AI Özet: yazar, tavuk dünyası'nda tabak sırlayan bir patili dost olayına fena halde takmış durumda. ona göre, kedilerin mama kabından yemek yemek gibi bir durum kabul edilemez. çünkü kedilerden geçen toksoplazma, deterjan ve bulaşık makinesi sıcaklığına dayanıklıymış, hatta hamilelerde sakat çocuk riski bile yaratabilirmiş. yazar, her canlının farklı bir bakteri florası olduğunu ve bunun insanlara zarar verebileceğini belirtiyor.
aşıları yapılmamış, parazit, pire ve kistik tüy taşıyan başıboş kedi ve köpeklerle aynı tabaktan yemek yemeye mecbur bırakılan müşterilere de çok kızıyor. yüksek hesaplar ödenmesine rağmen hijyenik bir ortam sağlanamamasını eleştiriyor. ayrıca, masaya çıkıp tabağa saldıran bir hayvanın varlığının sadece yıkanmış tabak sorununu çözmediğini, "pişt" desen bile yine masaya çıktığını ve "hayvan düşmanı" diyeceklerin de etrafta olduğunu ekliyor.
yazara göre, işletmecinin çipli kedisi köpeği varsa yemek artıklarını onlara vermesi, yoksa da barınağa yollaması gerektiğini savunuyor. kendi kedisinin bile müşterinin tonla para verdiği bifteği aynı tabaktan yemesini bir dayatma olarak görüyor. (bkz: hayvanseverlik mi dayatma mı)
beton şehirlerde yaşamak istemeyenlerin köyde yaşayabileceğini, şehirler kurulmadan önce burada kedi ve köpeklerin yaşadığı argümanının ise saçmalık olduğunu düşünüyor. doğanın kendi düzeni olduğunu, aslanın ceylanı yediğini ve güçlü olanın yaşadığını belirtiyor. tavuk, kuzu, inek kesip kedi köpeğe yedirmenin hayvanseverlik olmadığını vurguluyor. son olarak, "benim kedimin götü tüm insanların ağzından temiz" diyenlerin sadece kendi adına konuşması gerektiğini, çünkü "kişi kendinden bilir işi" diyerek sözlerini bitiriyor.
siz evde kedinizin mama kabından mı yemek yiyorsunuz?? kedilerden geçen toksoplazma deterjanla ve bulaşık makinası su sıcaklığında ölmez,66 dereceye kadar dayanıklıdır,hamilelerde sakat çocuk ris...
AI Özet: yazar, bu sözün asıl bombasının alt metninde bir övgü değil, bir hedef alma olduğunu düşünüyor. (bkz: erdoğan)
asıl bomba bence bu sözü değil. 100 yılda bir lider gelir, 100 yıl önce abdülhamit idi şimdi de...
AI Özet: yazara göre, bu savaş tarihin en etik dışı savaşlarından biri olarak ilerliyor. bilerek sivil altyapıların, ilaç fabrikalarının, köprülerin, su arıtma tesislerinin, elektrik santrallerinin, okulların, üniversitelerin ve hastanelerin hedef alındığını belirtiyor. sivillerin, öğrencilerin, öğretmenlerin, akademisyenlerin ve profesörlerin öldürüldüğünü, sağlık tesislerinin vurulduğunu, doktorların ve hemşirelerin yaşamını yitirdiğini, tıbbi ekipmanların imha edildiğini söylüyor. düşman ilan edilen ülkeyi ateşkese zorlamak amacıyla sivillerin hedef alındığını, hatta o halkın hak ettiği zaten taş devri, biz de ülkesini taş devrine döndürüyoruz gibi bir mantıkla hareket edildiğini ifade ediyor. bu düşünce yapısının geçmişteki bazı rejimlerden farkı olmadığını, hatta onların yanında daha medeni kalabileceğini iddia ediyor.
yazar, tüm bunlar yaşanırken dünyanın geri kalanının sessiz kaldığını, hatta bazı liderlerin hedef gösterilmesine, hakaretlere maruz kalmasına rağmen tepki vermediğini belirtiyor. bu durumun, o liderlerin halklarının karşısına çıkıp saygı görmeye devam etmesini de şaşırtıcı buluyor. yönetim kademesini öldürme bahanesiyle masum insanların dahi hedef alındığını, askeri gemide olduğu gerekçesiyle askeri öğrencilerin öldürüldüğünü, insan hayatının hiçe sayıldığını ve kendi vatandaşları dışındaki herkesin değersiz görüldüğünü dile getiriyor. diğer ülkelerin de bu duruma göz yumduğunu ekliyor.
savaşı başlatan taraftaki bazı kişilerin, içeriden bilgi sahibi olarak servet kazandığını, savaşı finansal işlemler için kullandığını ve manipülatif konuşmalarla zenginleştiğini öne sürüyor. sözde demokrasinin, adaletin ve yasaların ön planda olduğu bu devletlerin denetleme mekanizmalarının sessiz kaldığını vurguluyor. kısacası, yazar, parası ve gücü olanların dünyanın mafyası gibi hareket ettiğini, istedikleri devlete çökebildiğini, istediklerini öldürebildiğini ve korkudan kimsenin ses çıkaramadığını belirtiyor. dünya orman kanunlarıyla yönetiliyor, kimin gücü kime yeterse durumu hakim diyor. (bkz: adaletsiz dünya düzeni) (bkz: güçlünün hukuku)
bu savaş tarihin en ahlaksız savaşlarından biri olarak ilerliyor. bilerek isteyerek sivil altyapı vuruluyor, ilaç fabrikası vuruluyor, köprü vuruluyor, su arıtma tesisi vuruluyor, elektrik santra...
AI Özet: yazar, kadınların direkt elediği erkekler başlığının ve genel olarak sosyal medyada cinsiyet rolleri üzerine yapılan tespitlerin saçma olduğunu düşünüyor. ona göre son on yıldır insanlar erkek ve kadın olmayı sosyal medyadan öğreniyor ve bu durum büyümemişlikle alakalı. yazar, ilişkilerin ve bu türden tespitlerin gereksiz olduğunu belirtiyor.
hay sikicem hayata dair tespitlerinizi artık ha dedirten başlık. aq yerinde son 10 yıldır erkek, erkek olmayı, kadın, kadın olmayı sosyal medyadan ö...
AI Özet: yazar, notebooklm gibi yapay zeka araçlarını sadece özet çıkarıcı olarak görmenin yanlış olduğunu belirtiyor. ona göre bu araçlar, birer "düşünce ortağı" olarak kullanıldığında daha verimli oluyor. genelde hepimiz bu araçlara "özetle" veya "temel kavramları listele" gibi komutlar veriyoruz, bu da konuyu ezberlemeye yetse de tam olarak kavramaya yetmeyen sığ bir bilgi edinmemize neden oluyor.
yazar, okuduğumuz metinle bir akademisyen gibi tartışmak, açıklarını bulmak ve bilgiyi sadece depolamak yerine onunla beraber düşünmek için farklı komutlara ihtiyacımız olduğunu söylüyor. bu bağlamda, notebooklm ile etkileşimi bir üst seviyeye taşıyacak 10 özel komutu derlemiş:
diyalektik mercek: metni tek doğru olarak görmek yerine, iki hayali akademisyen arasında bir tartışma kurgulayarak zıt yorumları keşfetmeyi sağlıyor. (bkz: argüman çarpıştırma)
hayal kırıklığı filtresi: bir fikri, ona inancını yitirmiş birinin gözünden analiz etme komutu. böylece fikrin neden değiştiği ve eski pasajların nasıl yeniden yorumlandığı anlaşılıyor.
anti-tez yöntemi: yazarın "söylemediği" üzerinden "söylediğini" test etmeyi öneriyor. yazarın tersi bir argümanı savunması durumunda neleri kanıtlaması gerekeceği ve metinde bu karşıt görüşü destekleyen ipuçları olup olmadığı araştırılıyor. (bkz: ters köşe)
örümcek ağı perspektifi: ana kavramın etrafındaki bağlantılı fikirlerin haritasını çıkarmayı sağlıyor. bu kavramın hangi diğer konulara dokunduğu, hangi varsayımlara dayandığı veya neleri dolaylı yoldan zorladığı inceleniyor.
kurgusal röportaj: yazarı şüpheci bir gazeteci tarafından mülakata alındığını hayal ederek, gazetecinin soracağı zor soruları ve yazarın kendini nasıl savunacağını sorguluyor. (bkz: köşe sıkıştırma)
güvenilmez anlatıcı egzersizi: yazarın önyargılarını, kör noktalarını veya gizli ajandalarını varsayarak metni yeniden okumayı öneriyor. bu sayede gizli çelişkiler veya güç oyunları ortaya çıkabiliyor.
kültürel ayna: bir fikrin farklı bir kültürel, tarihsel veya felsefi bağlamda nasıl görüneceğini sorguluyor. bir stoacının, bir sufinin veya bir postmodernistin bu argümanı nasıl yeniden yazacağı ele alınıyor.
"ya şöyle olsaydı?" senaryosu: merkezi fikrin modern bir dünyaya veya gerçek bir soruna uygulandığında ne olacağını, hem beklenen sonuçları hem de öngörülemeyen yan etkileri keşfetmeyi amaçlıyor. (bkz: alternatif gerçeklik)
yazar, bu komutların yapay zeka araçlarını daha derinlemesine kullanmamıza yardımcı olacağını ve bilgiyi sadece tüketmek yerine onunla etkileşime geçmemizi sağlayacağını vurguluyor.
kitaplarla tartışmaya hazır mısınız? notebooklm için 10 "derin düşünce" komutunotebooklm gibi araçları sadece birer "özet çıkarıcı" olarak değil, birer "düşünce ortağı" olarak kullanmak tam olara...
AI Özet: yazar, osimhen'in yokluğunda icardi'nin neden oynatılmadığını merak ediyor.
bugün neden oynatılmadığını merak ettiğim oyuncu. osimhen'in yokluğunda sahada olmalıydı bence....
AI Özet: yazar, plato'nun sözünü hatırlatıp, bu zeytinyağcının suça teşvik edildiğini belirtiyor. (bkz: 82 defa tağşiş)
“suç işleyeni cezalandırmayan, suçu teşvik eder.” plato. suça teşvik edilmekte olan zeytinyağcı...
AI Özet: yazar, schengen vizesi konusunda bir partinin desteği ve parmağı olduğunu düşünüyor, çıkar ilişkileri olduğunu belirtiyor.
malum partinin desteği ve bu işte parmağı yoksa adam değilim. herkes birbirinden haraç alır olm...
AI Özet: yazar, fetö'cülerin de zamanında kendilerine bir şey olmayacağını düşündüklerini belirtiyor. yine bir cumartesi sabahı chp'li bir belediye başkanının tutuklanmasını iktidarın bir mesajı olarak yorumluyor. bu durumun, iktidar devam ettikçe halkın istediği kişileri seçemeyeceği anlamına geldiğini ve bir sonraki seçimde akılda tutulması gerektiğini ifade ediyor. (bkz: siyasi tutuklamalar)
fetöcüler de bu devran hiç dönmez, kimse bize bir şey yapamaz diye düşünüyorlardı. işler öyle olmuyor maalesef. bir başka c...
AI Özet: yazar, trabzonspor'da yaşanan bir olaya değiniyor. fatih tekke'nin rusya'ya transfer olmak istemediğini, takımda kalıp şampiyonluk yaşamak istediğini ancak buna izin verilmediğini ve dükkanının saldırıya uğradığını belirtiyor. uğurcan'ın 36 milyona transfer olmasının yanlış olduğunu, bedavaya gitse bu duruma daha çok yakışacağını düşünüyor. yazar, trabzonsporlu taraftarlara seslenerek, kulübün şampiyonluk gibi bir amacının olmadığını, iyi oyuncuları satıp paraları yöneticilerin yediğini iddia ediyor. selçuk inan'a zamanında zam yapılmadığını ve galatasaray'a gittiğini, sonra zokora'ya yüklü miktarda para ödendiğini örnek gösteriyor. yazar, taraftarların kızması gerekenin yöneticiler olduğunu, onların çalışana az maaş verip sonra başkasını iki katına alan patronlara benzediğini ifade ediyor.
lan siz fatih tekke'yi ruslara satmak istediniz adam gitmek istemedi bir sene daha kalıp takımı şampiyon yapacaktı. izin vermediniz. dükkanını kurşunladınız orman çocukları!. gidin sorun şimdiki ...
AI Özet: yazar, uğurcan çakır'ın monaco'ya gitseydi tepki almayacağını, ancak trabzonspor'a üç katı para kazandırmasına rağmen tepki gördüğünü belirtiyor. hatta beş katı kazandırsa bile aynı durumun yaşanacağını veya trabzon'da kalıp performansı düşseydi (bkz: onur kıvrak) gibi tepkiler alacağını düşünüyor. trabzon taraftarını "toksik" olarak nitelendiren yazar, iyi bir başkanları ve hocaları olmasına rağmen tepki gösterdiklerini dile getiriyor. başkanın borçları kapatıp, scouting ile uygun fiyata iyi oyuncular aldığını ve takımı şampiyonluk yarışına soktuğunu, beşiktaş'ın ise çok daha fazla para harcayarak bunu başaramadığını örnek veriyor. hocanın geçen sezon kovulması gerektiği söylenirken kendisinin iyi hoca olduğunu savunduğunu ve şimdi yine tökezlese tepki göreceğini ekliyor. uğurcan'ın şampiyonlar ligi'nde oynamak istediğini ve bunun haklı bir istek olduğunu, seviyesinin de buna uygun olduğunu belirtiyor. türkiye içi transfer rekoru kırarak gittiğini ve takımın doğru bir yapılanmaya sahip olduğunu, uğurcan kadar iyi, hatta daha iyisini bile bulabileceklerini söylüyor. taraftarın bu durumu neden "ölüm kalım meselesi" yaptığını anlamadığını, eğer uğurcan kötü oynasaydı "nasıl kazıkladık xd" veya "iyiki satmışız" diyeceklerini ifade ediyor.
12m euroya monaco'ya gitseydi hiç tepki almazdı. üç katı para kazandırdı ve tepki görüyor. beş katı da kazandırsaydı yine tepki görürdü. yada trabzonda kalıp performansı düşseydi onur kıvrak gibi...
AI Özet: yazar, bir insanın kendine yapabileceği en büyük iyiliğin, sorunlarını kabullenmek olduğunu belirtiyor. canını sıkan şeyleri adlandırmak ve görmezden gelmemek gerektiğini vurguluyor. kendine yalan söylemenin en büyük kayıp olduğunu ve dışarıdan gelen zararların, içerideki sahte huzur kadar yıkıcı olmadığını söylüyor. ayrıca, kurtulmak için kimseye ihtiyaç olmadığını da ekliyor.
öyle "ben iyiyim yea", "her şey yolunda", "zamanla geçer" diye diye yıllarca aynı yerde saymak değil. canını sıkan şeyi adını koya...
AI Özet: yazar, mutluluğun gelecekteki parlak bir hediye olduğu fikrinin, insanın bugünü hiçe sayarak kendini kandırması olduğunu düşünüyor. lisede üniversiteyi, üniversitede de iyi bir işi bekleyerek sürekli bir sonrakini hayal ettiğimizi söylüyor. terli otobüslerdeki insanların bir gün yönetici koltuğuna oturma umudunu kara mizah olarak nitelendiriyor. yazara göre zaman, biz geleceğe bakarken cebimizden dökülen paralar gibi akıp gidiyor. mutluluğun peşinden koştukça kaçan bir yankesiciye benzediğini belirtiyor. yarına dair umutların hep bugünün nakitinden yediğini, yıllar geçse de insanların hala ilerideki güzel günleri beklediğini vurguluyor. şimdiki çayını keyifle içmek yerine, gelecekteki kokteyl hayaliyle ömür çürütmeyi kendi hayatına kaçak yolcu gibi sızmak olarak görüyor. gelecekte rahat edeceğiz masalına inanıp çalışmanın, hiç yaşanmayacak bir hayal için ağır bir peşinat ödemek olduğunu ifade ediyor. yazar artık geleceği kovalamayı bıraktığını, bugünün peşinde olduğunu ve geleceğe bilet kesenlerin kendi hayal kırıklıklarını sırtlaması gerektiğini söylüyor. (bkz: anı yaşamak)
mutluluğun ileride bizi bekleyen gıcır gıcır bir hediye paketi olduğu inancı; insanın bugünü hiç sayarak kendi kendini şevkle kerizlediği yaldızlı bir tezgahtır. liseye giderken üniversiteye kapa...
AI Özet: yazar, shaquille o'neal'lı turkcell reklamı üzerine, şirketin deprem öncesi vaatlerini yerine getirmediğini ve afet bölgesinde internetin kesilmemesi için drone gibi alt yapı çalışmalarının olmadığını belirtiyor. bu durumun sorgulanmadığını ve unutulduğunu düşünüyor. reklamı yapanların vicdanının rahat olmadığını ima ediyor. vodafone'un da farklı olmadığını ekliyor.
afferin. isteyince oluyor demek. demek deprem için alt yapı isteyerek geliştirmemişsiniz. depremden önce dronelarla afet bölgesinde internet hiç kesilmeyecekti. ama o droneların ...
AI Özet: yazarın favorisi krawly.io/tools, 150'den fazla mini araç barındırıyor. özellikle web sitelerindeki tabloları csv formatında topluca kazımak için kullanıyor, ama youtube playlist kazıyıcıdan arkaplan temizleyiciye kadar birçok araç mevcut.
benim için 150 den fazla mini araç bulunduran favori web sitesi https://krawly.io/tools genelli...
AI Özet: yazar, oxford üniversitesi'nden bir genetik profesörünün "havva'nın yedi kızı" teorisini anlatıyor. bu teoriye göre, avrupalıların neredeyse tamamı yedi farklı kadının soyundan geliyormuş. bu durum, hücrelerimizdeki enerjiden sorumlu mitokondrilerin dna'sının (mtdna) incelenmesiyle ortaya çıkmış. yazar, mtdna'nın sadece anne tarafından aktarıldığını ve çekirdek dna'mızın aksine, nesiller boyunca pek değişmediğini belirtiyor. ancak binlerce yılda bir küçük mutasyonlar oluşuyormuş ve genetikçiler bu izleri takip ederek insanlığın aile ağacını geriye doğru çözebiliyorlarmış.
profesör, avrupa'daki yerli nüfusun mtdna örneklerini incelediğinde, yüzde 95'inden fazlasının genetik kodunun sadece yedi farklı kadına dayandığını keşfetmiş. bu kadınlar aslında belirli haplogrupların kurucularıymış ve yazar, her birinin tahmini yaşam zamanını ve bölgesini detaylıca sıralıyor: ursula, xenia, helena, velda, tara, katrine ve jasmine. örneğin, avrupa nüfusunun neredeyse yarısı helena'nın soyundan geliyormuş.
yazar, bu çalışmanın avrupa popülasyonunun sanıldığı kadar karışık olmadığını, aksine çok dar bir genetik darboğazdan geçtiğini gösterdiğini vurguluyor. ayrıca, tarih öncesi göç yollarını ve bu grupların buzul çağlarında nerelere sığındığını anlamamıza yardımcı olduğunu ekliyor. son olarak, bu "yedi kadın" figürünün bir metafor olduğunu, yani o dönemde yaşayan tek kadınlar olmadıklarını, sadece onların soyunun (kız çocukları üzerinden) günümüze kadar kesintisiz ulaştığını belirtiyor. diğer çağdaşlarının soyları ise ya sadece erkek çocuk sahibi olmaları ya da soylarının tükenmesi nedeniyle yok olmuş. (bkz: mitokondriyal havva) (bkz: haplogrup)
neredeyse bütün avrupalıların 7 farklı kadının soyundan gelmesibu iddia, oxford üniversitesi’nden insan genetiği profesörü bryan sykes'ın meşhur ettiği "havva'nın yedi kızı" teorisine dayanıyor.b...
AI Özet: yazar, tff süper lig müsabakaları statüsü'nün 8. maddesi'ne göre stadyum anons sisteminin tarafsız kullanılması gerektiğini belirtiyor. anons sisteminin ev sahibi takımı destekleyici, rakip takıma karşı veya siyasi amaçlı kullanılamayacağını vurguluyor. ayrıca, anonsçunun maç sırasında amigoluk yapmasının tff disiplin talimatı'na göre "talimatlara aykırı hareket" suçu oluşturduğunu söylüyor. bu durumda kulübün pfdk'ye sevk edilip para cezası alacağını, ihlal tekrarlandıkça cezanın artacağını ekliyor. yazar, anons sisteminin amacının bilgi vermek olduğunu ve anonsçunun kural ihlali yaptığını belirtiyor. (bkz: anonsçu rezaleti)
tff'nin süper lig müsabakaları statüsü 8. maddesine göre "stadyumda anons sistemi çalışır vaziyette olmalı ve kesinlikle tarafsız bir şekilde kullanılmalıdır. anons sistemi ev sahibi takımı deste...
AI Özet: yazar, iran'ın hürmüz boğazı'nı kapatıp gemilerden yuan talep etmesiyle petro-dolar sisteminin fiilen sona erdiğini belirtiyor. çin'in de yuan karşılığı altın istemesiyle birlikte, iran'ın bu hamlesinin büyük bir stratejik başarı olduğunu vurguluyor. yazara göre, iran bu sayede yılda 70 milyar dolar gelir elde edecek ve petrol fiyatları ile uluslararası finans sistemi üzerinde büyük bir etki sahibi olacak. arap ülkelerinin ve koridoru kullanan devletlerin dolar yerine yuan'ı tercih etmeye başlayacağını düşünüyor. yazar, arap ülkelerinin çin ve brics'e yanaşmasını tavsiye ediyor, aksi takdirde petrol satamayacaklarını ve halk ayaklanmalarıyla karşılaşacaklarını söylüyor. ayrıca, iran'ın abd ve israil ile iyi ilişkileri olan ülkelerin yuan verseler bile geçemeyeceklerini söylemesinin stratejik önemine dikkat çekiyor. yazar, bu durumun yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olduğunu ifade ediyor.
iran hürmüzü kapattı ve geçmek isteyen gemilerden yuan istiyor. çin ise yuan almak isteyenlerden altın istiyor. gördün mü kokainman , strateji neymiş nasıl olurmuş kavrayabildin mi. iran, yetmişl...
AI Özet: yazar, türkiye'deki siyasi tartışmaların çoğunun, dönüp dolaşıp aynı yere geldiğini, yani "birilerinin oyunu", "arkasında biri var", "dış güçler yapıyor" gibi argümanlara dayandığını söylüyor. bu refleksin sağdan sola, islamcısından sekülerine kadar neredeyse tüm kimlik gruplarında ortak olduğunu ve bunun tesadüf olmadığını belirtiyor.
peki neden bu kadar yaygın bu komplo düşüncesi? yazar, bunun temelinde eğitim sisteminin yarattığı üç eksikliğin yattığını düşünüyor. ilk olarak, eleştirel düşünce eksikliği. yazar, kaynak sorgulamayan, mantıksal tutarlılığı test edemeyen, korelasyon ile nedenselliği ayırt edemeyen bir zihnin komplo teorilerine karşı savunmasız olduğunu anlatıyor. "a olayından sonra b olayı yaşandı, o halde a, b'nin sebebidir" şeklindeki yanlış mantık yürütmenin siyasi analiz diye sunulduğunu ve milyonlarca insan tarafından kabul edildiğini ekliyor.
ikinci olarak, tek perspektifli tarih eğitimi. yazar, tarihin "biz ve onlar" ikiliğinde öğretildiğinde, dünyanın sürekli bize karşı komplo kuran düşmanlar olarak algılandığını belirtiyor. çocukluktan itibaren işlenen "düşmanlarla çevrili bir ülke" anlatısının, her yeni olayı bir komplo çerçevesine oturtmayı kolaylaştırdığını söylüyor. çünkü düşmanlar zaten her yerde, sadece hangi kılıkta geldiklerini tespit etmek yeterliymiş.
son olarak, belirsizliğe tahammülsüzlük. yazar, ezberci eğitimin her sorunun tek bir doğru cevabı olduğunu öğrettiğini, ancak gerçek dünyada olayların karmaşık ve çok faktörlü olduğunu, bazen net bir açıklamasının olmadığını ifade ediyor. bu belirsizliğe tahammül edemeyen zihnin, basit ve kapsamlı bir açıklama aradığını, komplo teorilerinin de tam da bunu sunduğunu belirtiyor. yani karmaşık olayları tek bir neden ve tek bir faille açıklayan, derli toplu, tatmin edici bir hikaye sunduğu için cazip olduğunu dile getiriyor.
yazar, komplo düşüncesinin en ilginç yanının, türkiye'de her kimlik grubunun kendi komplo evrenine sahip olması olduğunu belirtiyor. neo-osmanlıcılar ve islamcılar için dünyanın, islam dünyasını bölmek ve zayıflatmak isteyen batılı güçlerin, haçlı zihniyetinin ve siyonizmin komplosu olduğunu anlatıyor. israil, abd, ab, imf gibi yapıların müslümanları ezmeye programlanmış araçlar olarak görüldüğünü, her ekonomik krizin, siyasi baskının, askeri müdahalenin büyük oyunun bir parçası olduğunu söylüyor. (bkz: fetö olayı), (bkz: gezi olayları), (bkz: 17-25 aralık) gibi olayların abd'nin veya üst aklın kurguladığı senaryolar olarak görüldüğünü ve bu konularda özeleştiri yapılmadığını ekliyor.
turancılar ve seküler milliyetçiler (ulusalcı kanat) için ise komplo biraz farklı bir kılıkta ama özünün aynı olduğunu dile getiriyor. burada baş düşmanın yine batı olduğunu ama (bkz: sevr planını) hayata geçirmek isteyen güçlerin, türkiye'yi bölmek isteyen (bkz: cia), (bkz: mossad) ve avrupa istihbaratının da eklendiğini söylüyor. abd büyükelçiliğinin her açıklamasının iç işlerine müdahale, her ab eleştirisinin egemenlik ihlali olarak algılandığını belirtiyor. bu grup için (bkz: soros), (bkz: açık toplum vakfı), batılı stk'lar gibi yapıların türkiye'nin a... (devamı eksik)
1. kimlik siyaseti #1681925022. devlettaparlık #1772569923. eğitim sistemi #181810137bu entry’de komplo kültürünü ele alacağım.türkiye'de siyasi tartışmaların büyük çoğunluğu, eninde sonunda aynı...
AI Özet: yazar, mülksüzleştirme mevzusunun ne kadar sığ ele alındığından dert yanıyor, hatta bu yüzden bazen bazı kişileri savunmak zorunda kaldığını belirtiyor. sağcıların bu konuyu ele almasının anlamsız olduğunu, çünkü kapitalist ekonomiye dayanıp "great reset" gibi absürt başlıklarla bu işin konuşulamayacağını düşünüyor. milliyetçiliğin ve sağcılığın, tıpkı emperyalizmin bir aparatı gibi, mülksüzleştirme operasyonunun da bir aracı olduğunu söylüyor. gezi direnişi sonrası mülksüzleştirme.org gibi oluşumların bu konuyu ele almaya çalıştığını ancak pek de ilgi görmediğini, kimsenin işin o kısmını konuşmadığını ekliyor. sağcılara, bu konuda endişeleri varsa konuşmak yerine susmalarını tavsiye ediyor, çünkü boş konuştuklarını ve yalan söylediklerini düşünüyor.
yazar, "mülksüzleştirme" kavramının aslında sosyalizme ait olmadığını, ancak karl marx'ın bunu en sistematik şekilde analiz ettiğini belirtiyor. marx'ın kapital'deki "ilksel birikim" bölümünde, kapitalizmin kuruluşunun bir mülksüzleştirme süreci olduğunu anlattığını aktarıyor. ingiltere'deki "çitlenme hareketleri"ni (enclosures) örnek vererek, köylülerin ortaklaşa kullandıkları topraklardan zorla çıkarılmasının, onları hem mülksüz hem de emek gücünden başka bir şeyi kalmamış "özgür" işçiler haline getirdiğini açıklıyor. böylece kapitalizmin, kendi işçi sınıfını yaratmak için şiddet ve mülksüzleştirme dalgasıyla başladığını vurguluyor.
günümüzde sol çevrelerde, özellikle david harvey gibi coğrafyacıların etkisiyle "mülksüzleştirme yoluyla birikim" (accumulation by dispossession) kavramının kullanıldığını belirtiyor. bu kavramın, kapitalizmin artık sadece fabrika üretimiyle değil; kamusal varlıkları (okul, hastane, su), ortak kaynakları (ormanlar), entelektüel mülkiyeti (ilaç patentleri) ve hatta dijital verilerimizi özel mülkiyete açarak da büyüdüğünü ifade ediyor. köylünün tarlasının şirkete verilmesi, kentsel dönüşümle bir mahallenin yıkılıp lüks konut yapılması, ilaç patentleri yüzünden hastaların ilaca erişememesi gibi örnekler veriyor. burada mülksüzleştirilenin halk yığınları olduğunu, failin ise büyük sermaye ve onun devlet eliyle yasallaştırdığı mekanizmalar olduğunu söylüyor.
yazar, insanların "mülksüzleştirme" deyince neden aklına "sosyalizm" geldiğini de açıklıyor. bunun nedenlerinden birinin tarihsel travma ve soğuk savaş propagandası olduğunu belirtiyor. sovyetler birliği'nde, bazı dönemlerde varlıklı köylülerin topraklarına el konulması ve kolektivizasyon sürecinin yaşandığını, batı propagandasının bunu "sosyalizm = devlet her şeyi elinden alır" şeklinde kodladığını ve bu kodun hala zihinlerde yer ettiğini ifade ediyor.
bana sakallıyı savunduracak kadar sığ ele alınan mevzu. neden bir konu sağcıların eline geçince muhallebi gibi oluyor arkadaş? kabul edin, sağ etik iflas etti; sıçtı sıvıyor. dahası sürekli yalan...
AI Özet: yazar, insanların herkesi mit veya cia ajanı gibi görmesinden yakınıyor. kendisi pentagon'da çalıştığını, çankırı gerilla okulu'nu kurduğunu ve almanya'da nükleer savaş eğitimi aldığını iddia ederek ironi yapıyor. (bkz: ruzi nazar) ismini de kullanıp, dincilerin ve ırkçıların kolayca kandırılabileceğini belirtiyor. ayrıca, bu gidişle "komünizmle mücadele derneği"nin kurucu başkanının da kendisi olacağını esprili bir dille ekliyor.
--- spoiler ---millet öyle bir noktaya gelmişki herkes mit ajanı cia gibi felan konuşuyor.--- spoiler ---arkadas hakli. 1955-1958 arasini pentagon'da ben gecirdim. donuste 1959 yilinda çankırı ge...
AI Özet: yazar, beşiktaş'ın son 10 fb maçında 4 galibiyet aldığını, şampiyonluk iddiası olmamasına rağmen başardığını belirtiyor.
son 10 maçımızda fb'yi 4 kez mağlup etmişiz; üstelik hiçbirinde şampiyonluk iddiamız olmadığı h...
AI Özet: yazar, franz kafka'nın "dönüşüm" adlı eserinin modern bireyin toplumdaki yerini ve yaşadığı varoluşsal krizi derinlemesine işlediğini belirtiyor. hikayede gregor samsa'nın böceğe dönüşmesinin sadece fiziksel bir değişim olmadığını, aynı zamanda insanın kendine, ailesine ve topluma yabancılaşmasının güçlü bir metaforu olarak görülebileceğini söylüyor. yazar, gregor'un dönüşümden önce de ailesinin borçlarını ödemek için istemediği bir işte çalıştığını, yani zaten özgür olmadığını ve bir "araç" haline geldiğini vurguluyor. dönüşüm sonrası çalışamaz hale gelmesiyle ailesinin ona bakışının tamamen değiştiğini, başlangıçta şefkatle yaklaşan aile üyelerinin zamanla gregor'u bir yük olarak görmeye başladığını ve hatta onu dışladığını ifade ediyor.
eserde dikkat çeken bir diğer unsurun gregor'un hissettiği yoğun suçluluk duygusu olduğunu belirten yazar, gregor'un çaresiz olmasına rağmen ailesine katkı sağlayamadığı için kendini değersiz hissetmesinin, bireyin toplum tarafından dayatılan sorumlulukları nasıl içselleştirdiğini ve kendi varlığını bu ölçütlerle değerlendirdiğini gösterdiğini söylüyor. yazar, eserin kapitalist düzenin birey üzerindeki etkisini de eleştirdiğini ekliyor; gregor'un değerinin yalnızca ekonomik katkısıyla ölçüldüğünü, çalışabildiği sürece aile için önemliyken işlevini kaybettiği anda gözden çıkarıldığını ve bunun insan ilişkilerinin bile fayda temelli hale gelebildiğini gösterdiğini ifade ediyor. sonuç olarak yazar, "dönüşüm"ün sadece fantastik bir hikaye olmadığını, yabancılaşma, kimlik kaybı ve bireyin değersizleşmesi üzerine çok katmanlı bir eleştiri olduğunu, kafka'nın gregor samsa'nın trajedisi üzerinden modern insanın yalnızlığını ve toplum içindeki kırılgan yerini etkileyici bir şekilde gözler önüne serdiğini belirtiyor.
franz kafka’nın bu eseri, modern bireyin toplum içindeki yerini ve yaşadığı varoluşsal krizi derinlemesine ele alan önemli bir yapıt. hikayede gregor samsa’nın bir sabah böceğe dönüşmesi, yalnızc...
AI Özet: yazar, cahit zarifoğlu'nun bir şiirinden alıntı yaparak, yaşamın zorluklarla dolu olduğunu ve bu zorlukların insanı nasıl etkilediğini anlatıyor. şiirde, dünyanın güzellikleri ve karmaşıklığı, insanların dünyevi zevklerden uzak duruşu ve manevi bir arayış içinde oluşu ele alınıyor. yazar, bu kişilerin dünyevi şeylere takılmadığını, gönüllerinin geniş olduğunu ve bir yıldız gibi cezbe dünyasında aktıklarını belirtiyor. ayrıca, bu kişilerin dostluğa önem verdiğini ve manevi bir yolculukta olduklarını vurguluyor. şiirin sonunda, yazarın dostuna olan bağlılığı ve manevi arayışı dile getiriliyor. (bkz: cahit zarifoğlu şiirleri) (bkz: manevi arayış)
parça başı dikişlerden, bölük pörçük hâtıralardan, bir gün olsun günyüzü görmemişliğin günlüklerinden ibaret yaşamak kitabını şöyle kapatır.1979 ankara 11 ekimyeryüzü göz kapağını kaldırmış gibi ...
AI Özet: yazara göre, sinirlenince susan kadın modeli aslında en tehlikelisi. erkekler sakinleşti sansa da, o sessizlikte kırgınlık ve kopuş başlıyor.
“sessiz kırgınlık” en kötüsü ve korkulması gerekendir. eşler arası tartışma versiyonunda, erkek...
AI Özet: yazara göre, nazlı öksüz'ün yorumladığı, h. vasfi taşyürek'e ait bir eser dinlenebilir. yazar, eserdeki saç tasvirini beğeniyor ve dinleyenlere iyi pazarlar diliyor. (bkz: #182938631)
nazlı öksüz yorumu ile sözü h. vasfi taşyürek eseridir.keyifli dinlemeler.saçların"ipekten sırm...
AI Özet: yazar, ricky gervais'i tarzı ve tavrıyla özdeşlik kurduğu bir oyuncu ve karakter olarak görüyor. gervais'in kantçı bir ahlak anlayışına sahip olduğunu, bu yüzden günümüz pragmatik dünyasında uyumsuz göründüğünü belirtiyor. yazar, gervais'in düşüncelerini net bir şekilde ifade ettiğini ve dünyayı kendi değerleri doğrultusunda okuduğunu vurguluyor. (bkz: after life) dizisinin de bu uyumsuzluk üzerine kurulu olduğunu ekliyor.
tarzıyla tavrıyla bir şekilde özdeşlik kurduğum oyuncu ve en önemlisi karakter. kant evrenine aittir, kant profilinde ahlak anlayışı vardır o yüzden çok ayrık ve uyumsuz görünür. devir kant devri...
AI Özet: yazar, japon masonluğunun türkiye'deki gibi yaygın bir konferans geleneği olmadığını belirtiyor. localarda daha çok idari işlerin, yani aidatların, bütçenin, yardım faaliyetlerinin, üye kabullerinin ve terfilerin görüşüldüğünü söylüyor. eğitim veya entelektüel içeriklerin ise aylık değil, dönemsel veya özel etkinlikler şeklinde gündeme geldiğini ekliyor (bkz: business/ritual meeting).
yardım faaliyetlerinin ön planda olduğunu, bunların yıllık kermesler ve kyoto'daki bir göz bankasına yapılan yardımlar gibi etkinliklerden oluştuğunu belirtiyor (bkz: events). loca toplantılarının her locanın kendi takvimine göre ayda bir veya iki kez yapıldığını, örneğin yokohama 1 numaralı far east locasının her ay ilk cumartesi öğleden sonra, 2 numaralı tokyo masonic locasının ise her ay ilk perşembe akşamı toplandığını örnek veriyor. isteyenlerin japonya büyük locasının resmi web sitesinden toplantıları takip edebileceğini de ekliyor (bkz: lodges).
yazar, japon masonluğunun kırmızı ve mavi locaları japon mevzuatında birleştirebildiğini ilginç buluyor. japon medeni kanunu ve dernekler kanunu'na (bkz: act no. 48 of 2006) göre kurulan derneğin, 2 numaralı tokyo mason locası (bkz: mavi) ve tokyo iskoç riti (bkz: kırmızı) organlarının her birinden 3'er üye gönderdiği mütevelli heyeti tarafından yönetildiğini belirtiyor. bunun yıllar önce türk masonluğunun yaptığı bir konkordato (bkz: 18 nisan 1966) ile benzerlik taşıdığını, maşrık-ı azam-ı osmani ile başlayan yanlış düzenin bu şekilde düzeltildiğini ve 33. derece ile ilk 3 derecenin ortak bir noktada buluştuğunu ifade ediyor.
ancak yazar, japonya'da masonluğun osmanlı'daki gibi hem entelektüel ağ hem de siyasal sığınak işlevi görmediğini vurguluyor. çünkü japon modernleşmesinin, jön türk-masonluk benzeri bir alternatif meşruiyet ağı üretmediğini söylüyor. osmanlı'nın jön türkleri gibi "westernizers" olarak tabir edilen yogakuşaların, batı düşüncesini "geri kalmış bir imparatorluğu kurtarma" aracı olarak görseler de, avrupa'dan döndüklerinde "muhalif" değil, doğrudan devletin kurucu kadroları haline geldiklerini (bkz: meiji restoration) belirtiyor.
osmanlı'daki jön türklerin ve ittihat ve terakki kadrolarının ise büyük ölçüde merkezi iktidarla çatışma içinde, sürgün, muhalefet ve gizli örgütlenme koşullarında yetiştiğini açıklıyor. avrupa'daki eğitim ve fikri dolaşımın, osmanlı'da devletin bilinçli bir modernleşme isteğinden ziyade, otoriter yönetimin ürettiği siyasal tıkanmanın sonucu olduğunu belirtiyor. bu nedenle jön türklerin, devleti içeriden dönüştüren teknokratlar olmaktan çok, rejimi zorlayarak veya tasfiye ederek iktidara geldiklerini söylüyor. japonya'da modernleşmenin devlet merkezli ve yukarıdan aşağı ilerlediğini, osmanlı'da ise yarı-sürgün, yarı-muhalif bir ortamda geliştiğini belirtiyor.
(bkz: #177752649)entry'e ilaveten;japon masonluğu, rotaract ya da lions klüplerinden fazlası değildir.sanıldığının aksine, japon masonluğunda türkiye'deki gibi yaygın bir konferans geleneği yoktu...
AI Özet: yazar, giray altınok'un çok popüler olduğunu ve sürekli reklamlarda çıktığını belirtiyor. bu durumun onu sıkıcı hale getirebileceğini ve (bkz: bir ünlünün boku çıkana kadar kullanılması) gibi bir sonla karşılaşabileceğini düşünüyor. özellikle bir sucu reklamını "rezalet" bulduğunu ekliyor.
çok fena köşeyi döndü. hangi reklamı izlesem bu adam oynuyor. birisi popüler olunca bokunu çıka...
AI Özet: yazar, geçenlerde "balen" kelimesinin anlamını merak edip google'da aratınca başına gelenleri anlatıyor. bu aramadan sonra bütün reklamlarının sütyen reklamına döndüğünü belirtiyor. daha önce jean baudrillard'ın simulakr ya da nizamülmülk'ün adudüddevle gibi konuları arattığında hiç reklam çıkmazken, balen aramasının ardından sütyen ve kilot reklamlarının peşini bırakmadığını dile getiriyor.
bu reklamları engellemek için fizik videoları, enis doko ve levent safalı'nın felsefe dersleri, cengiz çevik'ten latince dersleri, kemal sayar ve ismet özel'den şiir dinlemeler gibi birçok farklı içerik izlediğini ancak reklamların bir türlü gitmediğini söylüyor. pornografik içerik izlendiğinde hemen ilgili reklamların çıktığını ama kültürel içeriklerde kitap reklamı bile çıkmadığını ekliyor.
yazar, balenli kilotların varlığından şaşkınlıkla bahsediyor ve balenin aslında memeleri büyük gösteren bir "aldatmaca" olduğunu belirtiyor. artık sütyen ve kilot piyasasına hakim olduğunu, hatta indirimleri takip ettiğini ve bazen alasının geldiğini esprili bir dille ifade ediyor.
son olarak, bu reklamların sinirini bozduğunu ve "kabe nerededir" gibi alakasız aramalar yaparak bu reklamları değiştirmeye çalıştığını dile getiriyor. dantelli atletlerin fiyatlarını bildiğini ve bunun kendisini çıldırttığını ekliyor. penti ember bodysuit gibi ürünlerin fiyatlarından bahsederek şaşkınlığını dile getiriyor. "vivense'den koltuk takımı arat" diyenlere de esprili bir dille karşılık veriyor ve tüm bunların bir goygoy olduğunu, çok da önemli olmadığını vurguluyor.
geçenlerde "balen" diye bi kelimeye denk geldim. bu amına kodumun kelimesinin ne anlama geldiğini "bu neymiş ki la?" şeklinde merak edip google'da "balen nedir?" diye yazarak arattım. heh işte o ...
AI Özet: yazar, tavuk örneğine karşı çıkıyor ve (bkz: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak) diyor. ona göre tavuk eti beyazdır, miyoglobin azdır ve kırmızıya çalmaz. günümüz tavuğunun kolay pişmesi ve yumuşak olması, broiler chicken denilen cinste insan eliyle yapılan yapay seçilimden kaynaklanıyor. bu tavuklar 38-45 günde 2-2.5 kg oluyor ve eti köy tavuğundan daha kaliteli. kümeslerde az hareket ettikleri için bağ dokuları az, bu yüzden et yumuşak ve pişmesi kolay. ayrıca hayvansal yemle beslenmedikleri için enfekte olmaları mümkün değil. yazar, köy tavuğundan salmonella kapma olasılığının modern tavuklardan 20 kat fazla olduğunu belirtiyor. çocukluktaki köy tavuğu özleminin nostaljik olduğunu ama "köy tavuğu iyi, broiler kötü" demenin yanlış olduğunu söylüyor.
çilek konusuna gelince, arnavutköy çileği gibi yerel çeşitlerin hala üretildiğini, ancak üretim miktarı düşük olduğu için marketlerde yaygın olmadığını belirtiyor. bu çileklerin genellikle iç piyasadaki butik tüketicilere yönelik olduğunu, ihracata gidenlerin ise ticari, modern çeşitler (camarosa, festival gibi) olduğunu söylüyor. bu modern çeşitler daha verimli, dayanıklı ve az hastalanıyor. eski yerel çeşitlerin kaybolmasının nedeninin nüfus artışı ve bu artışın talebine cevap verememeleri olduğunu ekliyor. yazar, "yurt dışına iyisi gidiyor, biz kötüsünü yiyoruz" fikrinin ise safsata olduğunu düşünüyor.
"tavuktan örnek" filan vermeyin lütfen.(bkz: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak)tavuk eti beyaz ettir, kas içerisinde miyoglobin düşüktür. kırmızıya filan çalmaz.bugün tavuk etinin kolay piş...
AI Özet: yazar, ferhan şensoy'un "gündeste" şiirinden alıntı yaparak nisan'ın dördüncü gününü ve baharın gelişimini anlatıyor. baharın "yasadışı" bir şekilde, kedi gibi sinsice bahçeye sızdığını ve nebatatın gözünü açtığını belirtiyor. çayın demlenip "kızıl" yudumlanması gerektiğini söylüyor ve ustaya selam çakıyor.
"gün doğdu kedi gibi indi nisan bahçeyedördüncü ayın dördüncü günüyasadışı geldi bahar hünebatat açtı gözünüçayın suyu ses verdiberi gel oğlan demle beni kes beni" ferhan şensoy / gü...
AI Özet: yazar, bir ikindi çayının iyi gideceğini düşünürken aklına ankara'ya taşındığı ilk günler geliyor. yazın bitip kışın geldiği, istanbul'un kenar mahallesinden ankara'nınkine transfer olduğu o zamanları yüzlerce yıl öncesi gibi anımsıyor. ilkbaharda papatya denizinden, kışın çimen ve çamurdan geçtiği okul yolunun betona dönüştüğünü belirtiyor. o zamanlar mutsuz, ürkek ve cılız bir çocuk olduğunu, gördüğü her şeyi hayal dünyasında bir hikâyeye dönüştürmekte usta olduğunu anlatıyor. yazın asfalttan yansıyan sıcakla kavrulan hassas teninin ve güneş görmeyen zemin kat dairesinden çıkınca kamaşan gözlerinin iç anadolu ayazıyla tanıştığı o ilk günlerden bahsediyor.
okula giderken sokakları arşınladığını ve muhayyilesini tahrik edecek bir şeyler aradığını söylüyor. tam da o anda aradığını bulduğunu belirtiyor: paslı zincirlerinden tutunduğu eski bir salıncakta dalgınca sallanan kısa saçlı bir kız. yeşil olduğunu ancak görebildiği gözlerine dökülen kaküllerinin o kendine has savrukluğuyla bir aşk girdabına kapıldığını ve ruhunun çaydanlıktan çıkan yoğun buharlar gibi savrulduğunu ifade ediyor. ilk anda onun güzel yüzünde ışıldayan yeşil gözlerine, dalgınca öne eğilmiş başındaki kısa kesilmiş saçlarının gözlerine düşen kaküllerine, hüzün dolu tek başına oluşuna ve paslı zincirlere tutunan ellerine aşık olduğunu dile getiriyor.
ankara'nın o asfalt çölünden, istanbul'dan geldiği çimenlere benzeyen vahaları olan banliyösüne taşınana kadar onu uzaktan aşkla sevdiğini anlatıyor. kendisinden büyük olduğunu, okula geliş gidişlerinde muhayyilesinin türlü filmlerle dolu yazlık bir sinemaya dönüşmesinin sebebi olmasına rağmen varlığının farkına varmadığını belirtiyor. onu uzaktan gördüğünde karşılıklı geçiş anında aynı kaldırımda olmamak için az tehlike atlatmadığını söylüyor. şimdi düşünüyor da var olduğunu hiç bilmemiş ve hiç bilmeyecek birine, bunca yıl sonra hatıralarında neden yer verdiğini sorguluyor. ancak hemen cevabını da veriyor: servilerin gece rüzgarında usul usul salındığı bu yazlık sinemada duygularının ve yalnızlığının yönettiği filmin başrol oyuncusunun kendisi olduğunu, yani aşkın da hayalin de kendisi olduğunu ekliyor.
bir ikindi çayı iyi giderdi şimdi.ankara'ya taşınalı birkaç ay olmuş, yaz bitmiş, sonbahar geçmiş, kış gelmişti. yüzlerce yıl önceydi. istanbul'un kenar mahallesinden ankara'nınkine transfer olmu...
AI Özet: yazara göre opeth, yalnız ve karanlık gecelerde yoldaşlık eden, yeri ayrı bir müzik grubu. sevenleri ondan asla usanmazmış, çünkü o diğer gruplar gibi aranmak yerine, bu gecelerde dinleyicisini kendisi bulurmuş. anlaşılması zor olsa da dinlemesi bir o kadar kolay olan opeth, birçok kişiyi sert müzik ve brutal vokallerle tanıştırmış. tanrısal clean vokalleri dinleyenler, şeytani vokallere de bir şans verirmiş ve zamanla onlara da aşık olurmuş.
önemli olanın zoru basitleştirmek olduğunu belirten yazar, opeth'in dream theater veya meshuggah gibi planlı bir komplekslik yerine, basit ama daha iyi kompozisyonları tercih ettiğini söylüyor. şarkılarının başlangıçları hep merak uyandırıcı, geçişleri akıcı ve sonları hikayeyi özetleyen bir solo veya riff ile bitermiş. yazar, eski bestecilerin günümüz müziğini pek sevmeyeceğini ama opeth'in eski şarkılarını dinleyeceğini düşünüyor. bu bağlamda the leper affinity, april ethereal, godhead's lament ve the night and the silent water gibi şarkılarını örnek veriyor. nisan ayında olması sebebiyle april ethereal'ın doğum gününü de kutlayan yazar, şarkının sözlerine gönderme yaparak bir link de paylaşıyor.
yalnız ve karanlık gecelerde yanında olan tek dosttur. yalnızlık sadece onunla paylaşılır. böyle günlerde yanında olan dost da unutulmaz o sebeple yeri hep ayrıdır, seveni hep sever hiç usanmadan...
AI Özet: yazar, bir şeyin var olabilmesinin temel şartının sınırlandırılmış olması gerektiğini belirtiyor. ona göre sınırlar ortadan kalktığında, o şey daha yüksek bir varlığa karışıyor. örneğin, insan dış dünyadan sınırlar aracılığıyla ayrılıyor ve bu sınırlar kalktığında, yani ölümle, yüksek entropiye ulaşıp doğaya karışıyor. yazar, evrenin de sonunda maksimum entropiye ulaşıp ısıl ölüme geçeceğini, yani her şeyin birbirine karıştığı ve hiçbir şeyin olamadığı bir evreye gireceğini söylüyor.
eş evreli haldeki bir dalganın, diğer varlık seçeneklerini de içinde barındırdığını, ancak decoherent olduğunda varoluşa geçecek olan şeyin sınırlarının çizildiğini ifade ediyor. parçacık özelinde konuşursak, dalganın konumu veya hızı belli değilken ve tüm olası yolları ve hızları barındıran bir süperpozisyon halindeyken, parçacık olarak çökmüş olan şeyin var olduğunu, potansiyelden varlığa geçtiğini belirtiyor. ölçtüğümüz anda onu tanımlayabildiğimizi (x hızda veya lokasyonda) ekliyor.
ilksel hücreler olarak düşünülen koaservatların, aslında sadece bir zırh ile çevrili moleküllerden ibaret olduğunu anlatıyor. sudan hoşlanmayan ama su içinde durmak zorunda olan bir grup lipitin kendi içine kıvrılarak (potansiyel enerjisini minimumda tutmak için küresel bir şekil alarak) içine hapsettiği elementlerle kendini sınırlandırdığını söylüyor. bu noktada içerideki elementlerin dışarıdakilerden farklı hale gelerek başka bir tür varlık oluşturduğunu, yani dış dünya ve kendi varlığının ortaya çıktığını ifade ediyor.
yazar, bu durumu günümüz hücre zarı/hücre içi dışı veya nöronlar arasındaki iletişimde gerekli olan elektriksel potansiyel fark gibi örneklerle açıklıyor. kalbin çalışmasını da benzer bir örnek olarak veriyor. sinirsel yapılarda potasyum ve sodyumun karşılıklı olarak içten dışa ve dıştan içe pompalanmasıyla, dinlenme anında sinirsel hücrenin dışının ortalama +70 mv, içinin ise -70 mv olduğunu belirtiyor. herhangi bir dış uyaranla bu elektriksel potansiyelin yer değiştirdiğini ve iletim anında bu yer değiştirmenin devam ettiğini söylüyor.
ışık ve renk için de benzer bir örnek verilebileceğini ifade ediyor. beyaz ışığın tüm renkleri barındırdığını, ancak araya "enerji" sınırları girdiğinde farklı enerji seviyelerinde ve dalga boylarında ışıkların (ve beynimizde renk dediğimiz şeylerin) ortaya çıktığını belirtiyor.
yazar, bunu tamamen kavramsal olarak da düşünebileceğimizi, bir şeyi tanımlarken onu sınırlandırdığımızı ve o şekilde isim verdiğimizi, diğerlerinden ayırdığımızı söylüyor. bir evi içindekilerle beraber salt ev olarak tanımlayabileceğimiz gibi, içindekileri de ayrı ayrı tanımlayıp ev tanımından ayrıştırabileceğimizi belirtiyor. daha temelde varlığa geçişlerin de yukarıda bahsettiği sebeplerle kuantum coherence özelliklerin yitirilmesiyle olmuş olmasının gayet mümkün olduğunu ekliyor.
son bir örnek olarak, sosyal hayattaki türetilmiş kavramlardan bahsediyor. insanların köyler veya ülkeler olarak belirli alanlarda toplaşmadığını düşününce, hemen az ileride duran insanlarla aralarında görece bir farklılık olmadığını, ancak araya sınırlar girdiğinde öbekleşmelerin başladığını ve zaman içinde yan yana duran iki topluluğun farklılaştığını belirtiyor. (bkz: sınırların önemi) (bkz: varoluş ve sınırlar)
varlığın peyda olmasının yani emerge etmesinin temel şartı belki de sınırlandırılmış olmasıdır. sınırlar kalktığında daha yüksek bir varlığa karışır. örneğin insan dış dünyadan sınırlar ile ayrıl...
AI Özet: yazar, tico tico no fubá adlı samba-caz parçasını bırakarak hayatı çok ciddiye almamayı ve boşuna gamlanmamayı öğütlüyor.
alın size samba-caz karışımı hareketli bir parça:tico tico no fubáanlamı: hayat zaten bir garip...
AI Özet: yazara göre, dostoyevski'nin ilk romanı insancıklar'ın ve kendisinin eleştirmenlerce keşfi, rus edebiyat tarihinde önemli bir olaymış. bir nevi trollük var gibi dursa da yazar kimsenin günahını almak istemiyor. kitap müsvedde halindeyken dostoyevski'nin arkadaşı grigoroviç, nekrasov'a okutmuş. o da beğenip belinski'ye götürmüş. belinski "yeni bir yıldız doğuyor" demiş ve böylece dostoyevski'nin edebiyat serüveni başlamış. kitap nekrasov'un dergisinde yayınlanmaya başlarken herkes çok beğenmiş. turgenyev de yeni yazara kayıtsız kalmamış ve "üzgün çehreli şövalye" adında bir hiciv yazısı yazmış. bu yazıda dostoyevski'ye "edebiyatın yüzünde vakti geçmiş bir sivilce gibi çıktın" demiş. dostoyevski'nin sektördeki ilk lakabı da bu yüzden "edebiyat sivilcesi" olmuş. yazar, dostoyevski'nin bir anda sivilce gibi çıktığını ama sonradan edebiyata yaptığı katkılarla kendini tiye alanları bir güzel patlattığını belirtiyor. insancıklar'la ilgili bir başka mevzu ise, kitap çok beğenince dostoyevski'nin nekrasov'un dergisinden ayrı basılmasını istediği yönündeki dedikodularmış. bu durumun şımardı anlamına geldiği düşünülmüş. ancak dostoyevski bunu kesin bir dille reddetmiş, hatta ölümünden kısa bir süre öncesine kadar bu dedikodudan rahatsız olduğunu ve asla böyle bir talebi olmadığını söylemiş. yazar, birilerinin yazılarıyla veya entry'leriyle dalga geçilmemesi gerektiğini, makara yapılsa bile dalga geçmenin doğru olmadığını vurguluyor. (bkz: edebiyat sivilcesi) (bkz: sözlük sivilcesi) gibi benzetmelerin yapılıp yapılamayacağını da sorguluyor.
dostoyevski ilk romanı insancıklar'ın ve kendisinin eleştirmenlerce keşfi, rus edebiyat tarihinin en önemli olaylarından biriymiş. olayda bir trollük var gibi ama artık kimsenin günahını da almay...
AI Özet: yazar, türk sinemasında en sevdiği filmlerden biri olan "ağır roman"ı anlatıyor. film, 97'de yazarın doğum gününden iki gün önce vizyona girmiş. kuzeni de onu doğum günü hediyesi olarak, nüfus sayımı sokağa çıkma yasağı yüzünden (bkz: 30 kasım 1997 genel nüfus sayımı) doğum gününden bir gün önce çemberlitaş şafak sineması'na götürmüş. o zamanlar yazar 11, kuzeni 13 yaşındaymış ve filmden pek bir şey anlamamışlar. ama filmden dönünce babası ve dayısından "serseri mi olacaksınız lan" diye fena fırça yemişler.
geçenlerde storytel'de kitabını da dinleyince bir entry girmeye karar vermiş. okan bayülgen'in seslendirmesi de hoş bir sürpriz olmuş. yazar, hem kitap hem de film hakkında spoiler verebileceğini belirtiyor.
yazar, kitapla film arasındaki farkları madde madde yazmak yerine, başka bir entry'de (bkz: #141055945) detaylıca yazıldığını söylüyor. kitapta softalar ve giovinolar'dan bahsedilmesine rağmen filmde neredeyse hiç yer almadığını belirtiyor. softaların muhafazakar, sağ ve milliyetçi mahallelileri, giovinoların ise gayrimüslimlerden oluşan ve devletin hoşlanmadığı bir grubu temsil ettiğini açıklıyor. bu iki grubun birbirini sevmediğini ve filmdeki polisin reisi para, silah ve güçle beslemesinin buraya bağlanabileceğini, reisin bir noktada otoritenin maşası olduğunu ekliyor.
kitabın çok daha karanlık bir tonda olduğunu, filmde daha beyaz veya gri görünen karakterlerin çoğunun kitapta kapkara olduğunu vurguluyor:
salih, kitapta daha dağınık ve daha sert bir karaktermiş. tina'ya olan aşkı hem kitapta hem filmde güçlü olsa da, kitapta bağımlılık ve çaresizlik hissi çok daha baskınmış.
kitapta tina'nın salih'e aşkı ise yüzeyselmiş. filmde salih'e aşık olan ve onun için her şeyi göze alan fedakar bir hayat kadını gibi resmedilirken, kitapta duygusuz bir karakter olarak karşımıza çıkıyormuş.
kitapta berber ali uyuşturucu satıcısıymış ve çok daha sert, belalı bir tipmiş.
filmde "harbi hayalet, sağlam gariban" olan tıbı, kitapta eşi tarafından aldatıldığı için kadınlara küsen, atı şermin'e aşık bir adammış. sadece onunla ilişkiye girermiş ve garibanlığı doğru olsa da kendisi bir zoofilmiş. filmde reisin şermin'e yaptığı şeyin aslında tıbı'nın gözünde sevdiği kadına tecavüz edilmesi olduğunu, bu yüzden bunu kaldıramadığını ve bu sahnenin arka planının kitabı okuyunca daha anlamlı hale geldiğini belirtiyor.
yazar, bu ton farkının filme aktarılırken yumuşatılmasını anlayabildiğini, zira filmin bu haliyle bile çok sertken, kitaba sadık bir şekilde aktarılmasının pek mümkün olmadığını düşünüyor. bu arada filmde teknik olarak çok kötü çekilmiş sahneler olduğunu, bazı sahneleri izlerken utançtan yüzünü kapattığını, hatta bugün tiktok çeken birinin bile daha iyisini çekebileceğini iddia ediyor. ancak bu kusurlu sahnelerin filme bir tat katmış olabileceğini de ekliyor. yine de çok güzel çekilmiş sahnelerin de olduğunu, başta salih'in karakoldan çıkıp o malum sona geldiği sahnenin müzikleriyle ve karanlığıyla beraber mükemmel olduğunu, mesela tina'nın salihle sevgi dolu anlarının da iyi olduğunu belirtiyor.
türk sinemasında en sevdiğim filmlerdendir. film 97 yılında doğum günümden 2 gün önce vizyona girmişti. kuzen de beni doğum günü hediyesi olarak doğum günümden 1 gün önce çemberlitaş şafak sinema...
AI Özet: yazar, yaprak dökümü'ndeki ferhunde karakterinin son zamanlarda "o kadar da kötü değil" şeklinde lanse edilmesine şaşırıyor ve bunu "ahlaki çürüme" olarak görüyor. ona göre ferhunde, 20 yıl önce kötü kadın olarak bilinen bir karakterdi ve bu durumun değişmesi garip. yazar, ferhunde'nin evlilikleri sırasında başka ilişkiler yaşadığını ve bunun karakterin olumsuz yönlerini gösterdiğini belirtiyor. hatta yazar, ferhunde'nin annesini bile sevmediğini, çünkü annesinin onun yüzünden hapis yattığını iddia ediyor.
yazar, ferhunde'nin şevket'in kumar oynamasına ve yaman'ın kağıdını imzalamasına sebep olduğunu düşünüyor. ayrıca, ferhunde'nin evli olduğunu başta söylemeyerek şevket'i manipüle ettiğini savunuyor. leyla'nın durumunu gizleyip oğuz'a şantaj yapmasının ve cem'in adını gazetelere karıştırarak dolaylı yoldan kalp krizi geçirmesine neden olmasının da ferhunde'nin suçları arasında olduğunu ekliyor. yazar, tekin ailesinin ferhunde'yi sevmekte haklı olduğunu ve sedef'in suçlarının ferhunde'ninkine kıyasla çok daha az olduğunu vurguluyor.
ahlaki çürümeyi buradaki ferhunde övücülerden net anlayabiliyoruz. 20 sene önce kötü kadın olan karakter son senelerde "o kadar da kötü değil" çıkarılmaya çalışılıyor. ferhunde'yi sokakta görse k...
AI Özet: yazara göre, kylian mbappe'nin dünya kupası kazanmasının, psg'nin şampiyonlar ligi'ni alabilme ihtimalinin ve real madrid'in mbappe olmadan şampiyonlar ligi kazanamamasının bir nedeni var. yazar, mbappe'yi fiziksel ve teknik olarak harika bir hücum oyuncusu olarak tanımlıyor ancak mental açıdan vasatın altında buluyor. topu sürekli kendi kullanmak isteyen, gol olduğunda sevinmeyen, hocalarını kovduran ve takım planlamasında söz sahibi olan bir oyuncu olduğunu belirtiyor. takım oyununa uymadığını ve pas yerine bireysel oynamayı tercih ettiğini, bu durumun takımın taktiğini tahmin edilebilir hale getirdiğini ifade ediyor. (bkz: kylian mbappe)
-tek büyük kupası, dünya kupasını 20 yaşında daha borusu tam ötmezken kaldırmasının-psg nin bu gittiği gibi finalde 5 atacak şekilde ilk clsini almasının-real madrid gibi bir takımın mbappe gitme...
AI Özet: yazar, intermittent fasting'in sadece sağlıklı kişiler için uygun bir beslenme şekli olduğunu belirtiyor. kendisi gibi hashimoto tiroiditi ve insülin direnci olanların bu yöntemle kilo vermekte zorlandığını, hatta metabolizmalarının daha da kötüleştiğini ifade ediyor. uzun süre aç kalmanın kilo vermeyi imkansızlaştırdığını düşünüyor.
eskiden kilo problemi yaşamadığını, ancak evlendikten sonra kilo aldığını ve aralıklı oruçla bile istediği kiloya düşemediğini anlatıyor. son zamanlarda kilosunun arttığını ve zorlasa bile düşüremediğini belirtiyor.
endokrinoloji profesörü ve diyetisyenlerle görüştüğünü, onların da uzun süreli açlığın vücuda iyi gelmediğini, metabolizmayı yavaşlattığını söylediğini aktarıyor. sağlıklı kişilerin bunu telafi edebildiğini, ancak metabolizması yavaş olanların sadece aç hissettiğini vurguluyor. tip 1-2 diyabeti olanlar ve hashimoto tiroiditi ile mücadele edenlerin uzman desteği alması gerektiğini tavsiye ediyor. (bkz: uzman görüşü almak)
sadece sağlıklı insanların uygulaması gereken beslenme biçimi.burada çok fazla gaza getiren girdi var. ben de bir zamanlar okuyup kendimi moda sokuyordum. ama benim gibi hashimoto tiroiditi ve in...
AI Özet: yazar, almanya'da 17-45 yaş arası erkeklerin 3 aydan uzun süre ülke dışına çıkmak için ordudan (bundeswehr) askeri izin almalarının zorunlu kılındığını belirtiyor. berliner zeitung'a (bz) göre, bu kısıtlama 1 ocak 2026'dan itibaren geçerli olacak ve eğitim, iş veya uzun süreli geziler gibi her türlü 3 ayı aşan yurt dışı çıkışını kapsayacakmış. yazar, daha önce sadece "gerginlik veya savunma durumlarında" uygulanan bu kısıtlamanın artık kalıcı hale geldiğini, yani daimi bir kısıtlama dönemine geçildiğini söylüyor. bu adımın, almanya'nın 2035'e kadar askeri personel sayısını 255-270 bine çıkarma hedefinin bir parçası olduğunu da ekliyor. (bkz: almanya'da askerlik) (bkz: bundeswehr)
özet: 17-45 yaş arası erkeklerin 3 aydan uzun süre ülke dışına çıkmak için ordudan askeri izin almaları zorunlu kılındı."almanya federal cumhuriyeti makamları, 17 ile 45 yaş arasındaki tüm erkek ...
AI Özet: yazar, tanrı'ya seslenerek kendisiyle yürümesini, durmasını, ona yol göstermesini ve duyurmasını diliyor. tanrı'dan başka gücü olmadığını, kendisini bulmasını ve çağırdığında bu topraktan, ateşten, sudan ve havadan çıkacağını belirtiyor. kendisiyle birlikte bazı şeyleri de çıkaracağını, hiçbir şeyin ona ait olmadığını ve herkesin hiçlikten geldiğini ifade ediyor. kalplerin tanrı'nın elinde olduğunu, unuttuğu bir şeyi tanrı'nın tuttuğunu ve ifritlerin tüm kapıları tuttuğu bu yabancı mülkten tanrı çağırdığında çıkacağını söylüyor. bin yıl sürse de toprağı bekleyeceğini, kalbinin orada, tanrı'nın ellerinde olduğunu ve çıktığında kendisiyle çıkmasını diliyor. bir an durup beklese bile tanrı'dan başka hareketinin olmadığını belirtiyor.
yürüdüğümde benimle yürürsün rabbim durduğumda benimle durursen gösterirsin sen duyurursunne kuvvetim vardır senden başka ne hâlim beni bul rabbim sen çağır ben çıkarım bu topraktan ...
AI Özet: yazar, bir gününü tüm ömrü olarak özetlemiş.
bir günüm, tüm ömrüm.görselgörselgörselgörselgörselgörselgörselgörselgörsel
AI Özet: yazara göre bir basın federasyonu başkanı, hadise'nin sahne kıyafetini eleştirmiş ve hadise de bu duruma "kadın bedeninden elinizi de dilinizi de çekin" diyerek karşılık vermiş. yazar, hadise'nin konser performansını beğenmemiş ve kıyafet seçimini sesindeki eksiklikleri örtme çabası olarak yorumlamış. hadise'nin eleştirileri kişisel almayıp tüm kadınlara mal etmesini takdire şayan bulduğunu belirtiyor.
haber linkitürkiye basın federasyonu başkanı kendisi hakkında “ hadise bir porno figürü kostümle sahneye çıkmış, bu sanat mıdır?” demiş. hadise de “ kadın bedeninden elinizi de dilinizi de çekin”...
AI Özet: yazar, exodus müzik videosunun youtube ve spotify gibi platformlar tarafından sansürlenerek yayınlandığını belirtiyor. bu durumun, ne izleyeceğimize ve dinleyeceğimize müdahale eden global bir tasarımın parçası olduğunu düşünüyor. yazar, bu duruma tepki göstererek spotify'ı kara listesine aldığını ifade ediyor. ayrıca, global sistemin tıkanma noktasına geldiğini ve dünyanın kaosa sürükleneceğini öngörüyor. bu durumda, yazar kurumsal yapıları ve sansür uygulayıcılarını insanlık için bir tehdit olarak görüyor.
exodus müzik videosu yayınlıyor.youtube, spotify... klibi sansürleyip yayınlıyor.klip bu: ne izleyeceğimize sadece tv'de değil, her yerde müdahale ediliyor. global bir dizayn, neyi görüp göremeye...