AI Özet: yazar, müşterinin pizzasını yiyip asansöre idrarını yapan kuryenin topluma geri dönmesinin riskli olduğunu düşünüyor. yazar, bu kişinin ailesinin de incelenmesi gerektiğini belirtiyor ve tedavisi için ilaç yerine (bkz: ziya paşa)nın terkib-i bend eserindeki "kötek" aşamasının uygulanmasını öneriyor.
bunu tedavi etmeden tekrar topluma salmak büyük risk. bu adam eline geçen fırsatlar dahilinde her pisliği yapar. ayrıca bunu yetiştiren bir aile var...
AI Özet: yazara göre jessie buckley iyi bir oyuncu ve bond rolüne yakışır, ancak yeni bond'un siyahi olmaması yazar için hayal kırıklığı. yazar, bond'un siyahi, lezbiyen ve pakistanlı-japon eşcinsel bir çiftin evlat edindiği biri olmasını istermiş. sonradan bunun 1 nisan şakası olduğunu fark eden yazar, kendisini daha az zeki bulduğunu belirtiyor.
jessie buckley muhteşem bir oyuncudur. bond rolünün hakkını da verecektir ama yeni bond'un zenci olmaması h...
AI Özet: yazar, 1 nisan 2026'daki artemis 2 uçuşunun basit görünse de her anının büyük riskler taşıdığını belirtiyor. apollo dönemindeki "ya tutarsa" mantığından modern mühendisliğe geçilse de fizik kurallarının aynı acımasızlıkta olduğunu söylüyor.
görevdeki riskleri sıralarken, atmosfere girişin (re-entry) en kritik kısım olduğunu vurguluyor. ay'dan dönüş hızının yaklaşık 40 bin km/saat olduğunu ve orion kapsülünün ısı kalkanının 2.700 dereceye kadar ısınacağını belirtiyor. kalkan üzerindeki küçük bir hatanın veya mikro meteorit çizgisinin astronotları tehlikeye atabileceğini ifade ediyor.
nasa'nın deneyeceği "skip entry" (taş sektirme) manevrasına da değiniyor. kapsülün atmosfere girip hafifçe geri zıplayarak g-kuvvetini azaltma amacını açıklıyor. ancak bu zıplama anında açının azıcık kaçırılması durumunda kapsülün atmosferden sekip derin uzayda kaybolma riskini (bkz: interstellar) taşıdığını belirtiyor.
van allen kuşakları ve radyasyon duşu riskine de dikkat çekiyor. orion'un insanlı araçların elli yıldır gitmediği kadar uzağa gideceğini ve manyetosfer dışındaki radyasyon kuşaklarından geçeceğini söylüyor. güneşten gelebilecek bir patlamanın araçtaki bilgisayarları bozabileceğini veya astronotların genetiğini etkileyebileceğini ifade ediyor.
tli (trans-lunar injection) anomalisini de riskler arasında sayıyor. dünya yörüngesinden ayrılıp ay'a doğru rotayı sabitleyen ateşleme sırasında motorun teklerse veya yakıt sisteminde sızıntı olursa, ne ay'a gidebileceklerini ne de dünya'ya dönebileceklerini, orta yerde mahsur kalacaklarını belirtiyor.
son olarak, yakın yaklaşım (proximity ops) kazası riskini ele alıyor. roketin üst aşamasından ayrılıp sonra tekrar ona yanaşma denemesinin riskli olduğunu ifade ediyor. boşlukta referans noktası olmadan, mermi hızıyla giderken ufak bir joystick hatasının roketin kapsüle çarpıp her şeyi enkaza çevirebileceğini belirtiyor.
yazar, 10 gün sürecek bu görevin milyonlarca parçanın kusursuz çalışmasına bağlı bir ölüm kalım savaşı olduğunu vurguluyor. başarılı olursa insanlık için dev bir adım olacağını, başarısız olursa uzay çalışmalarını 30 yıl geriye atacak bir trajedi olacağını ekliyor.
edit kısmında ise, sls roketinin süzülüp gittiğini ve orion kapsülünün tli ateşlemesini hatasız yapıp ay'a doğru rotayı sabitlediğini belirtiyor. dört astronotun saatte on binlerce kilometre hızla, arkalarında masmavi bir bilye bırakarak mutlak sessizliğe doğru ilerlediğini ifade ediyor. ancak aksiyonun bitmediğini, apollo 13 sendromu gibi risklerin hala devam ettiğini, araçtaki her bir cıvata ve devre kartının hayati önemde olduğunu, servis modülünde oluşacak ufak bir oksijen sızıntısı veya kısa devrenin "houston, we have a problem" cümlesini tekrar literatüre sokabileceğini ve yedek sistemlerin yedeklerinin de kritik olduğunu belirtiyor.
basit gibi görünse de her saniyesi ayrı bir soğuk ter dökme sebebi olan görevdir.apollo dönemindeki "ya tutarsa" mantığından modern mühendisliğe geçtik ama fizik kanunları hala aynı acımasızlıkta...
AI Özet: yazar, iş hayatının aslında hayatın ta kendisi olduğunu, günde en az 10 saatimizi geçirdiğimiz bu yerin hayatımızın yarısını oluşturduğunu belirtiyor. iş hayatının temel kaidelerini anlamak için çok çalışmaya gerek olmadığını, ortalama bir zekaya ve sınıf bilincine sahip herhangi birinin, birinin emri altında minimum 3 ay çalışarak bu gerçekleri kavrayacağını söylüyor.
ilk olarak, iş hayatında sadece patron ve işçi olduğunu vurguluyor. aradaki müdür, şef, uzman gibi tüm unvanların, insanların kendilerini kandırmaları, patronların ise sürüyü bölüp sorumluluk yükünü azaltmaları ve denetlenebilirliği artırmaları için icat edilmiş "ıvır zıvırlar" olduğunu dile getiriyor. iş hayatını tek tanrılı bir dine benzetiyor ve tanrısının patron olduğunu belirtiyor. bu durumu bilerek müdür olanların başarılı olacağını, kabul edemeyenlerin ise zor duruma düşeceğini ekliyor.
ikinci olarak, insanların "ekmek parası" için çalıştığını, kariyer denen şeyin ise bir yanılsama olduğunu ifade ediyor. kariyeri, (bkz: hamster)in önünde asılı duran peynire benzetiyor. eğer birisi 3 yıllık çalışma hayatında, sizin 10 yıllık kariyerinizin sonunda kazandığınızdan daha çok maaş alıyorsa, onun sizden daha iyi kariyer yaptığını söylüyor. şirketin, kurumsallığın, şirket arabasının sınıfının veya öğle yemeğinde tabağa domates alınan salata barının hiçbir öneminin olmadığını belirtiyor. yan hakların gerçek hak olmadığını, hakkın para olduğunu ve her şeyin asgari seviyede olduğu durumda maaşın iyi olmasının kariyerin daha iyi olduğu anlamına geldiğini savunuyor. havalı olanın çok para kazanan olduğunu, öğle yemeğini (bkz: mezzaluna)'da yiyip (bkz: setcard)'la ödeyenin olmadığını ekliyor.
üçüncü olarak, herkesin yerinin dolacağını ve hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığını belirtiyor. yıllarını verdiği pozisyona yeni birinin alınıp 3 ayda o işi kotaracak hale getirileceğini söylüyor. cerrahi veya pilotluk gibi ekstrem derecede standartlaşmış işler hariç, akıllı bir insanın 6 ayda ortalama seviyede yapamayacağı bir iş olmadığını düşünüyor. işlerin mükemmeliyetle değil, ihmal ve optimizasyonla yürüdüğünü ifade ediyor. bu yüzden egoyla inatlaşmamak gerektiğini, işçinin egosu değil, sabrı ve aklı olması gerektiğini, eğer ego da varsa o kişinin artık işçi değil patron olacağını dile getiriyor.
dördüncü olarak, her hatanın telafi edileceğini söylüyor. doktorlar ve imalat sektöründeki teknik elemanlar hariç, masa başında veya hizmet sektöründe çalışan hiç kimsenin işinin somut bir karşılığı olmadığını, bunların modern dünyanın icat ettiği hayali pozisyonlar olduğunu belirtiyor. herkesin her hatasının minimum zararla telafi edileceğini, çünkü ortada fiziksel bir ürün olmadığını, yapılan yanlışın fiziksel ağırlığının olmadığını ve vura kıra, kese kese düzeltilmesi gereken bir şey olmadığını ekliyor.
son olarak, patronların tüm bunları bildiğini, bilmezlerse de tecrübe ederek öğreneceklerini belirtiyor. başımızda bir patron olmasının tesadüf olmadığını, ya hepsini bilecek imkana sahip olduğunu ya da zorlukları göze aldığını ifade ediyor. patronun patron olduğunu ve patronluğun gerektirdikleri olduğunu, her patronun biraz "zorlayıcı" olduğunu çünkü ne yaparsa yapsın zaten "çok iyi" olduğunu belirtiyor.
gerçeklerin acımasız bir tarafı yok. iş hayatı zaten hayatın kendisi. günde asgari 10 saatini geçirdiğin yer bir noktada senin hayatının neredeyse yarısı. detaylarda tecrübe tabii ki önemlidir an...
AI Özet: yazar, notebooklm'den profesyonel seviyede araştırma sonuçları almak için "özetle" komutundan kaçınılması gerektiğini belirtiyor. bunun yerine, süreci derinlemesine bir analiz mekanizmasına dönüştürecek adımlar öneriyor.
öncelikle, dosyalar yüklenir yüklenmez soru sormak yerine, yapay zekadan kaynaklardaki ana konuları belirleyerek kapsamlı bir konu başlıkları listesi (dizin/içindekiler) çıkarmasını istemek gerekiyor. bu, özellikle dağınık notlar veya karmaşık pdf'ler için çok önemliyken, halihazırda içindekiler kısmı olan kitaplar için gereksiz.
oluşturulan bu dizin listesini kopyalayıp bir sonraki sohbet istemine yapıştırmak veya en iyisi, notebooklm'in "özel talimatlar/ayarlar" kısmına eklemek ikinci adım.
üçüncü olarak, "özetle" komutu yerine "açıkla" kelimesinin kullanılması tavsiye ediliyor. yazar, özetlemenin ayrıntıları gözden kaçırıp önemli farkları yok sayabileceğini belirtiyor. "açıkla" komutu, yapay zekayı sığ bir genel bakış yerine, mantıklı ve kapsamlı bir yapı kurmaya zorluyor.
gerçek bir uzman analizi için, dizindeki her bir başlığın sırayla ve tek tek sorulması gerekiyor. örneğin, "dizindeki [başlık adı] konusunu, yüklediğim tüm kaynakları tarayarak ve aralarında sentez yaparak derinlemesine açıkla" gibi bir talimatla yapay zeka, o spesifik mikro konuyla ilgili her veri parçasına ulaşmaya zorlanıyor.
son olarak, özel ayarlar kısmına "araştırma yaparken acele etme. derinlemesine analiz yap, her ayrıntıyı oku ve sabırlı bir şekilde incele" gibi bir not eklenmesi öneriliyor. bu, yapay zekaya "vakit ayırmasını" söyleyerek, daha uzun, daha detaylı ve titizlikle analiz edilmiş yanıtlar üretmesi için kavramsal bir alan açıyor.
özetle, yazarın mantığı şu: notebooklm'i bir özetleyici olarak değil, tüm kaynaklarını ezbere bilen ve onlardan ders anlatan bir uzman olarak eğitmek gerekiyor. (bkz: yapay zekayı eğitmek) (bkz: notebooklm kullanımı)
notebooklm için profesyonel araştırma talimatlarınotebooklm'den profesyonel düzeyde araştırma sonuçları almak için "özetle" komutunu kullanmayıp, süreci derinlemesine bir analiz mekanizmasına dön...
AI Özet: yazar, elif güven'in itirafçılıktan çekilen dördüncü kişi olduğunu belirtiyor. elif güven'in avukatı, müvekkilinin savcılığa çağrılma şeklini garip buluyor. avukatın açıklamasına göre, elif güven hastaneye götürüleceği söylenerek cezaevinden çıkarılıyor ancak çağlayan adliyesi'ne getiriliyor. orada, müvekkilinin bilmediği ve istemediği halde "etkin pişmanlık" adı altında bir ifade yazdırıldığını iddia ediyor. yazar, bu ifadenin iddianameye serpiştirildiğini ve elif güven'in etkin pişmanlığın ne olduğunu dahi bilmediğini vurguluyor.
bir kişi daha itirafçiliktan çekildielif güven de itirafçılıktan vazgeçti.ifadesini geri çeken itirafçı sayısı 4 oldu.elif güven'in avukatı:daha da vahimi; müvekkilim 10 nisan'da savcılığa nasıl ...
AI Özet: yazar, aktrollerin yoğun bir şekilde çalıştığını ve sosyal medyada muhalif görüşlere yer bırakmadığını belirtiyor. herhangi bir eleştiriye hemen aktrollerin müdahale ettiğini, hatta bu başlıkta bile aktif olduklarını söylüyor. aktrollerin sayısının çok fazla olduğunu, muhalefetin tamamen kuşatıldığını ifade ediyor. rabia naz davasında görünmeyen aktrollerin, görele olayında chp'yi hedef aldığını ve bazı yorumlarda chp'lilerin tutuklanması gibi ifadelerin kullanıldığını dile getiriyor. bu durumun son on yılın, hatta cumhuriyet tarihinin en büyük kuşatması olduğunu düşünüyor. özgür özel'in de belirttiği gibi bir seçim olacağını pek sanmadığını ekliyor ve daha fazlasını yazamadığını belirtiyor.
x , facebook, haber siteleri, ekşi sözlük....öylesine yoğun bir mesai var ki. aktrollerin çalışma tarafında. ben x de fazlasıyla aktifimdir. 1 tane eleştiri yazın ya. sadece bir tane. 1 saat için...
AI Özet: yazar, kestane satan çocuğun içinden "hepinizin canı cehenneme" dediğine yemin ediyor.
diğer tarafta kestane satan çocuğun içinden "hepinizin amına koyim" dediğine yemin ederim.
AI Özet: yazara göre afiyetin çoğu insanlardan uzak durmakla, kalanı da susmakla mümkün olacak. (bkz: hz. ali)
öyle bir zaman gelecek ki, afiyetin onda dokuzu insanlardan kaçınmakla, kalan biri ise susmakla...
AI Özet: yazara göre, amerika iran savaşının rasyonel bir tarafı yok. normalde savaşların temelinde kaynak paylaşımı ve hegemonya kavgası varken, bu savaş tamamen kontrol dışı ilerlemiş. çünkü yazar, bu savaşın kurmay aklı olmayan bir savaş olduğunu düşünüyor. dünyayı yönetenlerin bir şeyler denediğini, ancak kurmay aklın ya istifa ettiğini ya da onlara "siktir çektiğini" belirtiyor.
yazar başlangıçta abd derin devletinin pis işlerini trump'a yaptırdığını düşünmüş, ancak bunun da fos çıktığını söylüyor. zira bu süreçte en büyük zararı abd görmüş. uçak gemileri savaş dışında kalmış, abd'nin içerisi karışmış, ortadoğu'daki askeri ve itibari egemenlikleri yara almış. awacs uçaklarından birinin vurulduğu, f35'lerinin radar izlerinin açığa çıktığı (öyle söyleniyor), savaş senaryolarının deşifre olduğu, birçok devletin abd'ye açıkça karşı çıktığı, üslerinin "piç olduğu" ve onlarca yılda oluşturdukları askeri imajlarının yerle bir olduğu ifade ediliyor. yazar, iran ve çin'in stratejik açıdan galip geldiğini, abd'nin ise karşılığında "kocaman bir sıfır" aldığını belirtiyor.
amaç petrodoların gücünü pekiştirmek miydi, yoksa petrolde hürmüz ve körfezi bypass edip kuzeyden boru hattıyla sömürmek miydi diye soran yazar, sonuç olarak iran'ın gemi başına para aldığını, bunu kendi para birimiyle istediğini ve gemi seçtiğini söylüyor. üstelik, iran'ın istese bölgedeki 50-60 milyon insanı susuz bırakabileceği gibi bir gerçekle yüzleşildiğini belirtiyor. yazar, bunların önceden tahmin edilemeyecek şeyler olmadığını vurgulayarak bu senaryoya da sıfır puan veriyor.
ingiltere ve abd hegemonya savaşında israil eliyle abd'nin bu "boka sokulduğu" senaryosunu da değerlendiren yazar, bu durumda ingiltere ve çin'in de zarar gördüğünü, bu kadar devasa bir riski alacak kadar basit devletler olmadıklarını ve çin'in menfaatine aykırı olduğunu söyleyerek bu senaryodan da bir şey çıkmadığını belirtiyor.
israil güvenliği için bu işe girişildiği senaryosunu da ele alan yazar, israil'in "kevgire döndüğünü", demir kubbenin "makarna süzgeci" olduğunu ve imajlarının "iki paralık" olduğunu ifade ediyor. abd'nin içindeki lobi güçlerinin hedefe oturduğunu ve tüm dünyada israil=yahudi algısının pekişerek ikinci dünya savaşından sonra holivut eliyle yarattıkları tüm mağdur ve mağrur imajının "boka döndüğünü" söylüyor. hatta milletin artık restoranda yahudi kovar halde olduğunu belirterek bu senaryonun da savaşın temel motivasyonunu karşılamadığını dile getiriyor.
arada fırsattan istifade lübnan'a girdiklerini, tek kazançlarının bu olabileceğini ancak onun da sonunun "fecaat" göründüğünü belirtiyor. nato'nun, fransa'nın, ispanya'nın ve hatta almanya'nın (ki genelde sesi çıkmazdı) rest çektiğini vurguluyor.
yazar, tüm bunları düşününce ortada bir strateji göremediğini söylüyor. stratejinin bir amaca yönelik eylemler sergilemek olduğunu hatırlatarak ya kendisinin büyük resmi göremediğini ya da dünyayı kafayı ezoterik referanslarla kırmış, mabed yıkınca mesih gelecek falan diyen, sembollerle "bozmuş delilerin" yönettiğini düşünüyor. işin acı yanı, şayet durum buysa, bunlara karşı duracak herhangi bir uluslararası denetim mekanizmasının da kalmamış durumda olduğunu belirtiyor. yazar, umut ediyor ki, gerçekten "biz fanilerin algılayamadığı müthiş bir rasyonel gerekçeler bütünü vardır" ve kız çocuklarının okulunun bombalanmasıyla başlayan bu "lanet savaşın" sadece dünyevi sebepleri mevcuttur. çünkü yazara göre bildiğimiz "normal" bu, bir sebep olmalı ve sonuç ile makul, somut bir bağ kurulmalı.
#182577593#182762907bu savaşın hiçbir rasyonel tarafı yok dedik. normalde her savaşın temelinde kaynak paylaşımı, hegemonya kavgası olduğu aşikar. lakin buraya bakınca, tamamen kontrol dışında bi...
AI Özet: yazar, geçen hafta claude ve antigravity'ye 15 yıllık kapsamlı bir kaynak kodunu modernleştirmesi için aynı anda verdiğini belirtiyor. amaç, yeni bir şey eklemeden veya çıkarmadan kodu güncellemekmiş. antigravity hemen işe koyulurken, claude bu işin bir hafta süreceğini söylemiş ve yazar ısrar edince başlamış.
antigravity'nin "bitti!" dediğinde, yazar deploy etmiş ancak hata vermiş. bir gün boyunca hata ayıklamayla uğraşmışlar. bu sırada claude %70'lere gelmiş. antigravity'nin sonucunu deploy ettiklerinde, sadece login sayfasını yaptığını ve çıktının orijinal kodla alakasız olduğunu görmüş. yazar ayar verince, antigravity aslına sadık kalacağına söz vererek devam etmiş ancak her seferinde sadece birkaç modül ekleyip orijinal projeyi korumuyormuş.
iki günün sonunda claude işi tamamlamış ve zip dosyasını vermiş. yazar deploy edince, sonucun hatasız ve tek seferde çalıştığını, eski projenin kapsamında eksik olmadığını görmüş. claude, yazarın muhtemelen soracağı konuları %75 doğrulukla tahmin ederek cevapları özetlemiş.
yazar, dönem dönem yapay zeka araçları arasında böyle kıyaslamalar yaptığını ve güncel durumda kod yazanların claude dışında bir şey aramaması gerektiğini belirtiyor. ayrıca bu araçların yeteneklerinin sürekli güncellendiğini ve bu bilgilerin kısa süre güncel kalacağını not düşmüş.
geçen hafta 15 yıllık kapsamlı bir kaynak kodunu hem antigravity hem claude’ye verdim aynı anda. amaç kodu modern şekilde güncelletmek. yeni bir şey eklemek ve çıkarmak yasak. sanıyorum 200 modül...
AI Özet: yazar, başka bir yazarın "2025 temmuz'da yeni araba alıp eylül başında zararına satıp altın aldım, şimdi iki araba alabiliyorum" şeklindeki iddiasını inceliyor. bu iddiayı, ortalama bir c sınıfı arabanın 1.5 milyona alındığını ve 1.45 milyona satıldığını varsayarak hesaplıyor. eylül başında 4750 tl'den 305 gram altın alındığını ve bunun güncel değerinin 2.02 milyon olduğunu belirtiyor. aynı arabanın şu an minimum 1.8 milyon olduğunu ekliyor. yazar, altın fiyatlarının dalgalı olduğunu ve kısa vadeli bir yatırım aracı olmadığını vurguluyor. bu tür iddialara inanılmaması ve özellikle ekşi sözlük'ten önemli kararlar alınmaması gerektiğini belirtiyor. (bkz: yatırım tavsiyesi değildir)
yukarılarda bir yazarın entrysini olduğu gibi aşağı yapıştırıyorum:"2025 temmuz ayında yeni model araba almıştım,altının yükseldiğini görünce eylül'ün başında zararına satarak hepsiyle altın aldı...
AI Özet: yazar, sabahattin ali'nin "her şey geçer, her şey unutulur..." sözünün hayatındaki zor anlarda kendisine teskin edici geldiğini belirtiyor. ayrıca "tesadüf seni önüme çıkarmasaydı..." sözünün samimiyetiyle kalbine işlediğini ve bir gün benzer bir samimiyeti yaşama inancını pekiştirdiğini ifade ediyor. yazar, ali'nin aşkı anlatışına hayranlık duyduğunu ve onu kalpten kalbe geçen bir şair olarak gördüğünü vurguluyor.
"her şey geçer, her şey unutulur. kendini bir felaketin içinde kaybetmenin mânası yoktur." sözü, zaman zaman hayatının ışığını loş hisseden kalbimi teskin eden, "tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, ...
AI Özet: yazar, 2026 dünya kupası'na katılımın bir şeylerin değişeceğine işaret edebileceğini düşünüyor. 2002 ve 2026 yıllarındaki bazı olayların benzerlik gösterdiğini belirtiyor. (bkz: 2002 dünya kupası), (bkz: 2026 dünya kupası)
katılmamız bir değişim alameti olabilir mi?--- spoiler ---yıl 2002:- büyük 1999 depreminden 3 yıl sonraydı.- amerika ortadoğu'ya girdi.- türkiye son kez dünya k...
AI Özet: yazar, dem parti'nin ara seçime karşı çıkmasını ülkenin faydasına olacağı şeklinde yorumluyor.
demek ki ara seçim ülkenin faydasına olacak bir şey.
AI Özet: yazar, müge anlı'nın programını sinir bozucu buluyor. programda aldatılan erkeklere "erkek değil misin, gururun yok mu senin" diyerek gaz verildiğini, aldatılan kadınlara ise "hadi kız sen de naz yapma" gibi şeyler söylendiğini belirtiyor. aldatan kadınlara çok ağır tepki gösterilirken, aldatan erkeklere hoşgörüyle yaklaşıldığını düşünüyor. yazar, müge anlı'nın eskiden cinayet çözdüğünü, şimdi ise "başında kocan olsun, kır dizini otur" diyen eski teyzelere benzediğini ifade ediyor. çevresindeki ileri yaşlı kadınların bile artık "hayat kısa kimse için ömrünü tüketmeye değmez" dediğini ekliyor. (bkz: müge anlı'nın çifte standardı)
aşırı sinir bozan program. müge karşısına onu aldatan karısının geri dönmesi için gelen erkekleri "erkek değil misin, gururun yok mu senin , aldatmış artık napicaksin o kadını, boşa, sana başkası...
AI Özet: yazar, kenan yıldız'ın alman altyapısından geldiğini ve türkiye'nin gelişiminde etkisinin olmadığını belirtiyor. arda güler'in ise zorlu türk altyapısından real'e gitmesinin başarı olduğunu düşünüyor. ikisini karşılaştırmak yerine, önlerine iyi bir santrafor bulmayı öneriyor.
çok iyi oyuncu ama burada arda'ya laf çakmak saçma. kenan alman altyapısı, disiplininile yetişmiş bir futbolcu, sadece ilkay ve mesut ö...
AI Özet: yazar, geçmişte sinirlendiğinde karşısındakinin hassas noktalarına odaklandığını ve o anki hırsla mantığının önüne geçtiğini belirtiyor. sonradan pişman olsa da, söylenen sözlerin telafisinin olmadığını ifade ediyor. ancak zamanla, bu tür bir dilin aslında en çok kendi ruhuna zarar verdiğini anladığını ve artık öfkelendiğinde sessizleşmeyi tercih ettiğini söylüyor. büyük ölçüde düzeldiğini ancak geçmişteki kırgınlıkların yükünü hala taşıdığını ekliyor.
valla maalesef bir dönem tam olarak o insan bendim.eskiden sinirlendiğimde karşımdakinin en zayıf noktasını, en yumuşak karnını bir lazer gibi görür ve tam oraya basardım. o anki o öfke patlaması...
AI Özet: yazar, elton john'un homoseksüel olduğunu açıkladığında ekşi sözlük yazarlarının çoğunun doğmamış olduğunu belirtiyor.
seviyorum böyle gülümseten başlıkları :) elton gay olduğunu açıkladığında ekşi sözlük yazarları...
AI Özet: yazar, (bkz: #182874902) numaralı entry'nin popüler olmasının ekşi sözlük'teki bilgi eksikliğini gösterdiğini düşünüyor. yazar, azerbaycan lobisinin türkiye'de iyi bir reklam ve halkla ilişkiler çalışması yaptığını belirtiyor. yazar, insanların azerbaycan'ı ziyaret ederek yolsuzlukları, sağlık sistemindeki eksiklikleri, halkın rusya ve avrupa'ya göçünü, petrol zengini olmasına rağmen bakü'nün belirli bölgeleri dışındaki yoksulluğu görmesi gerektiğini söylüyor. yazar, türkiye'de cumhuriyetin kurucusu ve osmanlı padişahları hakkında eleştirel yorumlar yapılırken, azerbaycan'da iktidardaki aile hakkında benzer yorumlar yapmanın zor olduğunu iddia ediyor. yazar, ekşi sözlük'te bilgi eksikliğinin yaygınlaştığını ifade ediyor.
(bkz: #182874902)şu entrynin debeye girmiş olması ekşi sözlük'ün nasıl bir cehalet içinde olduğunun kanıtıdır. azerbaycan lobisi türkiye'de çok iyi şekilde fonla reklam ve pr yapıyor.hiçbir şeye ...
AI Özet: yazar, amerika birleşik devletleri'nin (abd) sanıldığı gibi post-apokaliptik bir yer olmadığını, aksine ondan da beter bir pislik yuvası olduğunu belirtiyor. almanya'yı tercih ettiği için her geçen gün daha da şükrettiğini, thy'ye girmeseydi abd'ye gidip hayatını kaydırabileceğini ifade ediyor.
yazar, abd'deki bir olayı örnek vererek durumun ciddiyetini anlatıyor: otoparkta bekleyen bir afrikalı'nın yanına park eden iki genç kızın, afrikalı olduğunu anlayınca silahlı bir şekilde hakaretler yağdırdığını ve tek yanlış hareketinde vurmaya hazır beklediklerini aktarıyor. bu tür olayların abd'de sıradanlaştığını, seri cinayetler, okul ve iş yeri baskınlarını geçtik, otoparkta bile başına gelebilecek bir piyango olduğunu vurguluyor.
yazar, 15 yıldır abd'yi gördüğünden beri bu ülkeyi bir insanın nasıl sevebildiğini, nasıl yaşamak istediğini merak ettiğini söylüyor. boston'da iki ay, chicago, atlanta, washington gibi şehirlerde bulunduğunu, özellikle washington'daki bazı semtlerde cinayetlerin kayda bile geçirilmediğini iddia ediyor. providence gibi yerleri yazarken bile tüylerinin ürperdiğini belirtiyor.
yazar, abd halkını "leş halk" olarak nitelendiriyor ve 13 yaşındaki kıza tecavüz edip ondan doğan bebeği michigan gölü'ne atan bir adamı başkan seçen bir halkın, zombiden bile beter olduğunu savunuyor. hatta zombinin böyle bir şeyi görse vejetaryen olacağını, kurt adamın ise eyüpsultan'da tövbe edeceğini esprili bir dille ifade ediyor.
yazar, abd'ye özenenlere üzüldüğünü, oranın sanıldığı gibi bir yer olmadığını belirtiyor. new york gibi yerleri düşünürken bile içini bir ürperti sardığını ve allah'tan bir daha oraya gitmek zorunda kalmamayı dilediğini ekliyor.
--- spoiler ---anti-batı propaganda öyle bir seviyeye ulaşmış ki hakkında sanki post-apocalyptic derecede berbat bir durumdaymış gibi entryler görüyorum--- spoiler ---bu bok cukuru cehennemi post...
AI Özet: yazara göre cape town, yazarın sözlüğe üye olurken kendisine capetonian nickini aldıracak kadar sevdiği, dünyanın en güzel şehri. güney afrika'nın başkentlerinden biri ve ülkenin en büyük ikinci şehriymiş. yazar, burada yapılacak aktivitelerin ve gezilecek yerlerin asla bitmediğini belirtiyor. çeşitli gazete ve seyahat siteleri tarafından defalarca dünyanın en güzel şehri seçildiğini de ekliyor. yazar, güzelliğin göreceli olduğunu kabul etmekle birlikte, buranın güzelliğine laf eden birinden gezi tavsiyesi alınmaması gerektiğini düşünüyor.
yazar, sözlükteki son entrysinin bu güzel şehirle ilgili detaylı bir rehber olmasını istemiş ve yeni keşifler oldukça güncelleyeceğini söylüyor. ilk olarak herkesin aklına gelen güvenlik meselesine değinen yazar, bu konunun biraz abartıldığını ve sıradan bir abd şehrinden çok da farklı olmadığını belirtiyor. güney afrika'da halkın önemli bir kısmının işsiz olduğunu ve suç oranının yüksek olduğunu kabul etmekle birlikte, her bölgede durumun aynı olmadığını vurguluyor. örneğin, johannesburg gibi gündüz vakti bile sokakta yürünemeyecek bir şehir olmadığını ifade ediyor.
yazar, suç oranlarının yüksek olduğu bölgelerde bir turistin işinin olmayacağını, turist olarak görmek isteyeceği yerlerde başına gelebilecek en büyük olayın hırsızlık olduğunu ve bunun da gündüz vakti ihtimalinin oldukça düşük olduğunu belirtiyor. bu yüzden cape town'daki suç oranlarına bakıp korkmanın anlamsız olduğunu, zira bu suçların büyük çoğunluğunun turistlerin uğramayacağı bölgelerde işlendiğini söylüyor.
bunun sebebini ise turistik bölgelerde üç aşamalı bir güvenlik sisteminin mevcut olmasına bağlıyor:
1) ccid adı verilen güvenlik görevlileri: yazar, bunları yeşil yelekleri (bazılarında kask da varmış), üzerlerindeki kamera ve numaraları, yanlarındaki telsiz ve sopalarından tanınabileceğini söylüyor. sürekli etrafı izlediklerini, şüpheli bir durum gördüklerinde telsizle arkadaşlarına haber verdiklerini ve gerekirse sopayla müdahale ettiklerini belirtiyor.
2) metro polisi: yazar, bir önceki güvenlik görevlilerinin üstesinden gelemediği olaylara müdahale ettiklerini, örneğin saldırganın silahı varsa doğrudan olaya dahil olduklarını ifade ediyor. tren garı gibi olay çıkma olasılığı yüksek yerlerde hazırda bekleyen araçlarının görülebileceğini ekliyor.
3) normal polis: yazar, çete saldırısı tarzı bir olay olduğunda (ki turistik yerlerde görme olasılığının sıfır olduğunu belirtiyor) olaya müdahil olduklarını söylüyor.
bu güvenlik sistemine ek olarak, araç park yerlerinde görülebilecek turuncu yelekli değnekçilerin de telsizleri olduğunu ve bir olaya denk geldiklerinde ccid'lere haber verdiklerini belirtiyor. waterfront gibi bölgelerde ise ccid yerine özel güvenliklerin bulunduğunu, her yerin güvenlik ve cctv kameralarıyla dolu olması sayesinde gasp, yaralama gibi olayların kolay kolay yaşanmadığını ifade ediyor. yazar, her avrupa şehrinde karşılaşılabilecek hırsızlık/kapkaç gibi durumların olabileceğini, ancak bunların oranının da düşük olduğunu belirtiyor.
yazar, yine de bazı şeylere dikkat etmek gerektiğini, zira sonuçta her evin elektrikli tellerle çevrili olduğu, bin çeşit güvenlik görevlisi ve polis sistemiyle ancak güvenliğin sağlanabildiği bir yer olduğunu vurguluyor. bazı noktalara uyulursa %99 ihtimalle başın ağrımayacağını belirtiyor: gece mümkünse toplu taşıma veya taksi kullanılması, kalabalık yerlerde değerli eşyaların dikkatli taşınması, tenha ve karanlık sokaklardan uzak durulması gibi genel güvenlik önlemlerine dikkat edilmesi gerektiğini ima ediyor.
zamanında sözlüğe üye olurken bana capetonian nickini aldıracak kadar sevdiğim, dünyanın en güzel şehri. güney afrika'nın başkentlerinden biri ve en büyük ikinci şehri. yapılacak aktivitelerin, g...
AI Özet: yazar, iran'ın hamursuz bayramı'nı israil topraklarında kutladığını belirtiyor. savaşın 33. gününde iran'ın balistik füzelerle israil'i yoğun bir şekilde hedef aldığını, lübnan'ın da bu kutlamalara katıldığını aktarıyor. yazar, israil'in daha önce bayramlarda komşularına yaptığı saldırıları hatırlatarak, bu durumu "kısasa kısas" olarak değerlendiriyor ve israil'in bu bayramı yer altında kutlamasına gönderme yapıyor.
iran, savaşın 33. gününe denk gelen bu bayramı israil topraklarında coşkuyla kutladı.verilere göre savaşın 33. gününde iran, en yoğun ve güçlü silahlarla (balistik füzeler ve yenilikçi modellerle...
AI Özet: yazar, seinfeld'in tüm zamanların en komik dizisi olduğunu düşünüyor ve dizinin basitliğini çok seviyor. 9 sezon boyunca sade bir anlatımla güldürdüğünü belirtiyor. karakterleri kendi arkadaşı gibi gördüğünü söylüyor.
jerry seinfeld'i amerikalı bir milyoner olarak tanımlıyor. talk show'da çıktıktan sonra nbc'ye pilot bölümü kabul ettirerek mizahını dünyaya tanıttığını ve avrupa yakası gibi birçok diziye ilham verdiğini düşünüyor. seinfeld'i çok sevdiğini, abd'de bile çok sevilmeyen bir figür olmasına rağmen bu durumun değişmediğini ekliyor. neredeyse tüm bölümlerde beyaz spor ayakkabı giyecek kadar gamsız olduğunu belirtiyor. dizide kendini oynayan jerry seinfeld karakterinin iyi para kazanan, her hafta farklı bir kadınla çıkan ve bonkör olduğunu, bu özellikleriyle dizinin en normal karakteri olduğunu vurguluyor. sakin kişiliği ve (bkz: superman) ile (bkz: porsche) tutkusuyla bilindiğini ifade ediyor. gerçek seinfeld'in ise 10. sezon için bölüm başı 5 milyon dolarlık teklifi reddeden "tok satıcı" olduğunu belirtiyor.
dizideki en yakın arkadaşı (bkz: george costanza)'yı ise anlatmanın mümkün olmadığını ve favorisi olduğunu söylüyor. costanza'nın yüzeyselliğini ve dünyanın en (bkz: obsesif kompulsif) karakteri olabileceğini dile getiriyor. her erkeğin hayatının bir anında kendini benzeteceği, idol olarak göreceği enfes bir adam olduğunu ve (bkz: larry david)'in bir nevi yansıması olduğunu ekliyor. sırf laf sokmak için binlerce kilometre tepebilen, ofisinde masanın altını mini bir yatak odasına çeviren, kahve kisvesi altında edilen seks teklifini bir anlık gafletle reddeden, kuruntuları yüzünden sevgilisinin telesekreterine anlamsız, sinir dolu mesajlar atan bu adamın belki de en gerçekçi, en bizden dizi karakteri olduğunu düşünüyor. karakteri canlandıran (bkz: jason alexander)'ın aksine spor meraklısı ve tam bir hödük olduğunu, romantizm nedir bilmediğini belirtiyor. ancak jason abinin müzisyen ve tam bir asil amerikan beyefendisi olduğunu duyduğunu ekliyor. costanza'nın çok gerçekçi bir adam olduğunu, bir kadının kendisiyle nasıl çıkabildiğini düşünüp durduğunu ve özeleştiri yapmasını bildiğini ifade ediyor. cimriliğine de değinerek, kaza yapmış bir aracın içinde insanlar can çekişirken sevgilisine verdiği borç parayı düşündüğünü, istenen salatayı almasına rağmen insanı pişman ettirdiğini anlatıyor. ancak georgie'ye hak vermek gerektiğini, zira öyle bir anne ve sütyen takıp (bkz: serenity now) diye sinirini dışarı vuran, aynı zamanda da (bkz: gay my father is gay) bir babaya sahip olmasının tüm bu kişiliğin sebebi olabileceğini ekliyor. ayrıca o kadar da küçük olmadığını, sadece havuzdan yeni çıktığını esprili bir dille belirtiyor. yazar, jerry seinfeld ile (bkz: cosmo kramer) arasındaki ilişkinin sağlamlığını anlamadığını ifade ediyor.
tüm zamanların en komik dizisi kanımca. ben bu dizide en çok basit olmasını seviyorum; zira son derece sade ve özet bir anlatımla 9 sezon boyunca bizi güldürdü seinfeld. ana karakterlerini kendi ...
AI Özet: yazara göre, başlıkta geçen "eğitimli" tanımı bayağı geniş, çünkü her üniversite mezunu kadın bu kapsama giriyor. yazar, türkiye'deki kadınların kendilerini çok güzel bulduğunu ve bunun hindistan'la ortak bir nokta olduğunu belirtiyor. bu durumun, kadınlara erişimin zor olmasıyla alakalı olduğunu düşünüyor. türkiye'de kadınların "dengimi bulamadım" veya "ben seçerim" gibi söylemlerle kibirli bir duruş sergilediğini ima ediyor. sosyal medya etkisi, erkeklerin yoğun ilgisi ve kültürel engeller gibi faktörlerin de bu durumu beslediğini ekliyor.
her üniversite veya 2 yıllık bitiren kadın eğitimli sayılıyor. dolayısıyla baya kapsayıcı bir kitleden bahsediliyor başlıkta.geçenlerde bir anket vardı dünyanın kendini en güzel gören kadınları h...
AI Özet: yazar, ahşabın evrendeki en nadir maddelerden biri olduğunu belirtiyor. çoğu kişinin altın veya elmasın nadir olduğunu düşünmesinin yanlış olduğunu, çünkü bunların uzayda çok yaygın olduğunu söylüyor. yazara göre, ahşap sadece biyolojik yaşamdan gelebilir ve bugüne kadar evrende ağaçları veya ormanları olan tek bir gezegen keşfedilmedi. bu durumun gerçekten akıl almaz olduğunu vurguluyor.
hiç düşündünüz mü, ahşap/odun aslında tüm evrendeki en nadir materyallerden biridir?çoğu insan en nadir şeylerin altın, elmas ya da egzotik bir kozmik metal olduğunu varsayar, ama bu tamamen yanl...
AI Özet: yazar, debeye giren bir "felsefe" entry'sini okumuş ve çağdaş felsefeye bu denli yabancı kalınmasına şaşırmış. ona göre o entry'de felsefenin doğasına dair en yanlış yorumlar yapılmış.
yazar, o entry'nin dört temel iddiasını özetleyip tek tek ele alıyor:
birincisi, felsefenin açık bir amacı olduğu iddiası. yazar buna katılmıyor çünkü felsefe tarihi ve ekoller tam tersini gösteriyormuş. mesela, doğru bilginin mümkün olduğunu savunan rasyonalistler ile imkansız olduğunu söyleyen sofistlerin aynı amacı taşıması mümkün değilmiş. felsefenin ne olduğuna dair ortak bir tanım bile yokken açık bir amacı olduğunu söylemek mantıksızmış.
ikincisi, felsefenin amacının mutlak hakikate ulaşmak olduğu iddiası. yazar buna da katılmıyor. ona göre felsefe, yapısı gereği mutlak hakikat peşinde olamaz, çünkü problemleri tartışır ve eleştirir. felsefenin bir amacı varsa o da daha iyi sorular sormaktır, en kesin cevapları bulmak değilmiş. felsefeci şüphe eder ve sorgular; şüphe ile mutlak hakikat aynı amaca hizmet edemezmiş. ayrıca felsefe dilinde hakikat, gerçeğin kendisinden ziyade düşünce ile nesne arasındaki uygunluğa denk gelirmiş.
üçüncüsü, felsefenin nesnel hakikat arayışı olduğu iddiası. yazar burada mutlak hakikat düşüncesi ile nesnel gerçeklik bilgisinin birbirine karıştırıldığını belirtiyor. nesnel gerçeklik, düzenli, öngörülebilir doğa yasalarının evrenselliğiyle bağlantılı bir varsayım ve nesnesi olgular ile neden-sonuç ilişkileriymiş. nesnel 'hakikat' arayışında olan bir uğraş varsa bu felsefe değil, pozitif bilimdir diyor. felsefe, pozitif bilim gibi kesin, ölçülebilir ve ortak kabul edilen sonuçları hedefleyemezmiş.
dördüncüsü, felsefenin dil oyunlarına indirgenmiş postmodern ezberlere sıkıştırıldığı iddiası. yazar bu noktada "postmodern" nitelemesinin yanlışlığını vurguluyor. (bkz: socrates) "bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir" derken antik çağda yaşamış. (bkz: descartes) "şüphe etmediğim tek şey şüphe etmektir" derken modern felsefenin kurucusuymuş. "bilmiyoruz ve asla bilemeyeceğiz" diyen (bkz: reymond) ise 1800'lü yıllarda yaşamış. yani hiçbirinin ömrü, 1970'lerden sonra gelişen postmodern felsefeyle kesişmemiş.
ayrıca yazar, solcuların felsefeyi postmodern ve hakikatsizliğe indirgediği eleştirisine de değiniyor. (bkz: marx)'ın "filozoflar bugüne kadar dünyayı anlamaya çalıştı, oysa aslolan onu değiştirmektir" sözünü hatırlatarak, solcuların felsefeyi kurucu ideoloji olarak yorumladığını belirtiyor. yani solcuların felsefeyi postmodern ve hakikatsizliğe indirgemekle suçlanması pek doğru değilmiş.
debeye giren felsefe entry'sini (bkz: #182839224) esefle okudum ve çağdaş felsefeye bu denli yabancı kalınmasını hayretle karşıladım. felsefenin doğasına dair yapılabilecek en yanlış yorumlar yap...
AI Özet: yazar, 2026 dünya kupası biletlerinin tff tarafından satışı konusunda bir sıkıntı yaşandığını belirtiyor. fifa'nın biletleri iki yolla sattığını, birinin herkese açık genel satış, diğerinin ise katılımcı ülke federasyonları aracılığıyla olduğunu anlatıyor. federasyonların, kendi kayıtlı taraftarlarına biletleri uygun fiyata dağıtması gerektiğini söylüyor. türkiye'de bu durumun milli takım taraftar kulübü üzerinden yürüdüğünü, kırmızı (ücretli) üyeliği olanlara öncelik tanındığını ifade ediyor. euro 2024'te kırmızı üyelere kod gönderilerek bilet satışı yapıldığını hatırlatıyor. ancak 2026 dünya kupası biletleri için kırmızı üyelerin kod alamadığını, biletlerin hızla tükendiğini ve kodların hiç gelmediğini belirtiyor. bu durumun, tff'nin biletleri tanıdıklarına dağıttığı şüphelerini uyandırdığını dile getiriyor. (bkz: tff bilet skandalı) (bkz: akp türkiyesi)
tam hali: 1 nisan 2026 türkiye futbol federasyonu'nun dünya kupası bileti satışı rezaleti.olay kısaca şu: fifa, 2026 abd kanada meksika dünya kupası biletlerini iki yolla sattı; genel satış ve ka...
AI Özet: yazar, tünel'de oturduğu zamanları anlatıyor. kumbaracı yokuşu'nda bir çatı katında yaşadığı bu dönemin hayatının en "romanesk şıklığa" sahip zamanları olduğunu belirtiyor. dünyanın londra'dan sonra en eski metrosu olan, 17 ocak 1875'te kurulan ve 555 metre uzunluğundaki tünel'e binmek, onun için keyifli bir ritüelmiş.
yazar, karaköy ve beyoğlu arasında tramvaya binmek zorunda kalanların, aslında 151 yıllık bir geleneğin yükünü omuzlarında taşıdığını düşünüyor. eğer 1867 yazının o "cehennem gibi sıcak" günlerine gidebilselerdi, "yüksek kaldırımın çok dik ve bakımsız yokuşlarında paçalarından ter damlayarak" çıkan insanların yaşadığı eziyeti anlayıp, bu duruma son veren fransız mühendis eugene henri gavand'a ve nafia nazırı davut paşa'ya bir rahmet okumadan tünel'e binmezlerdi diyor. ona göre bu bir buçuk dakikalık yolculuk, aslında bir zaman tüneli deneyimi sunuyor.
ancak yazar, geçmiş, bugün ve gelecekten oluşan zamanı içselleştiremediğini, hayatının koşuşturmacasında sadece ortasından geçip gittiğini fark ettiğini söylüyor. mesela, semtlerindeki elektrik malzemeleri satan dükkanın çalışanı ahmet'in yaşadığı bir olayı örnek veriyor. ahmet'in, karşılığı olmayan bir çek yüzünden sinirlenip saray muhallebicisi'nde kazandibi yediğini ve bu durumun tüm ödeme dengesini alt üst ettiğini anlatıyor. ahmet'in tünel'e binerken "ayakta uyur bir halde camdan dışarı baktığını" ve ne davut paşa'nın ne de 6 temmuz 1943'te kopan kayış yüzünden ölen kontrol memurunun ruhlarının ahmet'in içinden geçen bir dua ile şad olmadığını belirtiyor.
yazar, ölen kontrol memurunun ilginç bir hikayesini de paylaşıyor: hüseyin rahmi gürpınar'ın tünel'de unuttuğu, "kesik başın esrarını" yazdığı roman taslaklarının olduğu defteri saklamış ve uzun süre almaya gelmeyince bizzat heybeliada'daki evine götürmüş.
yazar, bu "kırmızı, kısa ama nedense ruhu kilometrelerce uzunluğundaki" tünelin, karaköy'den binenleri "olağanüstü güzellikte bir meydana" çıkardığını söylüyor. bu meydanı, "paris'in üzerinden spatulayla alınmış bir parça kremanın, paris'e ait ancak istanbul'a sürülmüş bir katmanı" gibi "ihtişamlı ve leziz bir pasta"ya benzetiyor. (bkz: tünel meydanı) (bkz: kumbaracı yokuşu)
bir zamanlar tünel’de oturuyordum. tünel meydanına varmadan, istiklal’de soldaki son sapak olan kumbaracı yokuşu’nda bir çatı katında yaşardım. hayatımın mekânsal fon olarak en romanesk şıklığa s...
AI Özet: yazar, türkçenin tek sesli köklerden bile şahane bir uygarlık kurabilecek kadar yetkin bir dil olduğunu anlatıyor. mesela, "öğüt" kelimesinin "ö-" fiilinden türediğini söylüyor ki bu fiil, "düşünmek, anlamak, anmak" gibi eylemleri karşılıyor. bu "ö-" kökünün, türkçenin belleğinde düşünme eylemini temel aldığını ve buradan yola çıkarak akıl, fikir, bilinç gibi anlam katmanları ürettiğini belirtiyor.
yazara göre, bu kökten çıkan anlam evreni sadece günlük dildeki 'nasihat/öğüt' kavramıyla sınırlı kalmamış; türk töresinde ve toplumsal düzeninde bilgeliği, vezirliği ve danışmanlığı da ifade eden birçok kelimenin temelini oluşturmuş. örneğin, (bkz: öke), (bkz: ögi yetmiş), (bkz: ögsüz), (bkz: ögelik) gibi kelimelerin hep bu kökten geldiğini örneklerle açıklıyor.
türkolog gerard clauson'ın da bu bağı "öt" kavramı üzerinden köklendirdiğini aktarıyor yazar. clauson'a göre "öt" (düşünce, değerlendirme, tavsiye/öğüt), doğrudan "ö-" (düşünmek, tefekkür etmek, hatırlamak) fiilinden türemiş bir isim. clauson, bu kökün sadece soyut bir düşünce değil, aynı zamanda somut bir yol gösterici olduğunu da belirtiyor. (bkz: ırk bitig)'deki 'ögü:m öti:n alayı:n' (annemin öğüdünü/düşüncesini alayım) deyişinin, "ö-" eyleminin nasıl toplumsal bir yolbaşçılığa dönüştüğünü gösterdiğini ekliyor. clauson'a göre 'öt', hem öz düşünce hem de o düşüncenin yaşama yön veren 'öğüt' durumu.
yazar ayrıca, "ög" kelimesinin aynı zamanda "anne" anlamına geldiğini ve türk düşüncesinde annenin çocuğun ilk "öğretmeni" olduğunu ifade ettiğini vurguluyor. dilimizin bu kuruluş düzeninin, düşünme işini gelişigüzel sözcüklerle değil, birbirini doğuran bir uzantıyla açıkladığını belirtiyor. türkçede düşünmenin; bilgiyi sadece bellekte yığmak değil, o bilgiyi "ög" (akıl) süzgecinden geçirerek yeniden kurmak olduğunu söylüyor. bu bütünlüğün, anlak (bellek) ve ög (akıl) arasındaki eksiksiz iş bölümünde karşılık bulduğunu ifade ediyor.
son olarak, türkçedeki "ö-mek" (düşünmek) fiilinin, oğuz kolu türkçesindeki "an-" (anmak / hatırlamak) fiilinin eşdeğeri olduğunu; "ög" akıl demekken, "an-" kökünden türeyen "anlak" kelimesinin ise bellek anlamında olduğunu belirterek bu kavramlar arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.
kendi öz kavramlarıyla tek sesli köklerden dahi görkemli bir uygarlık kurabilecek yetkinlikte bir dildir.örneğin, türkçemizdeki "öğüt" kelimesi; "düşünmek, anlamak, anmak (hatırlamak)" eylemlerin...
AI Özet: yazar, ahmet necdet sezer'in anayasa fırlatma olayının kriz nedeni olmadığını belirtiyor. ona göre türk ekonomisi zaten kötü durumdaydı ve kriz, bu ekonomik dengesizliğin bir sonucuydu. yazar, sezer'in bu eylemiyle aslında var olan sorunların gün yüzüne çıktığını ima ediyor. ayrıca, cumhurbaşkanının kendisini seçenlere minnettar olmaması ve gazetecilerden kaçamaması gibi konulara da değiniyor. (bkz: 2001 krizi)
anayasa fırlatmış da kriz çıkarmış. aynen, türk ekonomisi inanılmaz mükemmel gidiyordu, siyasetin tek çözmesi gereken sorun siyah tüylü kedi sayısındaki artıştı, kurban kesenler et verecek fakir ...
AI Özet: yazar, yaşadığı olumsuzluklardan sıyrılmak ve bir anlam arayışı içinde olduğunu belirtiyor. bu süreçte gülten akın'ın röportajlarını okuduğunu ve bu röportajların kendisini "güz yeli" şiirine yönlendirdiğini söylüyor. yazar, kimseyle konuşamadığı veya anlaşılamadığı anlarda, gülten akın'ın şiirlerinde kendisiyle konuştuğunu hissettiğini ifade ediyor. özellikle röportajdaki fotoğrafına kalbini bıraktığını da ekliyor. şiir, yorgun dönüşlerde hissedilen hüzün ve yaşamın zorlukları üzerine bir sorgulama içeriyor gibi. (bkz: gülten akın'ın şiirleri) (bkz: güz yeli)
bugünlerde ters giden pek çok şeyden bir nebze de olsa sıyrılmaya çalışıp, bir anlam bulmaya çalışıyorum. derken, gülten akın'ın daha önce de bir kaç defa okuduğum röportajlarını okumak istedim. ...
AI Özet: yazar, keanu reeves'in zorlu hayatına değiniyor: babası terk etmiş, disleksi, hokey hayali bitmiş, kızı ve eşini kaybetmiş. mütevazı yaşam tarzını (bkz: korumasız yaşamak) vurguluyor ve onu hollywood efsanesi olarak görüyor.
3 yaşında babası tarafından terk edildi, 3 farklı üvey babayla büyüdü. disleksidir.hokey hayali kaza yüzünden bitti. kı...
AI Özet: yazar, 5g'nin kimsenin umurunda olmadığını belirtiyor. operatörlerin 5g diye yaygara kopardığını ama paketlerin hala düşük kotalı olduğunu, 50gb'lık en büyük paketin bile gerçek 5g hızında bir günde biteceğini söylüyor. youtuber ve influencer'ların bu duruma ses çıkarmamasını eleştiriyor. kendi deneyiminden yola çıkarak, şehir merkezinde 5g yazısı görmesine rağmen hız testinde 45-48 mbps gibi düşük bir hız aldığını belirtiyor. halk olarak tek derdin birilerini kazıklamak olduğunu, 10g gelse bile bir şeyin değişmeyeceğini, zira 3-5gb paketlere bile fahiş fiyatlar istendiğini ve sınırsız paketlerin neredeyse hiç olmadığını ekliyor. 28 günlük paketlerin de (bkz: vatandaş yolma çakallığı) olduğunu ifade ediyor.
5g 5g diye viyaklıyorlar sonra paketlere bakıyorum hala 3gb 5gb 10gb en büyüğü ise 50gb.. hiç utanma arlanma yok kimsede. gerçek 5g hızı nerdeyse 1 günde bitirir 50gb interneti. bunlar zaten yüzs...
AI Özet: yazar, kedilerin mırlamasının aslında iyileştirici bir gücü olduğunu ve bilimin de bunu doğruladığını söylüyor. uzun zamandır kedi sahiplerinin "kedilerde bir şeyler var" demesinin boşuna olmadığını belirtiyor. mırlamanın sadece bir iletişim şekli olmadığını, aynı zamanda 25-150 hz arasındaki frekanslarda çalışan biyolojik bir mekanizma olduğunu anlatıyor. bu frekans aralığının, modern tıbbın kırık iyileşmesini hızlandırmak ve iltihabı azaltmak için kullandığı titreşim terapileriyle aynı olduğunu vurguluyor.
kuzey carolina'daki bir enstitüden elizabeth von muggenthaler'ın yaptığı araştırmaya göre, kedilerin özellikle kemik büyümesini destekleyen 25 hz ve 50 hz frekanslarında sesler çıkardığı ortaya konmuş. bu seslere maruz kalmanın kemik gücünü %30 artırıp kırık iyileşmesini hızlandırabileceği belirtiliyor. yazar, kedilerin günün %80'ini uyuyarak geçirmelerine rağmen güçlü kalmalarını bu mekanizmaya bağlıyor.
işin ilginç yanı, bu faydanın sadece kedilerle sınırlı olmadığını ekliyor. bir dergide yayınlanan çalışmaya göre, kedi sahibi olmayan kişilerin kardiyovasküler hastalık riskinin %40 daha yüksek olduğu tespit edilmiş. mırlama titreşimlerinin kan basıncını düşürdüğü, stres hormonunu azalttığı ve vücudun rahatlama tepkisini tetiklediği söyleniyor. yazar, insanların parayla bulduğu bu teknolojiyi, kedilerin milyonlarca yıllık evrimle bedavaya getirdiğini, her mırlamanın ücretsiz bir terapi seansı olduğunu esprili bir dille ifade ediyor. (bkz: kedi mırlamasının faydaları)
bilim, kedilerin mırlamasının iyileştirici olduğunu doğruluyor: 25-150 hz arasındaki frekanslar kemikleri onarıyor ve kalbi koruyor.yıllardır kedi sahipleri, evcil hayvanlarının özel bir şeye sah...
AI Özet: yazar, gümüşün bir yatırım aracı olarak kendisini oldukça zarara uğrattığını belirtiyor. beklemeler, "savaş bitsin artar" gibi tavsiyelerle ana parasını kurtarma derdine düşmüş. mevduatın enflasyon karşısında ezilmesi gibi endişeleri umursamadan, kafasının rahat olmasını tercih ettiğini söylüyor. bu iniş-çıkış stresinin gereksiz olduğunu düşünen yazar, az bir parayla girmediğini ve bu durumun kendisini çok etkilediğini vurguluyor. gümüşün kendisi için bir "ağlama duvarı"na dönüştüğünü ve tembellikle para kazanma hayallerinin boş olduğunu, sadece çalışarak kazanabileceğini bir kez daha anladığını ifade ediyor.
gelmişine geçmişine soktuğumunun yatırım aracı olarak fena yamultmuş değerli madendir…yok long aç,yok bekle vs…savaş bitsin artar kanka,ortalık düzelsin artar kanka,yatırım fırsatı düştü al kanka...
AI Özet: yazar, neden özellikle "entelektüel" kelimesinin yazımının bu kadar tartışma yarattığını merak ediyor. ona göre, türkçeye batı dillerinden geçen çift sessizli kelimelerin genellikle sadeleştirildiğini, yani tek sessizle yazıldığını belirtiyor. özgün telaffuzun değil, türkçe telaffuza uygunluğun önemli olduğunu vurguluyor. bu durumun birçok örneği varken, neden "entelektüel" üzerinde bu kadar durulduğunu anlamadığını ifade ediyor. belki de çok entelektüel bir toplum olduğumuz için bu kelimeye takıldığımızı esprili bir dille ekliyor.
meselenin ingilizce telaffuzla bir ilgisi olmadığını, çoğu kelimenin fransızcadan dilimize geçtiğini söylüyor. ingilizcede de durumun benzer olduğunu, fransızcadan ingilizceye geçen birçok kelimenin hem telaffuz hem de yazım açısından sadeleştirildiğini belirtiyor. hatta bazen telaffuzun değil, yazım şeklinin dikkate alındığını "billet" (okunuşu biye) örneğiyle açıklıyor.
yazar, türkçeye tek ünsüzle geçen sayısız örnek veriyor: communication -komünikasyon, grammaire -gramer, littérature -literatür, terreur -terör, collectif -kolektif, billet -bilet, parallèle -paralel, hobby -hobi, office -ofis, affiche -afiş, appartement -apartman, agressif -agresif, assistant -asistan, professeur -profesör gibi.
tabii villa, illüzyon, getto, pizza gibi istisnaların da olduğunu, ancak genel eğilimin ünsüzlerden birinin atılması yönünde olduğunu belirtiyor. "gramer çift m ile yazılmalıdır" ya da "paraleli niye tek l ile yazıyorlar" diyen görmediğini, ancak "entelektüel" kelimesine yönelik kolektif bir bilinç oluştuğunu gözlemliyor. hatta "kolektif" kelimesinin de genelde "kollektif" olarak telaffuz edildiğini, ama "bunun doğrusu zaten çift l iledir" diyenin pek olmadığını, belki de tdk'ya göre doğru yazılışının "kollektif" olduğunu düşündüklerini ekliyor. (bkz: türkçeye geçen yabancı kelimelerin yazım kuralları) (bkz: sadeleştirme)
neden özellikle bu kelimenin tartışma yarattığı sorusu hep aklımı kurcalıyor.hayır sonuçta basit bir kuralın uygulaması söz konusu. türkçeye batı’dan geçen yabancı sözcüklerdeki çift sessizler ge...
AI Özet: yazar, ibrahim hacıosmanoğlu'nu bodrum'da imara kapalı bir alanı milli takım oyuncularına villa verme bahanesiyle hükümetten istediğini belirtiyor.
bodrum'da imara açık olmayan doğa alanını milli takım oyuncularına villa verme bahanesiyle akep...
AI Özet: yazar, robert de niro'nun israilli bir yapımcıyla olan ilişkisini ve abd'den nükleer sırların çalınması olayındaki rolünü sorguluyor. de niro'nun, israil adına ülkesini savaşa soktuğu iddia edilen bir siyasetçiye yönelik eleştirilerini hatırlatıyor. yazar, de niro'nun bahsi geçen yapımcının israil için çalıştığını bildiğini ve yapımcının israil ordusu için yemek düzenleyip bağış topladığını belirtiyor. ayrıca, bu yapımcının bir filminin, belirli bir konuyu açıklamak için nasıl kullanıldığına dikkat çekiyor (bkz: #166243530). yazar, de niro'nun bahsi geçen yapımcıyla ilgili olarak, belirli bir liderin nükleer silahlanmayı desteklemediği için öldürülmesi, yerine başka bir ismin getirilmesi, suikast üzerine film çekilerek algı yönetimi yapılması ve bu filmle ödüller kazanılması gibi iddiaları özetliyor. son olarak, yazar de niro hakkında reşit olmayan kişilerle ilgili bazı iddiaların da bulunduğunu ekliyor (bkz: let the goyim deal with the real world).
israil'in abd'den çaldığı nükleer silahların farkında olmasına ya da şüphelenmesine rağmen ses etmemiştir. şimdi de amk trump'ı israil adına ülkesini savaşa soktu diye çıkıp carlıyor amk bunağı.n...
AI Özet: yazar, ingiltere'de elektrik ve doğalgaz firmasını seçebilmenin bir avantaj olduğunu, memnun kalınmazsa veya kwh ücreti yüksekse başka bir şirkete geçilebildiğini belirtiyor. ancak bu geçiş sonrası genellikle 1-2 ay içinde "final bill" adı verilen son bir fatura gönderildiğini, bu faturanın genellikle kullanıcıyı borçlu çıkardığını (bazen şirket de borçlu olabiliyor) ifade ediyor.
yazarın ocak 2024'te başka bir şirketle anlaşması üzerine, eski sağlayıcısının mart-nisan aylarında kendisine bir fatura gönderdiğini ve kendisinin de düzenli olarak aylık belirli bir miktar ödeme teklifini kabul ettiğini aktarıyor. yazar, bu sistemin kullanıcı mağduriyetini önlemek için iyi tasarlandığını düşünüyor.
ancak asıl sorunun bundan sonra başladığını belirten yazar, 18 ay sonra, yani 2025 sonunda kendisine 700£'luk bir fatura gönderildiğini söylüyor. yazarın şirketi araması üzerine, hintli olduğunu düşündüğü bir ekibin kendisini sürekli arayarak ödeme talep etmeye başladığını ifade ediyor. yazarın durumu e-posta ile bildirmesi üzerine, bu ekibin mart 2024'ten beri ödeme yapmadığını iddia ederek tekrar 700£ talep ettiğini belirtiyor.
yazar, banka dokümanlarını gönderdiğinde ise şirketin ocak 2024 sonrası için ödeme talep ettiğini söylediğini aktarıyor. bunun üzerine yazarın konuyu ombudsman'a taşıdığını, şikayetini ve tüm yazışmaları, banka dokümanlarını paylaştığını söylüyor.
sonuç olarak, şirketin yazarın hesabını incelediğini ve aslında kendilerinin yazara 200£ borçlu olduklarını, üzerine bir de 100£ "iyi niyet göstergesi" teklif ettiklerini belirtiyor. bu nedenle yazar, ingiltere'de yaşayan arkadaşlara "başımız ağrımasın ödeyelim" gibi bir hataya düşmemelerini, haklarını aramalarını tavsiye ediyor. (bkz: ingiltere) gerçekten garip bir memleket, diye de ekliyor.
burada yasayanlar bilir, elektrik ve doğalgaz firmanizi kendiniz seçebilirsiniz bu da size bazen avantaj sağlayabilir. atiyorum british gas'dan memnun değilsiniz ya da kwh ucreti diğerlerinden fa...
AI Özet: yazar, ömer üründül'süz değil, "bizim çocuklar" söylemi olmadan bir dünya kupası istediğini belirtiyor. bu söylemin spikerler tarafından gereksizce kullanılmasına sinir olduğunu, bunun zorlama bir milliyetçilikten beslendiğini düşünüyor. futbolun birleştiriciliğinin "bizim çocuklar"da değil, ömer üründül'ün coşkulu "heeeeeeey" demesinde olduğunu söylüyor.
ömer üründülsüz değil, bizim çocuklarsız dünya kupası istiyorum ben. tüylerimi diken diken ediyor bu söylem. spikerin olmazsa olmazmış gibi böyle demesinden i...
AI Özet: yazar, askerlik anılarından bahsediyor ve sınır hattında nöbet tutarken bir tank çukurunda gördüğü bir durumu anlatıyor. birinin bu çukura tuvaletini yaptığını ve birkaç hafta sonra o dışkıdan bir bitkinin filizlendiğini belirtiyor. daha sonra bu bitkinin karpuz olduğunu anladığını ve karpuzun büyüyüp çiçek açtığını, ardından birinin bu karpuzu koparıp yediğini gözlemlediğini aktarıyor. yazar, bu karpuzun "boktan" çıktığını ve büyüme sürecini adım adım izlediğini vurguluyor.
karpuz denilince aklıma askerliğim geliyor. sınır hattında nöbet tutardık. bir kaç metre arkamızda tank çukuru denilen, düşman tanklarının geçişini engelleyecek şekilde sınır boyunca açılmış hend...
AI Özet: yazar, siyonizm'in 19. yüzyılın seküler milliyetçilik akımlarından doğduğunu ve yahudiliği bir inanç topluluğundan çıkarıp bir ulus/etnisite formuna soktuğunu belirtiyor. eskiden tanrı'nın kendilerini topraklarına döndürmesini pasifçe beklerken, siyonizm ile yahudilerin kendi kaderlerini tayin edip aktif olarak o topraklara gittiklerini söylüyor.
yazara göre, musa'nın akhenaton uyarlaması olması gibi tartışmalar, artık yahudiler için varoluşsal bir kriz yaratmıyor. çünkü bağ teolojik olmaktan çıkıp politik ve kimliksel bir hal almış. modern dünyada rasyonalizm ve bilimin dinî mitleri zayıflatmasıyla toplumların bir arada durması için yeni "tutkallar"a ihtiyaç duyulduğunu ve siyonizm'in bu boşluğu doldurduğunu ifade ediyor. tanrı'ya inanmayan ama "israil ulusunun bir ferdi" olduğunu söyleyen bir kimliğin inşa edildiğini vurguluyor.
musa'nın mitolojik kökenleri veya ahenaton'dan esinlenmesi gibi bilgilerin, bir siyonist için sadece kurucu babaların kullandığı sembolik bir araçtan öteye geçmediğini belirtiyor. siyonizm'in dini metinleri ilahi bir emir olmaktan çıkarıp ulusal bir tapu senedi veya edebi miras haline getirdiğini, dolayısıyla torah'ın hatalı veya uydurma çıkmasının üzerine kurulu felsefeyi (ulus-devlet) artık çökertemediğini söylüyor.
yazar, siyonizm'in yahudiliği "metafizik bir risk" olmaktan çıkarıp "fiziksel ve politik bir gerçeklik" haline getirdiğini ve en ateist yahudinin bile "musa'ya inanmıyorum ama bu topraklar benim tarihsel hakkım" diyebildiğini ifade ediyor. yahudilikte kimliğin, hristiyanlık veya islam'daki gibi sadece bir "ikrar" meselesi değil, bir soy meselesi olduğunu belirtiyor. bir müslümanın ateist olduğunda genellikle islam dairesinden çıktığını hissetmesine rağmen, bir yahudi için ateizmin "yahudi" olma vasfını düşürmediğini vurguluyor.
bu yüzden israil'deki yahudilerin yaklaşık %50'sinin kendini seküler/hiloni olarak tanımladığını ve bunların büyük bir kısmının agnostik veya ateist olduğunu ekliyor. 20. yüzyılda yaşanan travmanın, yahudi düşünce dünyasında teolojik bir kırılma yarattığını ve "her şeye gücü yeten ve müdahale eden bir tanrı" figürünün inandırıcılığını yitirdiğini belirtiyor. siyonizm'in, dinin boşalttığı yeri bir teselli ve sığınak olarak doldurduğunu ve "tanrı bizi kurtarmadı, o halde biz kendimizi kurtaracağız" düşüncesinin ateizmi kitleselleştirdiğini söylüyor.
son olarak, yahudiler arasında ateizm oranı yüksek olsa da, dini ritüelleri "kültürel bir gelenek" veya "aile yadigarı" olarak devam ettirme eğiliminin çok güçlü olduğunu belirtiyor. ateist bir yahudinin şabat yemeğine oturmasının veya bayramı kutlamasının nedeninin tanrı emrettiği için değil, "halkının bir parçası" olduğu için olduğunu, yani dinin tamamen folklorik bir öğeye dönüştüğünü ifade ediyor. (bkz: pilpul) geleneğinin de bu kültürel bağlamda önemli olduğunu ima ediyor.
siyonizm, özü itibarıyla 19. yüzyılın seküler milliyetçilik akımlarının bir ürünü. yahudiliği bir "inanç topluluğu" olmaktan çıkarıp bir "ulus/etnisite" formuna soktu.eskiden: "tanrı bizi seçti, ...
AI Özet: yazar, galatasaray tarafından tokatlanacak sıradaki fenerbahçeli zengin kişinin hakan safi olduğunu düşünüyor. kendisini (bkz: ali koç) ve (bkz: acun ılıcalı) gibi isimlerle kıyaslayan yazar, hakan safi'nin kerem aktürkoğlu transfer usulsüzlüğünü reklam için her yerde anlatmasını saftirikçe buluyor ve soyadını saftirik olarak değiştirmesini öneriyor.
galatasaray tarafından tokatlandıktan sonra ömür boyu dalga geçilecek olan sıradaki fenerli zengin arkadaş bu heralde.(bkz: ali koç)(bkz: acun ılıca...
AI Özet: yazar, amores perros'u yıllar sonra tekrar izlediğinde ilk izlediği zamanki 17 yaşından 38 yaşına geldiğini belirtiyor. bu filmin kendisini alejandro gonzalez inarritu ve gustavo santaolalla ile tanıştırdığını söylüyor. inarritu'nun hollywood'da oscarlı filmler çekmesine rağmen, yazarın gözünde kariyer zirvesinin hala bu film olduğunu düşünüyor.
filmdeki karakterlerin genel olarak kusurlu olduğunu, sevdiklerini aldatan, koruduğunu iddia edenlerin sömürücü olduğunu ve merhametin bile bazen bencilliğin bir kılıfı olduğunu belirtiyor. insanların kendi hikayelerinin kahramanı olmak uğruna başkalarının hayatlarını yakmaktan çekinmediğini ve eksikliklerini, travmalarını bahane olarak kullandıklarını ifade ediyor. yazar, bu karakterleri "saf kötü" olarak nitelendiriyor.
ancak cofi adlı karakterin bir istisna olduğunu vurguluyor. cofi'nin ihaneti veya hesap kitap yapmadığını, geçmiş travmalarını kalkan etmediğini ve geleceğe dair plan kurmadığını belirtiyor. içgüdüleriyle hareket ettiğini, sevdiğini, bağlandığını ve savaştığını ifade ediyor. hatta cofi'nin davranışlarının (bkz: ironik) bir şekilde filmdeki en "insani" davranışlar olduğunu, çünkü olduğu gibi davrandığını söylüyor. cofi'nin vahşi sayılabilecek hareketlerinin bile insanlarınkinden daha dürüst olduğunu, kimseyi kandırmadığını veya ahlak satmadığını belirtiyor. bu yüzden filmin sonunda akılda kalan şeyin aşk, ihanet ya da kaza değil, sadece filmin başında zor durumda olan ama sonunda dimdik ufka yürüyen cofi olduğunu söylüyor.
(bkz: tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarını anlat)uzun süre sonra dün bunu izledim. ilk izlediğimde 17 yaşındaydım, bugün 38'im. bu 20 sene içinde en az 4-5 defa izlemişimdir. beni hem alej...
AI Özet: yazar, 1 nisan 2026 nevermore istanbul konserinin hayatında izlediği en mükemmel setliste sahip konser olduğunu belirtiyor. tek eksiğin "inside four walls" çalınmaması olduğunu ancak bunun görmezden gelinebilecek bir kusur olduğunu ekliyor. yazar, grubun sanki yıllardır beraber çalıyormuşçasına makine gibi bir performans sergilediğini ifade ediyor. jeff ve van'ın performanslarının zaten tartışılmaz olduğunu, yeni üyelerin de bir o kadar iyi olduğunu belirtiyor. berzan'ın "sentient 6"daki falsettolar da dahil her şeyi kusursuz söylediğini, semir'in ise hem back vokal hem de bas performansı ile göz doldurduğunu dile getiriyor. jack'in mükemmel bir gitarist olduğunu ancak yaş ve tecrübe eksikliğinden dolayı utangaç olduğunu, sahne kişiliği oturdukça ileride çok konuşulacağını düşünüyor.
ses düzeninin şaşırtıcı derecede iyi olduğunu, basından her gitarın partisyonlarına kadar her şeyin net duyulduğunu belirtiyor. "godless endeavor"ın karambol bölümlerinin biraz karambole geldiğini ancak bunun da nazar boncuğu olduğunu ifade ediyor. yazar, bu konserin ülkede bir yabancı grubun kendisi açısından verdiği en önemli konser olduğunu ve kendi konser kariyerinin ilk üçüne rahatlıkla yazabileceğini söylüyor. setlistin çok iyi olduğunu ve bunun "konser gibi konser" olduğunu vurguluyor. jeff'in konserde yeni bir şarkı çalabileceklerini söylediğini ancak bunun gerçekleşmediğini ekliyor.
biz ne yasadik olm! hayatimda izledigim en mukemmel setliste sahip konserdi. tek eksik inside four walls calmamalari oldu ama o kadar kusur kadi kizinda da olur diyelim.sanki yillardir beraber ca...
AI Özet: yazar, türk silahlı kuvvetleri'nde bolca bulunan ve fiyat-fayda oranı yüksek bir roketatar olan rpg-7'den bahsediyor. ilginç bir şekilde, ingilizce wikipedia sayfasında türkiye'nin bu silahı kullanan ülkeler arasında yer almadığını belirtiyor. oysa pkm, dragunov, ak-47 ve dshk gibi eski sovyet silahlarının wiki sayfalarında türkiye kullanıcı olarak görünüyor. bu durumu "hayat tuhaf" diyerek özetliyor.
türk silahlı kuvvetleri'ne bağlı hemen bütün kuvvet, sınıf ve birliklerde kendisi ve mühimmatı bolca bulunabilen, fiyat-fayda endeksi oldukça yüksek roketatar.. fakat -ilginç bir biçimde- ingi...
AI Özet: yazar, berlin'deki bir önceki entry'nin doğruluğunu onaylıyor. istanbul'daki belirli bir kesimin berlin'de de benzer bir yaşam tarzı sürdürdüğünü ve fırsatçı zihniyetle hareket ettiğini belirtiyor. yazar, gurbette türklerle takılmakla ilgili eleştirilerin, bazı kişilerin kendi kültürlerini yaşama bahanesiyle "iğrenç bir sosyal dinamik" içinde kaybolmasını ifade ettiğini düşünüyor. cem yılmaz ve okan bayülgen gibi isimlerin berlin'de etkinlikler düzenleyip para kazanıp dönmesini bu duruma örnek gösteriyor. yazar, şafak salda'nın bu çevrenin merkezi haline geldiğini ve hakkında çeşitli iddialar olduğunu söylüyor. ezel ve okan gibi isimlerin bu kişiyle hala görüştüğünü, bunun klasik türkiye "sahte elitleri"nin bir göstergesi olduğunu ekliyor. yazar, bu kişilerin piyasadan silinmesini ve vergi kaçakçılığı gibi durumların ihbar edilmesini arzu ettiğini dile getiriyor.
hakkındaki bir üstteki entry %100 doğru olan şehir. istanbulun toksik beyaz yakalı kapalı komünleri burda medenicilik oynamakta. ve hala aynı fırsatçı zihniyet ile rakı meyhane v.b. kültürü ile b...