinden şarap olmayacağını bildiği halde şarap olmak uğruna ezilm...

orijinal entry → eksisozluk.com

gibi (dizi) negatif

AI Özet: yazar, toplantıda özel ve devlet okulu karşılaştırması yapılmasından sıkılmış. velilerin özel kreş gösterilerindeki kavgalarını saçma bulmuş. konuya dahil olmak istemeyip içinden şarkı mırıldanmış ve bu duruma gönderme yapan (bkz: gibi) dizisini hatırlamış.

bugün ne kadar saçma olursa olsun sinirlenmeyeceğim diye yeminler edip geldiğim toplantıda anlık özel okullar devlet okulları karşılaştırılması yapılıyor. veliler özel kreşlerin göste...

orijinal entry → eksisozluk.com

osmanlı'nın viyana'yı fethetmesi halinde olacaklar negatif

AI Özet: yazara göre, 1683'te viyana düşseydi bile çok bir şey değişmezdi. avrupa zaten amerika'yı keşfetmiş, sınırsız kaynaklara ve teknolojik üstünlüğe sahipti. osmanlı'nın viyana'da en fazla birkaç yıl kalıp geri döneceğini düşünüyor. (bkz: merzifonlu kara mustafa paşa)

1683'te merzifonlu'nun hataları, kırım hanı'nın satışı olmasa zaten viyana düşmek üzereydi. alsan ne olurdu, çok da bir şey olmazdı. avrupalılar 200 s...

orijinal entry → eksisozluk.com

münir derman negatif

AI Özet: yazar, münir derman'ın faydalı eleştiriyi aldatıcı övgüye tercih etme sözünü paylaşıyor ve üzerine düşünülmesini istiyor.

hazretin şu sözü ne kadar çetin: "çok az kimsede kendilerine faideli olan tenkidi, aldatan meth...

orijinal entry → eksisozluk.com

ankara tiftik keçisinin hüzünlü öyküsü notr

AI Özet: yazar, evliya çelebi'nin seyahatname'sinde ankara keçisi'nin yününden yapılan sof kumaşının ne kadar özel olduğundan bahsettiğini söylüyor. bu kumaş, osmanlı döneminde avrupa saraylarında bile gözdeymiş, hatta devletler arası hediyelerde kullanılırmış. peki, bu şöhret nasıl bitti? yazar, konuyu ta baştan alıyor. ankara tiftik keçisi, moğol istilaları sırasında süleyman şah ve ekibiyle türkistan'dan anadolu'ya gelmiş. osman bey döneminde iyice yaygınlaşmış ve ankara, bu keçilerin üretim merkezi olmuş. devlet ve halk, bu değerli mirası korumak için büyük çaba göstermiş, keçilerin anadolu dışına çıkarılmasına izin verilmemiş. sadece işlenmiş ürünler ihraç edilirmiş. sofçu loncaları, tiftiğin kırkımından kumaşa kadar her aşamayı titizlikle denetler, ustalar çıraklarını yetiştirirmiş. bu sistem sayesinde ankara, özellikle 16. yüzyılda parlayan bir mücevher gibiymiş. dünyada "angora goat" adıyla bilinen bu tiftik kumaşına talep o kadar fazlaymış ki, ingiltere gibi ülkeler ham tiftik veya keçi almak istemişler. hatta casuslar gönderilmiş, kaçırma girişimleri olmuş ama çoğu başarısızlıkla sonuçlanmış. ya engellenmişler, ya kısır keçiler kaçırmışlar, ya da iklim uyumsuzluğu yüzünden sonuç alamamışlar. ancak 19. yüzyıla gelindiğinde işler değişmiş. osmanlı'nın çöküş dönemi, göz yumulan kaçırmalar ve rüşvetler derken, tiftik keçisi anadolu dışına çıkarılmış. ingiltere, daha önce yaptığı araştırmalar sonucunda güney afrika'nın uygun iklime sahip olduğunu keşfetmiş ve orada üretime başlamış. yazar, ingilizlerin bu konuda başarılı olmasının nedenini sömürge tecrübelerine bağlıyor, tıpkı hindistan'da yaptıkları gibi.

evliya çelebi, ünlü eseri seyahatname'de ankara ve çevresini anlatırken ankara keçisi hakkında oldukça dikkat çekici ifadeler kullanır ve şöyle söyler: "bu şehrin (ankara'nın) sof kumaşı gayet na...

orijinal entry → eksisozluk.com

rokayı kim yiyor sorunsalı negatif

AI Özet: yazara göre roka, en faydalı yeşil. lif ve demir oranı çok yüksekmiş, bu yüzden marul ve salatalık yerine roka yenmeli diyor. maydanoz ikinci sırada ama tadı keskin olduğu için rokayı tercih ediyormuş. hatta dolapta roka olmayınca kriz geçiriyormuş. sabah kahvaltısında ve ağır yemeklerin yanında çok iyi gidiyormuş, midesini sıfırlıyormuş. (bkz: bitkisel rennie) gibi.

manyak mısınız. dünya üzerindeki en faydalı yeşillik rokadır. lif oranı ve demir minerali en yüksek yeşilliktir. boş boş marul, salatalık otlanacağınıza roka...

orijinal entry → eksisozluk.com

erkeklerin saç değişikliklerini fark edememesi pozitif

AI Özet: yazar, kadınların erkeklerin saç değişikliklerini fark edememesi konusunda haklı olduğunu belirtiyor. kendi saçlarının yarısı beyaz olmasına rağmen, yılda birkaç kez (bkz: just for men) ile saçını siyaha boyadığını ve bu süreçte rengin siyahtan sarı-kahverengiye döndüğünü söylüyor. ancak erkek iş arkadaşlarından hiçbiri bu değişimi fark etmemiş. kadın arkadaşları ise hemen anlamış. ayrıca yazar, uzun yıllar lens kullandıktan sonra ilk kez gözlük takarak işe geldiğinde, erkek çalışma arkadaşlarından birinin "abi sen gözlüğü mü değiştirdin?" diye sorması karşısında şaşkınlığını dile getiriyor. yazar, erkeklerin bu dikkat eksikliği karşısında kadınların haklı olduğunu ve onlarla işlerinin zor olduğunu düşünüyor.

kadınlar bu konuda çok haklıymış.saçlarımda deli gibi beyaz var, nasıl desem, yarısı falan beyazdır. dedim bi fantazi yapacam, just for men diye 5 dakikada saç boyayan bir boya var, ondan aldım, ...

orijinal entry → eksisozluk.com

n'golo kante negatif

AI Özet: yazara göre n'golo kante'yi ismail yüksek'ten ayıran iki temel özellik var. ilki, kante'nin pas arası yeteneği; oyunu iyi okuyarak doğru pozisyon alması ve pasları adeta mıknatıs gibi çekmesi. ikincisi ise topu ele geçirdiğinde en doğru şekilde kullanması; dikine, geri ya da kanatlara açarak oyunu hızla yönlendirmesi. ismail ise topu aldığında gereksiz hareketler yapıp, topu rakibe kaptırabiliyor veya atağı olgunlaştıramıyor. yazara göre ismail'in kante gibi bir oyuncuyla aynı takımda olması bir fırsat ve kendini geliştirmesi halinde büyük bir oyuncu olabileceğini belirtiyor.

ismail yüksek top kapma konusunda kante'den çok da aşağı bir seviyede değil. ancak kante'yi ayıran çok önemli 2 özelliği var. birincisi pas arası. oyunu müthiş biliyor. çok doğru pozisyon alıyor ...

orijinal entry → eksisozluk.com

düş sokağı sakinleri notr

AI Özet: yazar, düş sokağı sakinleri'nin 21 mayıs'ta harbiye'de 25 yıl sonra konser vereceğini belirtiyor.

21 mayıs, harbiye cemil topuzlu açık hava tiyatrosu'nda 25 yıl sonra konser verecek grup.https:...

orijinal entry → eksisozluk.com

somer sivrioğlu negatif

AI Özet: yazar, somer sivrioğlu'nun hürriyet'teki bir yazısını okuduğunu belirtiyor. yazı avustralya'nın gastronomi ekosistemi üzerineymiş ve üzüm, peynir, kasap gibi unsurları içeriyormuş. avustralya üzümlerinin çok övüldüğünü ancak yazıda hiç "şarap" kelimesinin geçmediğini, hatta "içecek" dendiğini fark etmiş. yazar, somer şef'in türkiye'deki üzümlerin potansiyelini beşeri sebeplerle gerçekleştiremediğini söylediğini aktarıyor. yazar, somer şef'in kendi yazısında bile "şarap" diyememesini eleştirerek, sorunun çiftçinin turizme dahil olamaması olmadığını ima ediyor. (bkz: somer sivrioğlu)

kazara hürriyetteki bir yazısına denk geldim. konu avustralya'nın gastronomi ekosistemi. ekosistemin içinde üzüm bağı, peynir üreticisi, kasabı var. bölgenin etinden sütünden üzümünden güzel güze...

orijinal entry → eksisozluk.com

ursula k. le guin pozitif

AI Özet: yazar, ursula k. le guin'in muazzam bir yazar olduğunu düşünüyor. gençliğinde tolkien'i sevdiğini ama yaş kemale erince yerdeniz serisine tekrar başlayıp le guin'i tekrar tanıdığında tolkien'den daha çok sevdiğini belirtiyor. tolkien'le le guin arasındaki farkı iki büyücü üzerinden açıklıyor. gandalf'ı bir "kingmaker" olarak tanımlıyor; büyü yapmaktan çekinse ve kudret sahibi olmaya heves duymasa bile, büyük olayların planlayıcısı ve yönlendiricisi olarak perde arkasındaki yarı-tanrısal bir figür olduğunu söylüyor. bilgeliğini, şefkatini, bazen ağırbaşlı bazen muzip oluşunu ve küçük şeylerde büyük anlamlar görebilmesini bir azize benzetiyor, göksel iradenin tebliğcisi ve düzeltici olduğunu ifade ediyor. ogion'u ise daha çok doğu inançları ve mistisizmiyle harmanlanmış bir karakter olarak görüyor, adeta "sadece bir uyarıcı" olduğunu söylüyor. ogion'un hayatın iyi ve kötü yanlarının sırrına ermiş olduğunu, büyü yapmaya ihtiyaç bile duymadığını belirtiyor. büyünün sıradan bir şey olduğunu, tabiatın var olduğu ve işlediği haliyle zaten mükemmel olduğunu bildiğini, geleceğin ne getirecekse getireceğini, dünyanın devranının nasıl dönecekse döneceğini kabul ettiğini vurguluyor. gandalf'ın varlık üzerinde kontrol sahibi olabileceğini bildiğini ama bunun felaket getirmesinden çekindiğini, ogion'un ise ne yaparsa yapsın varlık üzerinde kontrol sahibi olamayacağını, hiç kimsenin de olamayacağını çoktan idrak ettiğini söylüyor. gandalf'ı mevlana'ya, ogion'u ise yunus emre'ye benzetiyor. mevlana'nın mesnevi'yi yunus emre'ye okuttuğu ve yunus'un "uzun yazmışsın, ben olsam [ete kemiğe büründüm, yunus olup göründüm] der, başka kelam etmezdim" dediği efsaneyi hatırlatarak, ikisi arasındaki farkın tam da bu olduğunu belirtiyor. tolkien'le le guin arasındaki farkın da tam olarak böyle olduğunu ekliyor. tolkien'i hakiki bir profesöre benzetiyor; orta dünya okumanın tarih dersi dinlemek gibi olduğunu, iyi bir profesörün öğrenciyi sıkmadan anektodlarla ve yaşata yaşata anlattığını ifade ediyor. le guin'i ise daha çok günlüğünü okutan bir arkadaşa benzetiyor. okuyucusuna karşı çok dostane ve samimi olduğunu, bir lafı anlatmak için bin kelam etmediğini, derdini açık açık söyleyecek kadar cesur olduğunu, az kelimeyle çok şey anlatmayı seçtiği zaman da okuyucunun ferasetine güvenecek kadar mütevazı olduğunu söylüyor. sanki kırk yıllık iki arkadaşın sadece birbirlerinin anlayacağı kelimeleri seçerek, yaşanmışlığı sözlük edinip konuştukları gibi, le guin'in de okuyucusuna bu duyguyla anlattığını ve sözüne derinlik kattığını belirtiyor. bu iki yazar dışında kıyaslayacak üçüncü bir isim bulmakta zorlandığını, zira diğer yazarların fantaziyi fantastik olsun diye yazmış gibi geldiğini ifade ediyor. oysa masalların, mitlerin ve hurafelerin fantastik olsun diye değil, bir derdi daha iyi anlatabilmek için doğaüstü unsurlarla örülü olduğunu düşünüyor. bu nedenle başka yazarların kendisine doğal gelmediğini belirtiyor. dede korkut'tan örnek vererek, al kanatlı azrail'in epik bir sahne olsun diye değil, okuyucuya bir şeyi daha iyi anlatmak için kullanıldığını söylüyor.

muazzam bir yazar.gençliğimde tolkien'i severdim. yaş kemale erdi, yerdeniz serisine tekrar başlayınca leguin'i tekrar tanıdım ve tolkien'den daha çok sevdim.tolkien'le leguin arasındaki farkı ik...

orijinal entry → eksisozluk.com

uldız notr

AI Özet: yazara göre, uldız veya uldin, beşinci yüzyılın başlarında avrupa'daki hunların lideriymiş. yazar, hunların anadolu'ya düzenlediği seferi doğrudan uldız'la ilişkilendirmenin biraz zorlama olduğunu belirtiyor. çünkü 370'li yılların sonlarında tarih sahnesinden çekilen hun lideri balamir'in ardılının kim olduğu kesin olarak bilinmiyormuş. hatta balamir zamanında ve sonrasında kafkasya'yla transilvanya arasına yayılmış olan hun topluluklarının tek bir merkezi yönetime bağlı olup olmadığı bile muğlakmış. diğer yandan, hunların anadolu'ya düzenlediği sefer 395-396 yıllarını kapsıyormuş. bu süreçte anadolu'yu ve mezopotamya'yı talan etmişler, neticede ise sasani kuvvetleri karşısında tutunamayarak kafkasya'ya geri çekilmişler. uldız ise beşinci yüzyılın başında tuna boylarında belirginleşen bir isimmiş ve uldız'ın faaliyet gösterdiği saha tümüyle doğu avrupa'ymış. dolayısıyla bu durum ve uldız'ın kariyeri, uldız'ın kafkasya'daki hunlardan ziyade, batıyı mesken edinme gayretindeki bir hun grubunun lideri olduğu kanısını doğuruyormuş. (bkz: #182685306) yazar, uldız'ın doğu romalı elçiye kestiği şu racona da değiniyor: "güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar fethederim." bu sözün söylendiği ortama bakıldığında bir meydan okuma, bir racon olduğu açıkmış. fakat en önemlisi de göçebe, yurt arayışındaki hunların hayat tarzını, yaşam felsefesini de yansıtan bir sözmüş. kavimler göçü döneminde kafkasya'daki hunların da tuna boylarındaki hunların da hareket motivasyonu buymuş. pek tabii gelecekte attila'nın politikalarını da bu anlayış şekillendirecekmiş. yazar, bu sözü söyleyen uldız'ın sözünün altını doldurup dolduramadığını ve meselenin siyasi tarafını da irdeliyor. bu konuda bir kanaate varabilmek için uldız'ın kariyerine kısaca bakmak gerektiğini belirtiyor. öncelikle kendisi, beşinci yüzyılın başlarında tuna nehri civarına yerleşmiş bir hun grubunun lideri olarak karşımıza çıkıyormuş. 400-401 yıllarında, doğu roma imparatoru arcadius'u epey zorlayan isyancı gainas balkanlar'a çekildiğinde, uldız ani bir baskın düzenleyerek onu bozguna uğratmış ve kesik başını imparatora göndermişti. bunun üzerine arcadius, uldız'a hediyeler yollamış ve aynı zamanda onu "comes" unvanıyla onurlandırmış. böylelikle iki taraf arasında müttefiklik ilişkileri başlamış. fakat gainas'ın ortadan kalkması ve üzerine arcadius'un uldız'la yakın ilişkiler kurması, doğal olarak balkanlar'daki güç dengesini tümüyle bozmuş. bu yakınlaşmanın, balkanlar'a yerleşik got gruplarının batıya yönelmesinde önemli bir etken olduğu düşünülüyormuş. nitekim hem radagaisus'un hem de alaric'in gotları gözlerini tümüyle batı roma imparatorluğu'nun kalbine dikmeye başlamış. o yıllarda batı roma'nın asıl muktediri general stilicho'ymuş. imparator honorius'u parmağında çeviren stilicho, doğu roma hükümetiyle uzun zamandır çekişme içindeymiş.

uldız veya uldin, beşinci asrın başlarında avrupa'daki hunların lideridir.öncelikle şunu belirtmek gerekir ki —yukarıda @hazarya nickli yazar arkadaşın yaptığı gibi— hunların anadolu'ya düzenledi...

orijinal entry → eksisozluk.com

ingiltere negatif

AI Özet: yazar, 1914-1918 yılları arasında ingiliz ordusunun kendi askerlerinden 306'sını şafak vakti idam ettiğini anlatıyor. bu askerlerin firar ve korkaklık gibi suçlamalarla gözleri bağlı ve kazığa bağlanmış halde, kendi alaylarından askerler tarafından kurşuna dizildiğini belirtiyor. yazar, bu kişilerin çoğunun aslında vatanseverlikten gönüllü olan ve batı cephesindeki korkunç koşullara dayanamayan siviller olduğunu vurguluyor. batı cephesinin geleneksel bir savaş alanı olmadığını, yıllarca süren topçu bombardımanı, fareli siperler, kitlesel ölümler ve sürekli saldırı beklentisiyle dolu olduğunu açıklıyor. askerlerin arkadaşlarının gözleri önünde yok olduğunu, aylarca doğru düzgün uyuyamadıklarını, titreme, felç, körlük ve psikolojik çöküntü yaşadıklarını belirtiyor. ordunun bu duruma "savaş travması" dediğini, ancak cepheye dönemeyen askerleri bazen "korkaklıkla" suçladığını ekliyor. duruşmaların kısa ve adaletsiz olduğunu, birçok askerin savunmasız olduğunu veya haklarından habersiz olduğunu, hatta bazılarının aynı gün yargılanıp idam edildiğini söylüyor. aynı rahatsızlıklardan muzdarip subaylara nevrasteni teşhisi konulup tıbbi izin verilirken, erlerin vurulabildiğini, bunun savaş travmasının ele alınışındaki sınıf farkını açıkça gösterdiğini belirtiyor. yazar, hükümeti harekete geçmeye zorlayan olayın, 1916'da korkaklıktan idam edilen 25 yaşındaki er harry farr'ın davası olduğunu anlatıyor. farr'ın savaş travması nedeniyle hastaneye kaldırılıp tekrar cepheye gönderildiğini, ancak tekrar fenalaştığını belirtiyor. kızı gertrude'ün babasının korkak olmadığını savunarak savunma bakanlığı'na karşı hukuki mücadele başlattığını ve ağustos 2006'da, gertrude 93 yaşındayken, savunma bakanı des browne'ın 306 adamın tamamı için genel af ilan ettiğini söylüyor. cinayet ve isyan suçlarından hüküm giyen diğer kırk kişinin af kapsamı dışında bırakıldığını, affın 2006 silahlı kuvvetler yasası uyarınca ertesi yıl yasal olarak yürürlüğe girdiğini ekliyor. af kararlarının tartışmasız olmadığını, browne'ın açıklamasında, affın o dönemin usul ve yargılarına şüphe düşürmediği ve orijinal cezaları iptal etmediği uyarısının yer aldığını belirtiyor. af ile değişenin, bu kişilerin artık savaş kurbanı olarak tanınacak olması olduğunu söylüyor. staffordshire'daki ulusal anıt ağaçlığı'nda bulunan "şafak vaktinde kurşuna dizilme anıtı"nın, af kararları verildiğinde zaten beş yıldır ayakta olduğunu anlatıyor. 2001'de açılan anıtın, gözleri bağlı ve kazığa bağlanmış genç bir askeri tasvir ettiğini, figürün askere yazılırken yaşını yanlış beyan eden ve firar suçundan kurşuna dizildiğinde on yedi yaşında olan er herbert burden'dan esinlenerek yapıldığını belirtiyor. merkezdeki figürün etrafında, her bir idam edilen askerin adının yazılı olduğu ayrı ayrı tahta kazıkların yarım daire şeklinde düzenlendiğini ve etkinin kasıtlı olarak ezici olduğunu ekliyor. birçok aile için bu anıtın önemli olduğunu vurguluyor.

1914-1918 yılları arasında ingiliz ordusu, şafak vakti kendi askerlerinden 306'sını kurşuna dizdi. askerler, gözleri bağlı, kazığa bağlanmış halde, kendi alaylarından askerler tarafından kurşuna ...

orijinal entry → eksisozluk.com

en güzel kitap kapakları pozitif

AI Özet: yazara göre alain-fournier'nin poems kitabının kapağı oldukça hoş. yazar, yazarın diğer kitapları ve özellikle le grand meaulnes için de güzel tasarımlar olduğunu belirtiyor. farklı dillerdeki birçok baskısından örnekler birleştirmiş.

alain-fournier'nin poems isimli şiir kitabının kapağı çok hoşuma gidiyor. diğer kitaplarına da baktı...

orijinal entry → eksisozluk.com

paris texas negatif

AI Özet: yazar, "paris, texas" filmini yol filmi olmasa da kahramanın geçmişiyle şimdiki zamanı arasındaki yolculuğunu konu alan bir film olarak tanımlıyor. filmin başında çölde bilincini kaybetmiş, ailesine ve geçmişine dönen sessiz bir adamı izlediğimizi belirtiyor. ilk yarım saat adam hakkında hiçbir şey bilmediğimizi, konuşmadığını ve tepki vermediğini ekliyor. yarım saat sonra söylediği tek kelimeyle kendini anlatmaya başladığını, kelimeleri unutmuş, hafızası zayıflamış, gerçek dünyaya yeniden dahil olmaya çalışan bir adam gördüğümüzü söylüyor. zamanla arkasında bıraktıklarını, oğlu ve karısını hatırlamaya başladığını, bir baba ve eş olarak yok saydığı ve unutmak istediği hayatının videolarda karşısına çıktığını ifade ediyor. yeniden baba olmayı öğrenmeye çalıştığını, baba olmanın ne demek olduğunu fotoğraflarda aradığını belirtiyor. oğluyla bağ kurmasının ardından baba-oğulun ailenin kayıp parçasının peşine düştüğünü ekliyor. filmin son yarım saatinin sinema tarihinin en güzel yüzleşmelerinden biri olabileceğini düşünen yazar, filmin başında konuşmayan travis'in uzun ve acı verici dürüstlükteki konuşmasını dinlediğimizi vurguluyor. sahnede mükemmel bir mizansen olduğunu, tek taraflı bir aynanın arkasında günah çıkartırcasına kendini anlatan travis'in yüzleşemediği acılarını 3. tekil şahıslar üzerinden anlattığı itirafına şahit olduğumuzu belirtiyor. yargısız dinleyen ve onu tanımayan karısıyla birlikte bu kaçış hikayesinin nedenlerini de öğrenmeye başladığımızı söylüyor. sevginin takıntılı yanlarını, kıskançlığın nasıl zehirlediğini ve hatalarını aynaya arkası dönük halde yüzleşemeden anlatan travis'i dinlediğimizi ifade ediyor. bir başkasının hikayesinde benzerlikler bulan jane'in bu hikayeye dahil olduğu anı, ışıklarla yaratılan zıtlıkları, aynayla yaratılmış uçurumu; ne beraber yaşamayı ne de anne baba olmayı becerememiş iki insanın pişmanlıklarını ancak tüm itiraflardan sonra birleştikleri o anı vurguluyor. kendinden uzaklaşmış, artık geriye dönemeyecek bir babanın ailenin kalanı için yarattığı, kendisinin dahil olmadığı mutlu sonu anlatıyor. "seni ayıran bendim ve seni tekrar bir araya getirmek sana borcum ama seninle kalamam. olanları asla iyileştiremem." cümlesine yer veriyor ve yolculukla başlayan bu filmin yolculukla bittiğini belirtiyor. (bkz: paris texas) (bkz: wim wenders)

yol filmi olmayan bir yol filmi ancak belki de asıl yolculuk kahramanın geçmişiyle şimdiki zamanı arasında geçendir.--- spoiler ---çölde susuzluktan bilincini kaybetmesiyle ailesine ve geçmişine ...

orijinal entry → eksisozluk.com

project hail mary negatif

AI Özet: yazar, project hail mary başlığı altında yaptığı yorumda, (bkz: #182953728) numaralı yorumu "mükemmel" buluyor ve bu bakış açısıyla imdb top 250'deki ilk 10 filmin konularını özetliyor. mesela, the shawshank redemption'ı, haksız yere hapse giren bir muhasebecinin yirmi yıl boyunca duvarı kazıp en sonunda 500 metrelik lağım borusunda yüzerek tatile gitmesi olarak anlatıyor. the godfather'da kedisini seven boğuk sesli bir dedenin ölmemesi için, "ben bu işlere girmem" diyen oğlunun bütün sülaleyi birbirine kırdırıp mafya babası olduğunu belirtiyor. the dark knight'ı ise yarasa kostümlü bir zenginin, suratına ruj süren bir delinin paraları yakıp etrafı havaya uçurmasını engellemek için bütün şehri birbirine katması şeklinde özetliyor. the godfather part ıı'de bir adamın babasının çocukluk anıları eşliğinde, kendi öz kardeşini gölde balık tutarken vurdurup evde tek başına oturduğunu söylüyor. 12 angry men'de ise vantilatörü bozuk, sıcak bir odada 12 adamın "çocuk bıçağı öyle mi tuttu böyle mi tuttu" diye saatlerce boş yapıp sonunda pes ettiğini anlatıyor. schindler's list'i, alman bir iş adamının fabrika kurup köşeyi döneceğine, oturup sürekli bir isim listesi yazıp beş parasız kalması olarak özetliyor. the lord of the rings: the return of the king'de boyu kısa bir elemanın binlerce kilometre yolu yürüyüp parmağındaki tek bir yüzüğü dağın tepesinden aşağı fırlattığını belirtiyor. pulp fiction'da takım elbiseli iki tipin hamburger ve ayak masajı hakkında felsefe yaparken yanlışlıkla arabanın arka koltuğuna beyin sıçrattığını söylüyor. the good, the bad and the ugly'de üç tane kirli ve terli adamın bir mezarlıktaki altın dolu çukur için birbirlerine dakikalarca yan yan bakıp müzik dinlediğini anlatıyor. son olarak the lord of the rings: the fellowship of the ring'i, bir grup arkadaşın ormanda yürüyüşe çıkıp yolda karşılaştıkları tiplerle kavga edince grubu hemen dağıtması olarak özetliyor. yazar, bu özetlerin en karmaşık senaryoları bile "ne gerek vardı şimdi buna" noktasına getirdiğini, bir filmi ne kadar ciddiye alırsan al, birisinin onu her zaman "bir grup adamın bir yerden bir yere gitmesi" şeklinde özetleyebileceğini belirtiyor. ekşi sözlük'ün "bi şeyi beğenmeme timi"nin yine iş başında olduğunu ima ediyor. project hail mary'nin "bir mucize oldu ve dünya kurtuldu" diyen bir film olmadığını, aksine "elimde bir bilgisayar ve biraz kimya var, dünyayı kurtarabilir miyiz acaba" diyen bir hikaye olduğunu vurguluyor. the martian'ı sevenlerin bu filmi de seveceğini ekliyor ve filmin yazarının aynı olduğunu öğrendiğinde yüzünde tatlı bir gülümseme oluştuğunu belirtiyor.

(bkz: #182953728)mükemmel yorum. şimdi aynı mükemmel bakış açısı ile imdb top 250'deki ilk 10 filmin konularına bakalım.1. the shawshank redemption (esaretin bedeli): haksız yere hapse giren bir ...

orijinal entry → eksisozluk.com

metallica pozitif

AI Özet: yazar, metallica ile tanışmasını 89 senesine dayandırıyor. o dönem kasetçalardan gelen o "çugugugu çuk çuk" sesinin babasının akustik gitarına ya da amcasının arabesk müziğine benzemediğini belirtiyor. james hetfield'ın o dönemki sarı saçlı, enerjik duruşlu haliyle sağ elini dikiş makinesi gibi aşağı doğru vurarak bir şeyler yaptığını anlatıyor. metallica'nın sıradan bir gürültü makinesi olmaktan çıkıp müzik tarihinin zirvesine oturmasında bu downpicking tekniğinin etkisini anlamasının birkaç yıl sürdüğünü söylüyor. palm mute yapıp mi telini döverken, amfideki mid frekanslarını o kadar kıstıklarını ki hoparlörden sanki birinin "hssşşşş bakkk kafa atarım" dediğini düşündüğünü belirtiyor. sırf bu aşağı vuruş yüzünden lisede sağ kol kasının sol kolunun iki katı olduğunu ve babasının bu duruma şüpheyle yaklaştığını, kendisinin ise master of puppets çalmaya çalıştığını söylediğinde inanmadığını esprili bir dille ekliyor. yazar, rifflerinin tekniğinin sadece saf bir agresyondan ibaret olmadığını, dinleyiciyi yakalamalarının arkasında müthiş bir kurnazlık ve klasik müzik armonisi gizli olduğunu ifade ediyor. şarkıların akustik bir intro ile başlayıp rehavet ve güven telkin ettiğini, sonra bam diye baterinin girdiğini anlatıyor. lars'ın o dönemler metronom gibi vurduğunu, dinleyici tam thrash metal bu, kafa sallayacağız derken araya beklenmedik bir armoni veya köprü sıkıştırarak beynin zonklamasını sağladıklarını belirtiyor. yırtıcı müziğin ve hırçın distortion'ın içinde pırıl pırıl bir melodinin aktığını ve insanı bu tezattan yakaladıklarını vurguluyor. kill 'em all ile başlayıp ride the lightning, master of puppets, and justice for all ve black albüm'e kadar olan ilk beş albümlük süreçte onları biricik yapan unsurun cliff burton faktörü olduğunu söylüyor. burton'ın gruba müzik teorisi getirdiğini, "buralara armonik minör koyalım, bach gibi duyulsun" demiş olabileceğini tahmin ediyor. bu özel ismin vefatının bir devri kapattığını ancak ilk beş albümle çıktıkları tepenin sıradan bir grubun çıkabileceği bir yer olmadığını ve oradan aşağı inmenin de mesele olduğunu ekliyor. sonrasında kırılma anının geldiğini, saçların kesildiğini, load ve reload albümlerinin çıktığını belirtiyor. ilk dönem hayranlarının "davayı sattınız!" diyerek saç baş yolduğunu ve küfürlerin koptuğunu anlatıyor. ancak yazar, adamların yerlerinde sayıp kendilerinin karikatürü olmak yerine tarzlarını evrimleştirdiklerini ve soundlarını esnettiklerini savunuyor. st. anger albümündeki teneke trampet sesini (çünkü gerçekten bir bisküvi tenekesine vurulduğunu) bir kenara ayırsa da, yoğun eleştiri aldıkları ve bittikleri söylenen dönemlerde bile kitlelerini akıl almaz derecede büyüttüklerini, stadyumlara sığmaz olduklarını ve dünyayı üç tur döndüklerini ifade ediyor. hatta kötü albüm diyerek cd'yi yere çalanların bile stadyumda o şarkılara avaz avaz eşlik ettiğini ekliyor. hülasa, metallica'nın öyle böyle değil, hayatımızın bir parçası olduğunu belirtiyor.

sene 89 filan, kasetçalara bir şey takmışız, hoparlörden bir çugugugu çuk çuk sesi geliyor. diyorum ki ulan bu ne? babamın akustik gitarına benzemiyor, amcamın kafa ütüleyen arabesk teybi değil, ...

orijinal entry → eksisozluk.com

alperen şengün negatif

AI Özet: yazar, golden state warriors maçında 15 sayı fark oluştuğunda udoka'nın alperen'i oyuna sokmayacağını, farkın kapanacağını ve son çare olarak alperen'i soğumuşken oyuna alıp maçı kaybedeceğini düşünüyor. yazara göre, takım alperen iyi oynarsa ve uzun süre oyunda kalırsa kazanabiliyor, ancak udoka'nın (bkz: oyuncu değişiklikleri) ve (bkz: sporcu psikolojisi) konularında yetersiz olduğunu belirtiyor. udoka'nın egosu yüksek, basketboldan anlamayan biri olduğunu iddia ediyor. edit kısmında ise, dediklerinin çıktığını ancak durant'ın sıkıştığı için alperen'e pas vermek zorunda kaldığını ve alperen'in maçı kazandırdığını, udoka'nın alperen'i son saniyelerde kenara alma alışkanlığının bu sefer işe yaramadığını ve (bkz: clutch game winner) ile eleştirenlere cevap verdiğini ekliyor.

gswye karşı 15 fark oldu.udokayı tanıyorsam, alpereni oyuna sokmaz. 15 fark kapanır. alperen iyice soğumuşken son çare sokar ve maçı kaybeder. udoka olmak, geri zekalı olmak bunu gerektirir.bu ta...

orijinal entry → eksisozluk.com

altay cem meriç negatif

AI Özet: yazar, altay cem meriç'in freud'a yönelik eleştirilerini ele alıyor. yazar diyor ki, meriç'in freud'a "sapkın ve na-bilimsel" demesi, sanki seküler dünyanın peygamberine laf edilmiş gibi bir algı yaratıyor ve bu durumun asıl sıkıntının kaynağı olduğunu belirtiyor. yazar, meriç'in önce bir "saman adam" yarattığını, sonra ona saldırdığını ve kendileri bu cehaleti yüzlerine vurunca kibirli olduklarını söylüyor. yazar, freud'a yönelik eleştirilerin, jung'dan başlayarak, bizzat seküler dünyanın bilim insanlarından geldiğini ve bu eleştirilerin çok sert olabildiğini ifade ediyor. ancak bu eleştirilerin bile freud'un psikolojiye kattıklarını yok saymadığını vurguluyor. freud'un yöntemlerinin üzerine binlerce tuğla eklendiğini ve psikoterapinin bu sayede evrildiğini, bu evrilmeyi sağlayan şeyin de yine seküler dünyanın bilimsel metodolojisi olduğunu belirtiyor. meriç'in "lan freud diye birine rast geldim, nelerini yakaladım nelerini" diye caka satmasını ve bunu sanki daha önce kimse yapmamış gibi havalanmasını eleştiriyor. yazar, kendisinin 17 yaşındayken, kıçı kırık bir işletme öğrencisiyken bile psikoloji dersinde freud'un doğrularını, yanlışlarını ve eleştirileri dakikalarca dinlediğini anlatıyor. hatta psikoloji bölümü veya psikiyatri uzmanlık eğitimi değil, işletme bölümü olduğunun altını çiziyor ve meriç'e "mağran serin miydi birader!" diye takılıyor. yazar, freud için yazdıklarının neredeyse tamamının darwin için de geçerli olduğunu ekliyor. darwin'in açtığı kapıdan birçok bilim insanının girdiğini, meşhur kitabındaki eksikleri kapattıklarını ve yanlışları düzelttiklerini belirtiyor. ancak bunun darwin'i kıymetsiz yapmadığını, hala bilim dünyasının önemli kilometre taşlarından biri olduğunu söylüyor. yazar, bilimin böyle işlediğine inanmasını istiyor.

--- spoiler ---...freud gibi sapkın ve na bilimsel adamlara laf edince seküler dünyanın peygamberi zan altında kaldı, acı oradan geliyor.--- spoiler ---güzel kardeşim önce bir saman adam yaratıyo...

orijinal entry → eksisozluk.com

yılmaz özdil negatif

AI Özet: yazar, yılmaz özdil'in genel yayın yönetmenliğini beceremediğini, kanalında canlı yayın hataları yaşandığını ve komik durumlar oluştuğunu belirtiyor. özdil'in kanaldaki çalışanların yarısını işten çıkarıp yerlerine yayın sorunlarını çözemeyen kişiler aldığını söylüyor. kanalın reytinglerinin düşmesinden sonra kovulacağını anlayan özdil'in, (bkz: burhanettin bulut)'a saldırdığını ve algı yapmaya çalıştığını iddia ediyor. yazar, burhanettin bulut'un kendi partisinden bile eleştirildiğini, ancak özdil'in onu kullanarak (bkz: burak akbay)'a adam kovdurduğunu söylemesine inanmadığını ekliyor. son olarak, özdil'e "ağlayacaksan oynamayalım" diyerek gönderme yapıyor.

genel yayın yönetmenliğini yüzüne gözüne bulaştırıp, kanalında canlı yayına yanlış fotoğraf verildiğini anlayacak veya uyaracak kimse bırakmayan, reha muhtarvari komediler oynatan, ayağının tozuy...

orijinal entry → eksisozluk.com

saygı notr

AI Özet: yazara göre günümüzde "saygı" denince akla genellikle kibarlık ve nezaket geliyor. ancak yazar, kelimenin asıl derinliğini türkçenin "sa-" kökünde buluyor. bu kök, her şeyden önce ölçmek, hesap etmek ve değer biçmek anlamına geliyormuş. yani saygı, bu zihinsel hesap işinin en adil ve insani sonucuymuş. yazar diyor ki, birini "saymak" demek, onu zihinde tartıp ölçmek ve sonunda "bu insan hak ettiği yere layıktır" diye hüküm vermek demek. bu hüküm, saygının ta kendisiymiş. rastgele bir duygu değil, bilinçli bir hesap sonucuymuş. "sa-" kökünün türkçede farklı zihinsel hesap işlemlerini oluşturduğunu belirtiyor yazar: sayı ve saymak: çokluğu birimlere ayırarak tespit etmek, hesabın en somut haliymiş. sanmak ve sanı: bir durum üzerine zihinde hesap kitap yaparak karar vermekmiş. "sanıyorum" demek, "böyle hesap ediyorum" demekmiş. sakınmak: atılacak adımı önceden hesap edip tedbir almakmış. saygı: bir kimsenin değerini zihinde hesap ederek ona hak ettiği yeri vermekmiş. birini "saymak", o kişinin bu hesaptan olumlu not aldığı anlamına geliyormuş. san (unvan / şöhret): bir kişinin toplum nezdindeki "ölçüsü" ve hesabıymış. san sahibi birinin toplumsal değeri, toplum tarafından hesaplanmış ve tescillenmiş oluyormuş. satmak: bir malın kar-zarar hesabını yapıp, değerini ölçerek elden çıkarmakmış. sataşmak: alacak verecek meselesi nedeniyle hesaplaşmakmış (bkz: sataşmak/@tarihi kisilik). yazar, türkçede 'sa-' kökünün rastgeleliğe yer bırakmadığını, her şeyin zihinsel bir hesap sürecine bağlı olduğunu vurguluyor. bu yüzden saygı "duyulmaz", "gösterilir"miş. gösterilen bu saygı, karşıdakinin değerine biçilen en somut hesapmış. ancak, adaletli bir hesap yapamayanın gerçek anlamda saygı göstermesinin de mümkün olmadığını ekliyor. nezaket, formel ve herkese eşit dağıtılabilirken; saygı, hak edişe dayalı, ölçülüp biçilmiş ve kişiye özel bir hesap sonucuymuş. ek olarak yazar, türkolog clauson'ın "an etymological dictionary of pre-thirteenth-century turkish" adlı eserinde "sa-" kökünün sadece rakamsal bir işlem değil, aynı zamanda "düşünmek, addetmek ve değer biçmek" olduğunu belirttiğini aktarıyor. sa:tur- örneği, saygının aslında bir tespit ve tescil meselesi olduğunu gösteriyormuş. yani birini "saymak", onun niteliğini zihinde tartmak, bir sonuca varmak ve bu hesabın neticesinde ona hakkı olan yeri teslim etmekmiş.

günümüzde “saygı” denince çoğu insanın aklına genellikle yalnızca nezaket, kibarca davranış gibi eylemler gelir. oysa kelimenin asıl derinliği, türkçenin “sa-” kökünde saklıdır. bu kök, her şeyde...

orijinal entry → eksisozluk.com

geceye bir türkü bırak negatif

AI Özet: yazar, aşık mahzuni şerif'e ait "merdo" türküsünü ve edip akbayram'ın yorumunu anarak rahmet diliyor. türkünün hikayesini anlatıyor: merdo, pınar başında gördüğü bir kıza aşık olan fakir ve öksüz bir delikanlıymış. kız da ona aşık olmuş. gizlice buluşup küçük dünyalarını paylaşmışlar. ancak komşu köyden yaşlı ve varlıklı bir adam, karısı ölünce kendisine bakacak bir eş arayışına girmiş. kızın güzelliğini duyunca babasından istemiş ve baba da kızını vermiş. merdo'nun içi yanmış ama ses çıkaramamış, sadece sevmeye devam etmiş. her gün gizlice kızın köyüne gidip uzaktan bakmış. köyler arasında bir köprü varmış ve bu köprünün başında köyün "değişik delisi" dururmuş. bu deli, herkesin göremediği gerçeği görmüş ve merdo her geçtiğinde ona "gitme", "dön" diye seslenmiş. bir süre sonra yaşlı adam gerçeği hissetmiş ve kıza, birbirlerini sevdiklerini bilseydi onu asla almayacağını söylemiş. "kimse görmeden görüşebilirsiniz, sadece beni utandıracak şeyler olmasın, ben ölünce de evlenirsiniz" diyerek kısıtlı bir izin vermiş. bu izin zamanla rahatlık getirince köylülerin dedikoduları artmış ve yaşlı adamı etkilemişler. sonunda adam, silahını alıp köprünün başına pusu kurmuş. merdo, her zamanki gibi sevdiğine gitmek için köprüye yürümüş. değişik deli yine bağırmış, engellemeye çalışmış ama merdo durmamış. o köprü, merdo için bir son olmuş ve pusuya düşerek vurulmuş. yazar, geriye büyük ozan mahzuni şerif'e ait bu güzel türkünün kaldığını belirtiyor ve türkünün sözlerini de ekliyor. (bkz: merdo) (bkz: aşık mahzuni şerif) (bkz: edip akbayram)

merdo-aşık mahzuni şerifmerdo-edip akbayramaşık mahzuni şerife ait güzel bir türkü..onunla da özdeşleştiği için edip akbayramı atlayamadım..rahmetle anarım..hikaye:merdo yıllar önce memleketin bi...

orijinal entry → eksisozluk.com

mangal yakamayan erkek negatif

AI Özet: yazara göre, 96 yaşından gün almaya başlayacak olmasına rağmen henüz mangal yakamayan bir erkekle karşılaşmamış. yazar, mangal yakamamanın mümkün olduğuna inanmıyor, asıl sorunun eti düzgün pişirememek olduğunu düşünüyor. bunu da birkaç deneme ile eğitimli bir maymunun bile öğrenebileceğini belirtiyor. yazara göre, erkeklerin üç dalı yan yana koyup çakmak çakmakla övünmeleri, olmayan ezik bir karakter uydurup onu aşağılayarak yücelme çabası. bu durumun bir adım sonrasının yüksek bir tepeye çıkıp "erkeklik organım var" diye bağırmak olduğunu belirtiyor. erkek cinsiyetine sahip olmanın gurur duyulacak bir şey olmadığını, bir kadının mangal yakabildiği için bir erkeğe düşeceğini düşünmenin gereksiz olduğunu vurguluyor. yazar, bu tür davranışları bırakıp sevilen şeyleri daha iyi yapabilmek için emek harcanmasını ve bu şeylerin mangal yakmak gibi basit aktivitelerden daha karmaşık olmasını öneriyor.

gelecek ay 96 yaşımdan gün almaya başlayacağım henüz mangal yakamayan bir erkekle karşılaşmadım. mangal yakamamak diye bir şeyin olabileceğine de inanmıyorum. mangal aktivitesinde asıl sorun eti ...

orijinal entry → eksisozluk.com

teknoloji negatif

AI Özet: yazar, en basit haliyle insanın bir hisler yumağı olduğunu, hisler çıkarıldığında geriye sadece son kullanma tarihi olan bir et-kemik yığını kaldığını belirtiyor. görmek, duymak, algılamak, gülmek, sevmek, yapmak veya yapamamak gibi eylemlerin insan türünün hikayesi olduğunu söylüyor. kiminin evinde hiç kullanmadığı havuzu varken, kiminin en büyük hayalinin bir ev olduğunu, kimilerinin sevdiklerini kaybettiği için derin bir yas tuttuğunu, kimilerinin ise hayatta olan yakınlarıyla etkileşimden kaçındığını dile getiriyor. yazara göre yaşam, somut olarak sahip olunanlardan çok, o şeylere karşı hissedilenlerle ilgili. süresi kısıtlı olsa da hayatın sürprizler, tesadüfler, yolculuklar, anılar, dostlar ve aşklarla eğlenceli olduğunu ekliyor. yazar, sevilen bir şarkıya radyoda denk gelmenin, takımın maçı için bilet kuyruğunda sabahlamanın, başka bir şehirde sevilen biriyle karşılaşmanın, daha önce hiç yapmadığı bir şeyi becermenin, olaylar karşısında kendine özgü bir akıl yürütmenin, el ve zihinsel becerilerle diğerlerinden ayrılmanın, bilişsel kapasite oranında analitik tecrübeler edinmenin önemine vurgu yapıyor. hiçbir kaynaktan etkilenmeyen benzersiz tavırların ve kişisel edinimlerle örülen kendiliğin değerini belirtiyor. fotoğrafçıdan alınan filmlerin heyecanını, şans eseri güzel çıkan fotoğrafların verdiği hissi bambaşka olarak tanımlıyor ve bu hislerin parayla ya da inovatif tekniklerle ne kadar sürede üretilebileceğini sorguluyor. ancak yazar, bu hikayenin bittiğini söylüyor. artık biletlerin tek tuşla alındığını, müziğin uygulamadan açıldığını, fotoğrafların beğenene kadar detaylıca çekildiğini, bir şeyler yapmadan önce yüzlerce belge okunduğunu, yani kısaca yapılmışın tekrarlandığını ve söyleneni yaptığımızı ifade ediyor. fotoğrafların artık hep mükemmel olduğunu, güneş olmasa bile efektlerle tasarlandığını belirtiyor. eskiden 10 yılda sıkılmadığı şarkılardan şimdi 10 günde sıkıldığını ama olsun, sonuçta tek tuşla sıkıldığını ironik bir dille dile getiriyor. kimsenin yaptığı pizzanın heyecanlandırmadığını, ikamesinin 30 dakikada kapıda olduğunu ekliyor. mantı açabilen biriyle markete gidebilen biri arasında en ufak bir beceri farkı kalmadığını söylüyor. yazara göre teknoloji, yaşamdaki tek amacı "hissetmek" olan insan türünden hislerini aldı. henüz dijital ortamda olan bu durumun, bir süre sonra bedenselliğe ulaşması durumunda talebin sınırsız olacağını öngörüyor. birinin yerine işe gitmek, araba kullanmak, hatta seks yapmak, huzurlu hissetmek, mutlu olmak gibi şeylerin uğraştırmadan yapılmasının istenebileceğini belirtiyor. insanlık tarih boyunca kendini gerçekleştirmek için yaşarken, bugün artık bunu odasından, kendilikten çok uzakta yaptığını ifade ediyor. çok mu özgür, çok mu yalnız olduğunu bilmediğini ancak halil cibran'ın da dediği gibi "kaplumbağaların yol hikayeleri, tavşanlarınkinden çoktur" sözünü hatırlatıyor. hayatın tam da o yolda yaşananlar olduğunu ve ışınlanmanın kulağa havalı gelse de aslında sadece yaşamamak anlamına geldiğini vurguluyor.

insan en yalın ifadeyle bir hisler karmaşasıdır. insandan hisleri çıkardığımızda geriye son kullanma tarihi olan; et, kan, kemik, karbon vs. kalıyor. fazlası değil.görüyor, duyuyor, algılıyor, gü...

orijinal entry → eksisozluk.com

scott pilgrim pozitif

AI Özet: yazar, bryan lee o'malley'in 2004-2010 yılları arasında yazdığı altı ciltlik "scott pilgrim" adlı çizgi roman serisini eğlenceli ve indie bir gençlik hikayesi olarak tanımlıyor. serinin goodreads notunun 501 bin kişi tarafından 4.26 olarak oylanmasının popülerliğini gösterdiğini belirtiyor. çizimlerinin ve içeriğinin çok hafif, doğal ve akıcı olduğunu, aynı zamanda komik ve zekice yazılmış bir gençlik serisi olduğunu vurguluyor. "slice of life" tarzı günlük olayları, bilgisayar oyunu ve manga dünyası fantastikleriyle harmanlamasının seriyi başarılı kıldığını ifade ediyor. yazar, orijinal siyah-beyaz versiyondan renkli versiyona geçiş yaptığını ve renkli versiyonun çizgi romandan aldığı zevki dörde katladığını belirtiyor. siyah-beyaz versiyonda karakterleri karıştırma sorunu yaşadığını, renkli versiyonla bu sorunun ortadan kalktığını ekliyor. yazar, filminden zerre zevk almadığını ancak çizgi romanına bayıldığını dile getiriyor. çizgi romandaki arkadaş muhabbetlerinin behzat ç.'deki gibi doğal ve sıradan olduğunu, bar, arkadaş odası, halk otobüsü gibi çeşitli mekanlarda geçen bu konuşmaların hayattan gerçek kesitler sunduğunu söylüyor. karakterlerin gerçek hayattaki gibi vasat işlerde çalıştığını ve boş zamanlarında bir araya geldiğini anlatıyor. filmin ise bu günlük yaşam muhabbetlerini tamamen atladığını, sadece "yedi şeytani eski sevgiliyle dövüş" sahnelerine odaklandığını ve bunun bir süre sonra sıkıcı hale geldiğini belirtiyor. filmin, çizgi romanın ruhunu yansıtamadığını, "neyleyim harun-akbabuş-hayalet ortamı olmayan polisiye behzat ç'yi?" durumunu yarattığını ifade ediyor. altı cildi tek filme sığdırmanın zor bir görev olduğunu ve bunun filmin temposunu çok problemli hale getirdiğini düşünüyor. çizgi romanda bir-bir buçuk yılda sindirile sindirile gelişen olayların filmde bir haftalık bir zaman dilimine sıkıştırıldığını ve at koştururcasına bir hızın mevcut olduğunu dile getiriyor. en önemlisi, yönetmenin orijinal esere çoğu sahnede sadık kalsa da, çizgi romandaki karakterlerin sevimliliğini hiç veremediğini belirtiyor. çizgi romanın damağında güzel bir tat bıraktığını ancak filmi tekrar izlediğinde bu harala gürele tempolu eksik versiyonda karakterlere karşı duyduğu güzel hislerin yok olduğunu söylüyor. filmdeki ramona'yı aşırı cool olmaya çalışan, kasıntı bir tip olarak eleştiriyor ve çizgi romandaki organik halinden uzaklaştığını belirtiyor. aynı eleştiriyi kitapta tatlı olduğu vurgulanan kim karakterinin filmdeki soğuk yorumu için de yapıyor. kısaca, yönetmen edgar wright'ın sahne sahne bakıldığında orijinal esere sadık kaldığını ve birçok kısmı başarıyla çektiğini ancak çizgi romanın o güzel ruhunu filme hiç yansıtamadığını belirtiyor. filmin son çeyreğindeki hikaye değişikliklerinin kendisini o kadar rahatsız etmediğini de ekliyor.

(bkz: scott pilgrim/@ceyar k vurdu)bryan lee o'malley'in yazıp-çizdiği 2004-2010 yapımı 6 ciltlik eğlenceli indie gençlik çizgi romanı.not: 7.8/10senaryo: 7.8çizimler: 7.7goodreads notu: 501k 4.2...

orijinal entry → eksisozluk.com

ufo notr

AI Özet: yazar, ufo konusundaki son gelişmeleri ve tartışmaları özetliyor. bob lazar'ın hikayesini anlatan yeni belgeselin türkiye'den izlenemediğini, ancak lazar'ın joe rogan'a tekrar konuk olduğunu belirtiyor. yazar, trump'ın uap konuşması yapacağı ve anma parası çıkaracağı söylentilerine değiniyor. eric davis'in eski başkan eisenhower'ın ufo konusunu gizleme emrini gördüğü iddiasını aktarıyor. tim burchett'in uap'lerin açıklanmasının kaosa yol açacağını düşünse de açıklanmasını desteklediğini belirtiyor. federal sırlar görev birimi başkanı anna paulina luna'nın savunma bakanlığına 46 farklı uap olayıyla ilgili videoların yayınlanması için yazı gönderdiğini aktarıyor. eski kongre üyesi matt gaetz'in uzaylı-insan hibrit ırk projesinden bahsettiğini ve amerikan başkan yardımcısı jd vance'in ufo'ların iblis olduğuna inandığını ekliyor. yazar, bu haberleri twitter'dan topladığını ve daha kolay takip etmek için ufogundem.com adında bir web sitesi kurduğunu söylüyor. sitede eski haberlerin otomatik çeviri başlıkları olduğunu ancak artık manuel başlıklar girdiğini belirtiyor. yazar, siteye ekşi sözlük'e yazmasını beklemeden güncel haberleri takip etmek isteyenlerin bakabileceğini, sitenin amatörce yapıldığını ve beklentilerin yüksek olmaması gerektiğini vurguluyor. ayrıca, youtube yayını veya podcast yerine bu siteyi yaptığını ve siteyle ilgili görüşlerin bildirim kısmından veya mesajla iletilebileceğini belirtiyor.

- bob lazar çok tartışmalı bir isim. ufo konusuyla ilgilenen herkesin kendisi hakkında farklı görüşü var neredeyse. daha önce joe rogan'a konuk olduğu programı yorumlayan vücut dili uzmanları yal...

orijinal entry → eksisozluk.com

serdar ali çelikler negatif

AI Özet: yazar, serdar ali çelikler'in galatasaray'ın şampiyonluk şansına dair yorumlarını eleştiriyor. iki hafta önce yüzde 90 olan oranın, yenilgi sonrası yüzde 75'e düşmesini garipsiyor. tahminlerin haftalık olarak değişmesinin (bkz: canlı bahis) oranları gibi olduğunu belirtiyor. galatasaray'ın trabzonspor ile oynayacağı maçın önceden bilindiğini ve bu durumun tahminleri etkilemesi gerektiğini vurguluyor. çevresindeki kimsenin de kendisini eleştirmediğini düşünüyor.

2 hafta önce bunun tahminine göre gs'nin şampiyonluk şansı %90'dı, bu hafta yenilgi sonrası ise %75e düştüğünü söylüyor.olaylara yaklaşımından dönerciyi nasıl batırdığı da belli oldu.lan bu ...

orijinal entry → eksisozluk.com

aynı gün sevgiliden ayrılıp işten kovulmak negatif

AI Özet: yazar, başlığın "o da bir şey mi" tarzı yorumlarla dolduğunu düşünüyor. kendi de aynı gün olmasa da yakın zamanda benzer bir durumu yaşamış. kimseye bir şey olmamış ama feci şeyler öğrenmiş.

sidik yarıştırır gibi "o da bi şey mi ben aynı gün işten kovuldum kafama da looney tunes karakterinin attığı piyano dü...

orijinal entry → eksisozluk.com

yeni türkü'nün en iyi şarkısı negatif

AI Özet: yazara göre yeni türkü'nün en iyi şarkısı diye bir şey yok, hepsi en iyi. kendi isteğiyle dinlemese de çalan ortamdan kaçmıyor. diğer türkülerden ve özgün müzikten ise uzak duruyor, (bkz: akın) gibi isimler tansiyonunu düşürüyor. türkü barlara gitmediği için dönemin bazı solcuları tarafından eleştirilmiş.

yeni türkü'nün en iyi şarkısı diye bir şey olamaz. yeni türkü'nün bütün şarkıları en iyidir. ayrım yapılamaz.ben kendi hür irademle açıp dinlemem. ama dinlenen ortamdan da ka...

orijinal entry → eksisozluk.com

777 negatif

AI Özet: yazar, 777'nin modern bir batıl inanç olduğunu düşünüyor ve bu konuda pek durmadığını belirtiyor. evinde üzerinde "777 açık kapı" yazan bir defne yaprağı çizimi bulduğunu ve birilerinin evin kapısının kendilerine hep açık olması için bunu yaptığını düşünüyor. bu duruma çok şaşırdığını ve üzüldüğünü ifade ediyor. kağıdı imha ettiğini ve evin bu tür şeylerden uzak olması için dua ettiğini belirtiyor. insanların bu tür şeylerle bir şeyler elde edebileceğine inanmasının mantıksız olduğunu vurguluyor. kağıdın ortaya çıkış zamanının, allah'a tevekkül edip bir konuda karar verdiği ana denk gelmesinin ilginç olduğunu ekliyor. gençlere bu tür ritüellerden uzak durmalarını öğütlüyor, çünkü bunların ilahi rahmeti uzaklaştıracağına inanıyor. batıl inançların uğursuzluk getireceğini belirtiyor ve bir şey istenilecekse doğrudan allah'tan istenmesi gerektiğini, hayırlı olacaksa verilmesi, olmayacaksa verilmemesi için dua edilmesi gerektiğini söylüyor.

bu 777 saçmalığını ismen duyuyor idim. modern batıl inançlardan, şirk çeşitlerinden biri olduğunu düşünüp üzerinde pek durmamıştım. geçen evimin bir köşesinde üzerinde şöyle yazan bir kağıt buldu...

orijinal entry → eksisozluk.com

antalya negatif

AI Özet: yazar, 1841 haziran'da antalya-iskenderiye arasında köle ticareti yapıldığını belirtiyor. iskenderiye'den antalya'ya 20 siyahi kadın ve 11 siyahi genç erkek getirildiğini, gümrük vergisi alındığını ve onların 1200 kuruştan hesaplandığını söylüyor. ancak o dönem antalya'da 1500 kuruştan satılan köleler de varmış. osmanlı'nın orta doğu'da köle ticaretini engelleme çalışmaları da varmış. (bkz: erdal taşbaş)

haziran 1841 tarihinde antalya ile iskenderiye arasında dikkat çekici biçimde köle ticareti yaşanmıştır. iskenderiye'den antalya'ya 20 siyah cariye, 11 siyah genç erkek ge...

orijinal entry → eksisozluk.com

delikanlı notr

AI Özet: yazar, "delikanlı" başlığı altında acı hayat, nikah masası, ezel ve monte kristo kontu gibi yapımları örnek gösteriyor. gülseren budayıcıoğlu'nun dizisi olduğunu belirtiyor. ayrıca sevmek ve ölmek zamanı, dağlar kızı reyhan ve ıhlamurlar altında'yı da ekliyor.

(bkz: acı hayat)(2) hem film hem dizi(bkz: nikah masası)hatta(bkz: ezel)(bkz: monte kristo kont...

orijinal entry → eksisozluk.com