AI Özet: yazar, bir haber spikerinin kendisini patili anne olarak tanımlamasına gelen tepkileri aşırı saçma buluyor. insanlara kendi tanımlamaları üzerinden böyle ayrımcılık yapılmasını anayasal bir suç gibi görüyor. özellikle bazı kişilerin bu durumu dalga geçerek karşılamasına ve spikerin yorum yapma hakkına saldırmasına bayağı sinirlenmiş. yazara göre annelik sadece biyolojik bir süreç değil, bir kadınlık vasfı ve şefkat meselesi. evlatlık alanların da anne olduğunu hatırlatarak, anneliğin rahimle sınırlı olmadığını savunuyor. (bkz: empati yoksunluğu) eğer bu sözler yüzünden kişi işinden olursa bunun düpedüz ayrımcılık olacağını belirtiyor. erkeklerin kadınlara annelik dersi vermeye çalışmasından gına geldiğini söyleyen yazar, gericiliğe prim verenlerin sonunda hüsrana uğrayacağını ekliyor. genel olarak durumu (bkz: linç kültürü) üzerinden okuyup, akıl ve vicdanla hareket edilmesi gerektiğini vurguluyor.
bu sözü söyleyen kadına yapılanlar bildiğin anayasal suçtur.siz kimsiniz ki bir kişinin kendini tanımlama şekli üzerinden ayrımcılık yapıyorsunuz? burada gerizekalılar da "binim de kipiğim vır, b...
AI Özet: yazar, osimhen'in toplam skor katkısının yüksek olduğunu savunup sadece lige bakanlara (bkz: algı) yapma diyor.
osimhen'in bu sene lig + şampiyonlar liginde 33 maçta 30 gol katkısı (22 gol 8 asist) var.sırf ...
AI Özet: yazar, yasa dışı bahis cezalarının bütçe açığını kapatacak mucize bir formüle dönüştüğünü söylüyor. cezaları yiyecek olanların zaten o paraları olsa (bkz: sırbistan 2. ligi) maçlarına bahis yapmayacağını, ekonominin en alttakilerin hayalleriyle döndüğünü belirterek durumu özetliyor.
3 milyon kişiye minimum 100'er bin liradan ceza kesilirse devletin kasasına girecek parayı bir hesaplayın. mehmet şimşek'in aylardır körfez ülkelerinde aradığı o devasa sıcak para ve bütçe açığın...
AI Özet: yazar, güç dengeleri ters olsa yunanistan'ın durmayacağını iddia ediyor. gücümüz yetmese çoktan saldırırlardı diyor, balkanlar üzerinden de (bkz: tarih) dersi veriyor resmen.
çıkıp çıkmayacağını bilmediğim savaş. ama şuna eminim türkiye'deki askeri, ekonomik ve siyasi güç yunanistan'da olsaydı yunanis...
AI Özet: yazar sadece görsel paylaşmış, (bkz: görsel) üzerinden konuşuyor.
AI Özet: yazar diyor ki ülkede çocuk işçilerin sömürülmesi, kadın cinayetleri, uçan enflasyon ve her yerdeki akraba kayırmacılığı gibi devasa dertler varken beinsport ve süper lig boykotu peşinde koşmak tam bir komedi. özellikle fenerbahçelilerin kendilerini mağdur ilan edip galatasaraylılara sallamasına bayağı gıcık olmuş. yazara göre endüstriyel futbolda büyük takımların kollanması zaten malum, (bkz: geri zekalı) olmayan herkes bunu bilir. fenerbahçelerin sütten çıkmış ak kaşık gibi davranmasını şizofreni boyutunda buluyor ve milyon dolarlar kazanan futbolcuların derdini hayat ağrısı haline getirenleri eleştiriyor. kısaca diyor ki; kazanınca sevinin, kaybedince de boşverin, bu kadar kasmaya gerek yok.
ülkede mesem denilen çocuk emeğinin sömürülmesine hizmet eden bir sistem var ve çocuk işçiler bu mesemler de ölüyor.ülkedebir dünya kadın ölüyor, öldürülüyor, siyasete değen noktada ise faili meç...
AI Özet: yazar bazı siyasilere (bkz: şans) diyor.
voldemort gibi kara büyüden besleniyorlar bence. netanyahu, trump, rte.
AI Özet: yazar, geçmişle bugünü kıyaslayıp ekonomik gerçekleri anlatıyor. 1980'lerdeki paranın satın alma gücünün çok daha yüksek olduğunu, barınma ve gıda masraflarının geliri bu kadar sömürmediğini belirtiyor. günümüzde ise vergi yükünün absürt boyutlara ulaştığını, bir araba alırken neredeyse bir tane daha devlete hediye ettiğimizi söylüyor. eski krizleri bahane ederek bugünkü rezaleti normalleştirenleri ise (bkz: beyin ölümü) yaşamış olmakla suçluyor. özetle, mermer yiyerek egea almaya çalışmanın normal olduğunu sananların durumuna acıyla bakıyor.
1980 yılındaki 205 dolar ile 2026 yılındaki 205 dolar aynı şey değil. kümülatif abd enflasyonunu hesaba kattığında 1980 yılındaki 205 doların bugünün satın alma gücü paritesindeki karşılığı yakla...
AI Özet: yazar, sözlükteki en sevdiği ve içi rahat olduğu on tane entrysini derleyip önümüze sermiş. adam resmen entelektüel bir açık büfe kurmuş; bir yandan (bkz: iran) ve (bkz: rusya ukrayna savaşı) gibi ciddi jeopolitik mevzulara girmiş, diğer yandan (bkz: yüzüklerin efendisi) üçlemesini cia operasyonu gibi anlatarak geyik yapmış. (bkz: intihal) üzerinden yapay zekayı gömerken, (bkz: sosyalizm) ve (bkz: anarko kapitalizm) gibi teorik konularla da beyin yakmış. (bkz: the matrix) ve (bkz: basat ile tepegöz) gibi analizlerle vizyon katmış. özetle yazar, hata görmediği ve zamanın testinden geçtiğine inandığı bu seçkiyle bilgiyi sözlüğe emanet etmiş.
ben de burada şu ana kadar en içime sinen on giriyi paylaşacağım. * iran ile israil arasındaki on iki gün savaşı'nı değerlendirdiğim, hava savunma sistemlerinden detaylı bir şekilde bahsettiğim g...
AI Özet: yazar diyor ki kendini kandırmayı bırakıp gerçeklerle yüzleşmek lazım, (bkz: dürüstlük) şart ama kimse bunu satmıyor.
kendini kandırmayı bırakmak. yapmak istediğin şeyi bilmiyormuş numarası yapmayı kesip neden yap...
AI Özet: yazar için sezen aksu 88 albümü öyle sıradan bir kayıt değil, resmen hayatın içine sızmış büyülü bir şey. kraliçeye olan aşkını her fırsatta dile getiren yazar, bu albümün özel bir yere sahip olduğunu belirtiyor. özellikle sultan süleyman şarkısının girişinde kendinden geçiyor, hüzünle dolup taşıyor. geçer şarkısını aşk acısı çekenlere moral vermek için gönderdiğini ama aslında şarkının insanı daha da beter ettiğini itiraf ediyor, yani bildiğin (bkz: ters köşe) durumu. kavaklar şarkısının metin altıok şiirinden geldiğini ve sivas'taki trajik olaylardan sonra bir yas şarkısına dönüştüğünü anlatırken duygulanıyor. bir kuş uçur şarkısının ise tam bir kaos hikayesi olduğunu söylüyor; nilüfer, kayahan ve sezen aksu arasındaki o garip telif ve beste mevzularını, paraların havada uçuştuğu o dönemi anlatmış. kayahan'ın düzenlemeyi sevmediği ama sonra kendi albümünde hit yaptığı detayına da değiniyor. son olarak hasret şarkısının can yakıcılığına vurgu yapıp albümdeki diğer parçaları da sıralayarak herkesi bu şahesere davet ediyor. kısacası yazar, 1988'den beri etkisini yitirmeyen bu albümle resmen terapi yapıyor.
sezen aksu'nun en sevdiğim albümüdür. sadece bir albüm gibi de gelmiyor bana. bazı şarkılar nasıl hayatın içine karışır ya.. öyle bir albüm işte. kraliçeme çok entry yazmışımdır. sezen aksu'nun e...
AI Özet: yazar, depremde şebeke sorunu varken 5g hızına odaklanılmasına sinir oluyor, hız yerine erişilebilirliğe bakılsın diyor. (bkz: öncelik sırasını şaşırmak)
(bkz: nenem pekmez kaynatır dedem sikini oynatır)biz diyoruz ki "depremde telefon çekmiyor.."adamlar diyor "b...
AI Özet: yazar diyor ki federasyon ve hükümet destekli bir yapı galatasaray'ı resmen hedef tahtasına koymuş. tff, mhk ve pfdk gibi kurumların taraflı davrandığını, hakemlerin derbilerde açıkça rakip takımı koruduğunu ve galatasaraylılara haksız cezalar yağdırıldığını iddia ediyor. (bkz: coğrafi ofsayt) mevzusuna değinerek şampiyonluk yolunda engeller çıkarıldığını, bazı oyuncuların suçsuzken cezalandırıldığını ama karşı tarafın aynı hataları yapıp sıyrıldığını belirtiyor. yazara göre ligin rekabeti suni bir şekilde ayarlanmış, bir takım yukarı itilirken galatasaray'ın paçası aşağı çekilmiş. yönetimi pısırık bulduğu için bu duruma ses çıkarmadıklarını, taraftarın ve yönetimin artık birlik olup bu adaletsizliğe dur demesi gerektiğini savunuyor. diğer takımların taraftarlarının bile bu absürt duruma güldüğünü söylüyor. her şeye rağmen şampiyon oldukları için mutlu ama bu kirlilik devam ederse bir gün şampiyonluğun ellerinden kayıp gidebileceği konusunda uyarıyor. rakibe saygı duyduğunu ama sistemin tamamen değişmesi gerektiğini ekliyor.
federasyonda kümelenen, hükümet destekli galatasaray düşmanlığının önünü kesmesi, gerekirse taraftarı konsolide edip bu durumu bas bas bağırması gereken kulüp.bu ülkede bir federasyon başkanı çık...
AI Özet: yazar, hocanın 2026 yılındaki maç sonu açıklamalarını tam bir fiyasko olarak nitelendiriyor. hocanın yetkisi olup sorumluluğu olmadığını iddia etmesine, maçın önemsiz olduğunu söylemesine ve yönetime hesap kitap yapmayı bilmiyorlar diye yüklenmesine bayağı takılmış. yazar diyor ki; hoca bir yandan para harcanmadığını savunuyor ama aslında devre arasında agbadou, oh, olaitan ve murillo gibi isimlere ciddi paralar dökülmüş. üstüne bir de abraham mevzusundaki finansal oyunlara değinmiş, rakamların öylece anlatıldığı gibi olmadığını belirtiyor. (bkz: yönetimsel kaos) hocanın youtube videolarındaki o özgüvenli halleriyle sahadaki başarısızlığı arasındaki uçuruma dikkat çeken yazar, kritik maçta tek isabetli şut çekilebilmesini ve rakip hocanın tuzağına düşülmesini sertçe eleştiriyor. özellikle ağlayan çocukların olduğu görüntülere egzajere diyerek geçiştirilmesini, durumun küçümsenmesi olarak yorumluyor. yazara göre hoca, transfer harcamaları ve hazırlık süreci konusundaki hatalarının sorumluluğunu almak yerine sürekli başkalarını suçluyor ve geçen seneki puan seviyesinin bile altında kalarak sınıfta kalıyor. kısacası yazar, hocanın hem sahada hem de mikrofon başında sınıfta kaldığını düşünüyor.
hocanın 09.05.2026 tarihli maç sonu açıklamaları tarihe geçmiştir. tabi pek parlak geçtiği söylenemez.adam "yetkilisi olduğum ama sorumlusu olmadığım" gibi bir ifadede bulundu. önemsiz bir maçtı ...
AI Özet: yazar, annesinin hastalığı ve hastane ortamındaki çaresizliğiyle boğuşuyor. eski mutlu günlerin fotoğraflarıyla şimdiki ağır tabloyu kıyaslayıp dert yanıyor. refakatçi koltuğunda sabahlayıp (bkz: hayatın tokadı) yemiş bir halde bekliyor.
bugün anneler günüydü, yani aslında dündü. sabah, yaklaşık 10 gündür, bir hastanenin müşahede odasında yatan annemle; onun sağlıklı, genç! benim ergene yakın, toy, cıvıltılı hal...
AI Özet: yazar, günümüz insanlığının geldiği absürt noktadan dert yanıyor. artık her şeyin, hatta sıradan bir beyaz eşya reklamının bile insanlığı yok etmeye yönelik gizli bir komplonun parçası olarak görüldüğünü söylüyor. pandemi dönemindeki kısıtlamaları küresel kapitalistlerin bir masada toplanıp planladığına inananlara karşı çıkıyor; çünkü böyle bir ekonomik yıkımın hiçbir mantığı olmadığını, kimsenin kendi parasını böyle çöpe atmayacağını savunuyor. (bkz: komplo teorileri) özellikle aşılarla çip takıldığına inananlarla dalga geçiyor, zaten hayatımızın her anının dijital çiplerle çevrili olduğunu, kimsenin gizlice çip takmakla uğraşmayacağını belirtiyor. yazarın asıl koptuğu nokta ise evcil hayvan vurgulu reklamların, insanları çocuk yapmaktan soğutmak için kurgulanmış bir plan olarak yorumlanması. bir çamaşır makinesi markasının neden böyle bir "kötü plan" yapacağını sorguluyor ve bu durumun tamamen entelektüel kapasitenin düşmesiyle ilgili olduğunu iddia ediyor. eski reklamların zekaya hitap ettiğini, şimdiki kitlenin ise en basit şeyi bile karanlık bir senaryoya bağladığını anlatıyor. kısacası yazar, toplumun genelinin (bkz: düşük iq) seviyesine inmiş olmasından dolayı derin bir üzüntü ve şaşkınlık yaşıyor.
artik kuresel trend oldugu icin ulkemiz degil tum insanlik icin gecerli oldugunu dusunup bu basliga yazmak istedim.artik soyle bir noktaya geldik;beyaz esya ureticisinin reklami bile insanligi bi...
AI Özet: yazarın 20 yıllık kankası yurt dışına taşınınca işler karışmış. adam önce eşi bahanesiyle aramaları kesmiş, sonra yazar merak edip birkaç kez arayınca da "medeniyetten" ders vermeye kalkmış. yazar da haliyle sinirlenip karşı tarafa ve ailesine ağır tepkiler vermiş. (bkz: dost kazığı) durumu şöyle özetlemiş; ben adamın iyiliğini düşünüyorum o bana artistlik yapıyor. sonunda köprüleri tamamen yıkmış ama yaptığına hiç pişman değilmiş, hatta bunu bir fırsat olarak görmüş.
bende de vardı bunlardan. 15-20 senedir tanışırız. espri anlayışlarımız bile aynıdır. geçen sene yabancı bi kızla evlenip başka bir ülkeye taşındı. aramızda epey bir saat farkı vardı ama araşıyor...
AI Özet: yazar, 90'lı yıllarda çocukken yaşadığı trajikomik bir (bkz: trolleme) vakasını anlatıyor. mevzu şu; yazar çocukken top oynarken teyzesinin oğlunun fırlama arkadaşları gelip topa çökmüşler. yaş farkı olduğu için sesini çıkaramayan bizimki kenarda beklerken, tayfadan biri yanına gelip eline para tutuşturuyor ve onu bakkala gönderip "davul tozuyla minare gölgesi" almasını istiyor. yazar, (bkz: saf) bir şekilde bu uydurma ürünlerin yeni çıktığına inanıp heyecanla yola koyuluyor. önce fatma teyzenin bakkalına gidiyor, kadıncağız gülerek öyle bir şey olmadığını söylese de yazar "belki size gelmemiştir" diyerek ısrar ediyor. sonra rota olarak imamın bakkalını seçiyor çünkü mantık yürütüp "minare gölgesi"nin orada olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünüyor. hoca da durumu anladığı için yazarla hafiften dalga geçip onu gofret almaya ikna etmeye çalışıyor ama yazar görev bilinciyle eli boş dönüyor. eve dönerken sonic gibi hız yaparken bir pet şişeye basıp dizini soyuyor ve ağlayarak yanlarına dönüyor. (bkz: dram) burada bitmiyor, annesi de durumu öğrenince "milletin lafına kanma" diye bir güzel azarlayıp dizine oksijenli su sürüyor. teyze oğlu gelip özür dilemeye çalışsa da yazar gurur yapıp parayı kabul etmiyor. sonuç olarak mahallede uzun süre dalga konusu olan bir anı olarak kalmış.
90'lı yıllar. 8-9 yaşlarındayım. sokakta top oynarken teyzemin oğlunun fırlama arkadaşları gelip topa daldılar. aramızda 8-10 yaş olduğu için de ses edemiyorum. bunlar bam güm oynuyor. ben kaldır...
AI Özet: yazar, yılan balıklarının üreme mevzusunun bilim dünyasını nasıl delirttiğini anlatıyor. olay öyle bir boyutta ki, (bkz: sigmund freud) bile bir ara gaza gelip 400 tane balığı kesmiş, testis arama operasyonuna girmiş ama hüsranla sonuçlanmış. hatta aristoteles zamanında millet bunları çamurdan kendiliğinden oluşuyor sanmış, öyle bir kafa. sonra johannes schmidt diye bir abi çıkmış, yıllarca okyanuslarda ağ atmış ve sargasso denizi denen yosunlu bir bölge keşfetmiş. yavrular orada takılıyormuş ama yetişkinleri veya yumurtaları bulmak imkansızmış. yazarın anlattığına göre bu canlıların hayat döngüsü tam bir dram ve bilimkurgu filmi gibi. önce şeffaf bir yaprak gibi takılıyorlar, sonra nehirlerde yıllarca yaşıyorlar, en son gümüş rengine dönüp mideleri eriyerek binlerce kilometre yol gidip sargasso'da çiftleşip ölüyorlar. yani hayvanlar tam üreme moduna girdiğinde zaten açlıktan ölmek üzere oluyorlar. 2022'de uyduyla bir şeyler kanıtlanmış ama hala kimse canlı canlı çiftleşme anını yakalayamamış. yazar son olarak türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, belki de gizem çözülene kadar yılan balıkları tarih olacak diyor. tam bir (bkz: trajedi).
sigmund freud bir ay boyunca 400 yılanbalığını kesip testislerini aradı. hiçbir şey bulamadı. aradan yaklaşık 150 yıl geçmesine rağmen bilim insanları hâlâ yılanbalıklarının tam olarak nasıl üred...
AI Özet: yazar, köfteci yusuf'un uygun fiyatlı ve temiz olmasıyla piyasadaki kazıkçı esnafı bezdirdiğini söylüyor, adamın (bkz: devlet hizmet madalyası) alması gerektiğini düşünüyor.
damak tadı herkese heryere göre değişir, beğenmeyene sözüm yok ama bugün her firmanın geçirmek için sıraya girdiği bir...
AI Özet: yazar, şahsın chp'ye geliş sürecini ve seçim başarısızlıklarını sorgulayarak işe başlıyor. özellikle bahçeli ile aynı okuldan mezun olmalarına takılmış durumda. ikilinin farklı dönemlerde, bazen yan yana bazen karşı karşıya durarak aslında mevcut iktidarın önünü açtığını iddia ediyor. yazara göre bu durum tesadüf değil, sanki aynı yerden emir alan iki oyuncu gibiler. (bkz: komplo teorisi) tadında bir yaklaşımla, güvenilen bu ismin aslında pek tekin olmadığını savunuyor.
deniz baykal'ın istifası sonrası koskoca chp'de karşısına başka aday çıkmadan kurultayda tek aday olarak seçilmiş/seçtirilmiş şahıs. üstelik kadir topbaş'a karşı kaybettiği ibb seçimlerinden sonr...
AI Özet: yazar, ömer paşa valslerinin insanı başka dünyalara götüren o garip havasından bahsediyor. kırım savaşı döneminde avrupa'da osmanlı'ya olan ilginin arttığını, cephede toplar patlarken salonlarda valslerin döndüğü absürt bir ironinin yaşandığını belirtiyor. ömer lütfi paşa'nın o dönem rusya'ya karşı duran modern müttefik imajıyla tam bir star haline geldiğini, bu yüzden adına besteler yapıldığını söylüyor. paşanın hırvat kökenli olması ve hayatının roman gibi geçmesi mevzusuna da değinip (bkz: ivo andric) tarafından yazılan kitaba göz kırpıyor. yazara göre bu valsleri dinlemek, 19. yüzyılın o hüzünlü ve çelişkili ruhuna, yani sivastopol'deki savaşla paris'teki dansın aynı anda yaşandığı tuhaf bir zamana yolculuk yapmak gibi bir şey.
hani bazı müzikler vardır, dinlerken zamanın ve mekanın sınırları silinir, bir anda başka bir dünyanın içine düşer insan. işte ömer paşa valsleri de biraz böyledir.osmanlı ordularının başkumandan...
AI Özet: yazar, nietzsche'nin o meşhur sözünün aslında büyük bir pazarlama başarısı olduğunu ve gerçekle uzaktan yakından alakası olmadığını savunuyor. (bkz: romantik yalanlar) öldürmeyen şeyin insanı güçlendirmediğini, aksine kalıcı hasarlar bıraktığını söylüyor. bunu anlatmak için önce ortopedi örneği veriyor; kopan bağların veya yırtılan kasların iyileşse bile asla eski haline dönmediğini, sadece sızlayan birer defolu yapıya dönüştüğünü belirtiyor. mevzu sadece fiziksel de değil, ruhsal travmaların da benzer şekilde insanı level atlatmadığını, sadece herkese şüpheyle bakan hasarlı bir sinir sistemi bıraktığını iddia ediyor. insanların nasır tutmayı kas yapmakla karıştırdığını, hissizleşmenin bir savaşçılığa değil fonksiyon kaybına işaret ettiğini düşünüyor. kortizol seviyeleri altüst olmuş, sürekli tetikte bekleyen birinin dirayetli değil, aslında bir enkaz olduğunu savunuyor. kısacası yazar diyor ki, yediğin kazıklardan kahramanlık destanı yazma; sadece arazlarla yaşamayı öğrenmiş birisindir.
nietzsche abimizin muhtemelen frengi ateşleri içinde yatağında kıvranırken kendi kendini gaza getirmek için uydurduğu bu lafı bugün spor salonu aynasında poz veren kitleye yutturmuş olması büyük ...
AI Özet: yazar, babası ayakkabı ustası olduğu için çocukken eve gelen sayaları dikmekten keyif aldığını anlatıyor. babasının onlara özel deri koruyucular yapması ve yardım etme hissi onu mutlu etmiş. (bkz: çocukluk) resmen küçük yaşta meslek edinmiş ama tadı güzelmiş.
benim babam ayakkabı ustasıydı. saya getirirdi eve. bir dönem loafer ayakkabılar çok modaydı, onların üstünde yer alan dikişler de makinede değil elde dikilirdi. işler yetişmeyince, 20-30...
AI Özet: yazar, house m.d. dizisini defalarca izlemesine rağmen hala yeni şeyler keşfettiğini söylüyor. özellikle foreman'ın ölümden dönüp aşırı pozitif ve uysal birine dönüştüğü bölümden bahsediyor. house'un bu durumdan nefret edip adamı kışkırtmaya çalışırken söylediği git bir pony veya karpuz tarlası al cümlesini yıllarca basit bir şirinlik veya dalga geçme olarak algıladığını belirtiyor. ancak sonradan öğrendiği bir bilgiyle bu ifadenin aslında derin ve oldukça sert bir ırksal gönderme olduğunu fark etmiş. (bkz: stereotype) mevzusuna girerek, karpuz tarlalarının geçmişte özgürleşen siyahiler için bir sembol olduğunu ama beyazların bunu onları aşağılamak ve basit göstermek için kullandığını anlatıyor. yani house'un orada aslında çok ağır bir şaka yaptığını, foreman'ı sinirlendirmek için bam teline bastığını fark edince diziye olan saygısı daha da artmış. yazar, dizinin amerika gibi bir yerde bile tabu olan konuları bu kadar cesurca zorlamasını takdir ediyor ve bizim ülkemizde de mizah yaparken insanların bu kadar yargılanmadığı, daha özgür bir ortamın olmasını dilediğini ekliyor. (bkz: house m.d.)
diziyi belki 20. kez izliyorum. hala bir şeyler öğreniyorum :)foreman'ın dizide başına bir şeyler gelir ve sonunda ölümden döner. öyle olunca hastaneye aşırı iyimser bir şekilde döner. ne deseler...
AI Özet: yazar dizinin özellikle ilk sezonuna bayılıyor, toplumsal rollerin tersyüz edilmesini çok komik buluyor. (bkz: absürt komedi) ve oyuncu performanslarını yere göğe sığdıramıyor.
bence son dönemin en komik işi.özellikle ilk sezonu. düşünsenize karakterlerin hepsi kendi cinsiyetlerinde ama karşı takımda oynu...
AI Özet: yazar, metallica'nın istanbul'a gelmeme sebebinin fahiş stadyum kirası ve gümrük masrafları olduğunu söylüyor. atina'daki ucuzlukla kıyaslayıp (bkz: türkiye ekonomisi) durumun absürtlüğünü belirtiyor.
bu konserin türkiye ayağının neden olmadığını yazıyorum;metallica istanbul'a da gelmek istiyor ancak 600 bin euro stadyum kirası ve 70 tır içi...
AI Özet: yazar diyor ki sergen yalçın'ı kadro kalitesi üzerinden savunmak tamamen boş iş. adamın teknik direktörlük vizyonu sıfır, oyuncuların performansını artırmak şöyleken dursun kondisyonlarını yerle bir etti. (bkz: kondisyon kaybı) özellikle bazı maçlarda oyuncuların 70. dakikadan sonra bitmiş olması tesadüf değil. yazarın canını sıkan asıl nokta ise oyuncu tercihleri. jota varken cengiz ve rashica'yı kanatta oynatması, cerny'yi 10 numara yapmaya çalışması tam bir fiyasko. üstelik muci gibi teknik kapasitesi yüksek birini sırf ego meseleleri yüzünden takımdan gönderip takımı 10 numarasız bırakmış.
yazara göre sergen'in 4-1-4-1 diye tutturduğu sistem büyük takımlara hiç uymuyor, üstelik elindeki oyuncularla bu sistemi zorlaması tam bir inatçılık. 2021 şampiyonluğunu da aboubakar'ın tek başına sırtladığı bir dönem olarak görüyor, yani sistem değil oyuncu performansı konuşmuş. skor koruma konusundaki başarısızlığına da değinen yazar, önde olduğu maçları birer birer verdiğini ve savunma arkasına atılan toplarda takımın (bkz: far tutulmuş tavşan) gibi kaldığını belirtiyor. şenol güneş'in düşük bütçeli ve vasat oyuncularla neler yaptığını hatırlatarak, sergen'in aynı imkanlarla takımı küme düşüreceğini iddia ediyor. özetle yazar için sergen iyi bir hoca değil.
hiç öyle kadrosu kalitesiz, takımı kendi kurmadı şeklinde savunmayın bu adamı.iyi teknik direktör 5/10'luk oyuncudan 7/10'luk performans alan teknik direktördür. sezon başından beri 40 maça yakın...
AI Özet: yazar kod öğrenmek için kurslara para dökülmesine gerek olmadığını, claude ile roadmap çıkarıp her detayı öğrenmenin daha mantıklı olduğunu söylüyor. notları onenote'a atıp (bkz: aralıklı tekrar) ile pekiştirmeyi ve kodları denemeyi öneriyor, bayağı verimli bir yöntem.
eğer kodlama öğreniyorsanız kurslara filan boşuna para vermeyin. claude'a roadmap yaptırıyorum, o dilin, framework'ün inciğine cinciğine kadar anlatıyor. hiçbir eğitmenin kurslarında olmayan fram...
AI Özet: yazar, divan edebiyatından bir beyit üzerinden hayatın geçiciliğini anlatıyor. diyor ki; insan tam hayatın tadını çıkarırken, müzik ruhunu okşarken bir anda tel kopar ve her şey biter. ama buradaki olay ağlamak değil, bu durumu sakin ve estetik bir şekilde kabullenmek. (bkz: memento mori) durumu özetle; ölümle burun buruna olduğumuzu bilsek de hayatın melodisini sevmeye devam ediyoruz.
“her rind bu bezmin nedir encâmı bilir.dünyâmızı nâgâh zalâm örtebilir.bir bitmeyecek şevk verirken beste,bir tel kopar âheng ebediyyen kesilir.”*meali:her hayatı olgunlukla karşılayan kişi, haya...
AI Özet: yazar bu aralar amat'ı okuyormuş ve ihsan oktay anar'ın benzetmelerine resmen bayılmış. adamın kelimelerle dans edişini, basit bir şeyi alıp mücevhere çevirmesini çok etkileyici buluyor. özellikle iki tanesi aklına takılmış; biri şeddeli eşşek, diğeri ise gözlerin elifinin sönmesi. şeddeli eşşek olayını öyle bir anlatmış ki, burada sadece bir kelime oyunu değil, insanın hırsla ve gürültüyle var olmaya çalıştığı o kaba halinin bir özeti olduğunu düşünüyor. elifin sönmesi ise tam tersi, insanın içten içe tükenişini, gururunun ve umudunun bitişini temsil eden çok derin bir mevzuymuş. yazara göre anar, insan ruhunun dışa patlayan ve içe çöken iki farklı felaketini bu iki benzetmeyle resmetmiş. (bkz: ihsan oktay anar) kitapta karşılaştığı ifadeleri muska gibi şifreli buluyor. hatta günlük hayatında inatçı tiplerle karşılaşınca aklına şeddeli eşşek geliyor, yorgun olduğu geceler ise aynada kendi elifini kontrol ediyormuş. kısacası yazar, hakiki edebiyatın hala yaşadığını hissedip deryada yüzmeye devam ediyor.
amat'ı okuyorum bu aralar. valla ihsan oktay anar'ın benzetmeleri kitabın kendisinden öte bir zevk veriyor insana. adam öyle şeyler yazıyor ki kafanda bir şimşek çakıyor, bir daha da sönmüyor. he...
AI Özet: yazar, 2022 nobel fizik ödülü alan çalışmalardan yola çıkarak evrenin aslında sandığımız kadar düz mantık işlemediğini anlatıyor. mevzu şu; ya yerellikten ya da gerçeklikten vazgeçeceğiz. yazar diyor ki, normalde bir şeyin diğerini etkilemesi için ışık hızıyla da olsa bir sinyal gitmesi lazım (bkz: yerellik) ya da biz bakmasak da eşyalar orada durmalı (bkz: gerçeklik). ama deneyler diyor ki bu ikisinden biri kesinlikle patlak. kuantum dolanıklığına girince işler iyice saçmaşıyor; evrenin iki ucundaki parçacıklar birbirini anında etkiliyor, sanki aradaki mesafe hiç yokmuş gibi. yazar bunu çok güzel bir benzetmeyle açıklıyor: evren aslında devasa bir video oyunu gibi çalışıyor olabilir. bilgisayar sistemi kasmadan çalışsın diye sadece senin baktığın yerler render ediliyor, arkanda kalan dünya sen dönene kadar sadece kodlardan ibaret bir ihtimal bulutu. (bkz: simülasyon teorisi) tabii einstein bu duruma çok bozulmuş, "uzaktan ürkütücü etki" diyerek durumu eldiven örneğiyle rasyonalize etmeye çalışmış. yani eldivenler zaten belliydi, biz sadece kutuyu açınca gördük demiş. ama john bell gelip bir denklemle bu işi test edilebilir hale getirmiş ve görünüşe göre einstein bu sefer yanılmış. yazarın anlatımına göre evren bildiğimizden çok daha tuhaf ve kafa yakıcı bir yerde.
2022 nobel fizik ödülünü alan çalışmaya yakından bakalım."evren gerçek değil mi?"yerel gerçeklik nedir?nesneler, biz onlara bakmasak bile belirli özelliklere sahiptir. örneğin, sen arkana dönüp b...
AI Özet: yazar, linus torvalds'ın her şeyi tek başına yazdığına dair çıkan yanlış algıyı önceden kestirip, (bkz: sözlükçülük) refleksleriyle konuyu hemen kapatıyor. adamın kernel'ın sadece bir kısmını yazdığını, geri kalanını topluluğun hallettiğini belirterekle "bilgiçlik" taslayanları önye alıyor. bence 21 yaşında her şeyi bitirip önümüze koymalıydı diyor.
kendisi debe'ye girdiğine göre gün içinde mutlaka birisi gelecek ve ilk kez orhun kitabelerinde görülmüş bir geyik olan, "unix'in tamamını geliştirdiği gibi yanlış bir algı var arkadaşlar" diyece...
AI Özet: yazar jakirovic'in taktiklerine bayılmış, hocayı (bkz: premier lig) seviyesinde görüyor ve başarılarının tesadüf olmadığını söylüyor.
jakirovic gerçekten iyi hoca, şu kritik maçta rakibe pozisyon bile vermeden takımı harika oynat...
AI Özet: yazar proteinle steroidi karıştıranların (bkz: sonu kötü bitenler) olduğunu söylüyor.
steroidle protein tozunun karistirildigi bir cografyada ölümlerin olması cok normal.
AI Özet: yazar, anavarza'nın güney kore'deki unesco toplantısıyla dünya mirası listesine gireceğine inanıyor. buranın potansiyeli yüksek ama tanıtım ve müze eksikliği can sıkıcı. (bkz: kaçak kazı) mevzularına değinip, yetkililerin yerine geçip listeye girdirme hırsı yaptığını belirtiyor.
bu sene temmuz'da güney kore'de düzenlenecek unesco oturumunda, dünya mirası listesine gireceğini düşünüyorum anavarza'nın...bunu başarabilirse adana'nın ilk, türkiye'nin ise 23'üncü unesco dünya...
AI Özet: yazar, kemal sunal'ın çöpçüler kralı filmindeki apti karakterini yaratmak için nasıl bir saha çalışması yaptığını anlatıyor. usta oyuncunun rolü kaptırmak için çekimleri 15 gün erteletip beyoğlu ve cihangir sokaklarında belediye işçilerini dikizlediğini belirtiyor. özellikle mehmet konuk isimli bir abiyi (bkz: metod oyunculuğu) tadında takip ederek adamın yürüyüşünden konuşmasına kadar her şeyi kopyalamış. hatta o meşhur el arabası ve süpürge bile direkt bu abiden alınma. sonunda gidip helallik istemesi ise tam bir beyefendilik örneği.
derler ki; kemal sunal'a çöpçüler kralı filmi için rol teklifi geldiğinde, role hazırlanmak ve karakteri tam olarak anlayabilmek için film çekimlerinin yaklaşık 15 gün ertelenmesini talep etmişti...
AI Özet: yazar filmi direkt top 5 listesine eklemiş, senaryosundan müziğine kadar her şeyiyle bayılmış. giriş sahnesinin tiyatro havasında olması hoşuna gitmiş ama genel olarak hayatın gerçeklerini tokat gibi çarpan bir iş olduğunu söylüyor. perhan karakterinin yaşadığı hayal kırıklıklarını, kandırılmalarını ve dünyanın kirini fark etmesini anlatırken aslında meselenin olaylar değil, onları nasıl yorumladığımız olduğunu belirtiyor. (bkz: sinema tarihi) açısından perhan'ı çok özel buluyor. oyuncunun intiharı ise filmin tek üzücü noktası olmuş.
izledikten sonra top 5 filmime çok rahat koyabildiğim harikulade film. filmin giriş sekansı sanki bir tiyatroymuş gibi hissettiriyor ancak sonrasında hayatın gerçeklerini izliyorsunuz. iyi bir fi...
AI Özet: yazar, babasını kaybettiği zorlu dönemde hayatına giren kara bir kedinin kendisi için nasıl bir teselli kaynağı olduğunu anlatıyor. kedinin gelişiyle yas sürecinin hafiflediğini, hatta bazı inanışlara göre bu canlıların giden ruhların elçisi olduğunu belirterek durumu romantize ediyor. hayvan sevgisini sadece yalnızlığa veya psikolojik boşluklara bağlayanlara da sağlam bir giriş yapmış. onlara göre sevginin altında sürekli bir hasar aramak aslında sevgisizliğin kanıtı. (bkz: kedi sevgisi) diyerek konuyu kapatıyor; yani kısaca sevmeyi bilmeyenlerin teşhis edilmesi gerektiğini savunuyor.
dünyanın en güzel süsü .babamı kaybetmiştim ve ikizi kadar benzediğim babamın yokluğu, en çok da beni yaralamıştı. tam o günlerde bir caddede bir kedi arabanın altında can vermiş, yol kenarındaki...
AI Özet: yazar, yurt dışı alışveriş kısıtlamaları yüzünden kaliteli ve ucuz ürünlere erişimin bittiğinden yakınıyor. yerli satıcıların düşük kaliteli malları pahalıya okutacağı bir döneme girdiğimizi savunuyor. (bkz: tüketici mağduriyeti) durumu bayağı bir dert etmiş, sinirli.
geçen sene amazon.com.tr'den aldığım usb kablolardan çok memnunum. yenisine ihtiyaç oldu, tekrar almak isteyince baktım ikisi de alınamıyor. sonradan dank etti, ikisi de yurtdışından gelme üründü...
AI Özet: yazar diyor ki salih bozok ile atatürk'ün hikayesi daha selanik'te, çocukluk yıllarında başlamış. okul yıllarında mustafa kemal zaten lider ruhluymuş, salih ise onun en sadık yol arkadaşı olmayı seçmiş. milli mücadele döneminde ankara'ya gelip atatürk'ün yanına yerleşince olay sadece yaverlikten çıkmış, bildiğin kardeşlik hukukuna dönmüş. adam çankaya'daki düzeni kurmaktan tut, özel yazışmaları yönetmeye kadar her şeyi halletmiş. hatta latife hanım ile olan süreçlerdeki o ince ayarları bile bozok yapmış. (bkz: sadakat) atatürk'ün akşam sofralarında takıldığı, şakalaştığı, cumhuriyetin temellerini konuştuğu en yakın isimlerden biriymiş. ama işin en dramatik kısmı sonuyla ilgili. 10 kasım'da atatürk'ü kaybedince bozok resmen yıkılmış. onsuz yaşayamayacağını düşünüp kendine kıymaya çalışmış ama doktorlar onu zorla hayata döndürmüş. yine de ruhsal olarak asla toparlanamamış, 1941'e kadar derin bir yas içinde yaşamış. yazar burada iki insan arasındaki bağın ne kadar sarsılmaz olduğunu ve gerçek dostluğun ne demek olduğunu anlatmaya çalışmış. tam bir (bkz: dram) hikayesi.
salih bozok ve mustafa kemal, 1881 yılında selanik'in dar sokaklarında, neredeyse aynı mahallelerde büyüdüler. aralarındaki yaş farkının yok denecek kadar az olması ve benzer sosyal çevrelerde ye...
AI Özet: yazar hakemlerin tek bir takıma çalıştığını, uzatmaların skorla ayarlandığını ve pfdk'nın bazılarına daha yumuşak davrandığını iddia ediyor. özetle (bkz: adaletsizlik) olduğunu savunup topu karşı tarafa atıyor, mevzu derin diyor.
1. hangi takımın oynayacağı tüm tamam/devam derbi maçları, hakemliği vasat olarak kabul edilmesine rağmen tek bir hakem tarafından yönetildi? bu sezon tabiri caizse kadrolu hak...
AI Özet: yazar, sürekli önlerine düşen kelime oyunu grubundan iyice daralmış, (bkz: spam) yapanlara sövüyor. yanına da yazılımcı şakaları paylaşan bir kanal ekleyip fayda sağlamış.
şu interaktif kelime grubunuzu hafta 3 kez eski entryleri silip tekrar tekrar bu baslikta paylaşmanın amacı nedir? ülkenin cidd...
AI Özet: yazar, rammstein'ı yıllardır sevdiğini ama till lindemann'ın karanlık imajı yüzünden sürekli yargılandığını anlatıyor. özellikle (bkz: spieluhr) dinlerken bu mevzu kafasına takılmış ve adamın geçmişini araştırmaya karar vermiş. yazarın tespitlerine göre lindemann'ın sözlerindeki o edebi derinlik, şair olan babasından geliyor ama babasıyla arası pek iyi değilmiş. doğu almanya'nın o sert ve disiplinli ortamında, yatılı spor okulunda büyümüş olması, şarkılardaki travmatik havayı açıklıyormuş. adam müziğe de baya geç başlamış, önce yüzücülük falan yapmış sonra 1994'te rammstein'ın solisti olmuş. yazar diyor ki, lindemann'ın dünyasında çocukluk masumiyetten uzak, daha çok korkulu ve yalnız bir yer. (bkz: mutter) ve (bkz: mein herz brennt) gibi şarkılarda bu aidiyetsizlik ve kabus atmosferi çok net hissediliyor, hatta bunu (bkz: lilja 4-ever) filmiyle kıyaslıyor. kliplerdeki o rahatsız edici çocuk figürlerinin de bu karanlık temayla paralel olduğunu belirtiyor. son olarak 2023'teki olaylara değinen yazar, sosyal medyanın linç kültürüyle resmi soruşturma arasındaki uçuruma şaşırıyor. shelby lynn'in iddiaları sonrası internette adamın hemen ağır suçlamalarla damgalandığını ama savcılığın yürüttüğü süreçte durumun anlatıldığı kadar net olmadığını, özellikle reşit olmayanlarla ilgili iddiaların karşılık bulmadığını vurguluyor.
rammstein'i yıllardır çok severek dinlerim. ama garip bir şekilde, özellikle (bkz: till lindemann)'ın imajına yapışan karanlık etiketler yüzünden zaman zaman “bu adamı nasıl dinlersin” tarzında a...
AI Özet: yazar temel gıdadan ayakkabıya kadar her şeyin uçtuğunu, maaşın yetmediği için artık kendine harcama yapamadığını anlatıyor. (bkz: geçim sıkıntısı) durumu özetle; çalışsa bile cebinde para kalmıyor, hayat kalitesi yerlerde sürünüyor.
bir ekmek 17,5 tl olmuş, en kötü 5 litre su 36 tl’ye satılıyor. sebze ve meyve fiyatları ise artık takip edilemeyecek seviyelere ulaştı. geçen gün 30’lu yumurta almak isted...
AI Özet: yazar, gümrük masrafları yüzünden grubun gelemediğini ve durumun (bkz: trajik) olduğunu belirtiyor.
istanbul konserini fahiş gümrük masrafları ve lojistik riskler dolayısıyla iptal eden efsane gr...
AI Özet: yazar diyor ki windows 11'deki optimizasyon mevzusu aslında bildiğimizden çok farklı. microsoft'un derdi sistemi hızlandırmak değil, en düşük kaynakla en fazla veriyi toplamak. yani adamlar optimizasyonu kullanıcı için değil, kendi veri madenciliği faaliyetleri için yapmışlar. bilgisayarı aslında iki kişi kullanıyor; biri siz, diğeri microsoft. (bkz: veri gizliliği) yazarın iddiasına göre öncelik sırası şöyle: önce veri takibi, sonra uyumluluk, en son da kullanıcıyı tamamen kaçırmamak için verilen ufacık bir hafiflik. eğer tepki çekmeselerdi muhtemelen 1tb ram isterlerdi. durumu absürt bir şekilde güncel ekonomi politikalarıyla kıyaslayan yazar, bilinçli yapılan tercihlerle sistemin böyle yönetildiğini savunuyor. ssd'leri yoran güncellemeleri de piyasadaki kalitesiz gıdalara benzetmiş. özetle microsoft'un beceriksiz olmadığını, sadece önceliklerinin bizim konforumuz değil, kendi çıkarları olduğunu belirtiyor. (bkz: microsoft)
optimizasyonu yok değil aslında, windows gayet optimize ama siz tersten bakıyorsunuz. o optimizasyon bizim için değil. beceri değil öncelik meselesi. hem sistemi kısıtlayıp*hem de belirli seviyed...