AI Özet: yazar, yapı kredi'nin şiddet dolu dizilere reklam vermeme olayını (bkz: takdir ettiğim hamle) olarak görüyor. para muslukları kesilince yapımcıların hizaya geleceğini, diğer devler de katılırsa mevzunun renginin değişeceğini söylüyor. kısaca desteklemiş.
karakter kısıtlamasına maruz kalan başlığın tam hâli: "17 nisan 2026 yapı kredi bankasının şiddet içerikli dizilere reklam vermeme kararı"dır.kaynak için tıkyapı kredi bankası, şiddeti nor...
AI Özet: yazar, bim'in bardak tiramisusunun içeriğini görünce şoka girmiş. içindekiler listesi o kadar uzun ve karmaşık ki, yazar bunu (bkz: füzelerin) bile sahip olmadığı bir içerik çeşitliliğine benzetiyor. glukoz şurubundan tut palm yağına, değişik stabilizörlerden emülgatörlere kadar kimya laboratuvarını andıran bir liste var karşımızda. yazarın gözünde bu tatlı artık bir gıdadan ziyade, içinde her türlü katkı maddesinin olduğu bir deney setine dönüşmüş durumda. kısacası arkadaşa göre bu içerik listesiyle insanı marsa göndermek mümkün, tadı güzel olsa bile içeriği tam bir kaos.
görselbim'de satılan tatlı içeriği.tiramisu aromalı sos (su, glukoz şurubu, tam hidrojenize bitkisel yağ (palm çekirdeği yağı), şeker, stabilizörler (sorbitol şurubu, hidroksipropil metil selüloz...
AI Özet: yazar, salih ahzem topal'ın thy'deki hızlı yükselişine değiniyor. kariyer basamaklarını resmen asansörle çıktığını belirterek durumu (bkz: torpil) tadında özetlemiş.
inanılmaz kariyer."özlem zengin'in 1991 abd doğumlu oğlu salih ahzem topal 2013 yılında bilkent üniversitesinden mezun olmuş ve...
AI Özet: yazar türkiye yüzyılına (bkz: sitem) ediyor.
sürekli bizden verilip verilip bize zırnık koklatılmaması tam da türkiye yüzyılını anlatıyor.
...
AI Özet: yazar (bkz: alkol) bitti diyor
güle güle alkol reyonu. güle güle indirimli içkiler.
AI Özet: yazar diyor ki kutlamaları iptal etmek saçmalık, çocukların moral bulması için bu günlere daha çok ihtiyaç var (bkz: umut) güneş elbet doğacak.
sebep? tam tersi, asıl bugünlerde 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı gününün hakkını vermek ...
AI Özet: yazar, fenerin aldığı penaltıların ve rakiplerin kartlarının çok normal olmadığını savunuyor. (bkz: hakem hataları)
gülüyoruz eğleniyoruz da,- bir takımın lehine bu kadar fazla penaltı verilmesi, - rakiplerine b...
AI Özet: yazar, rıza tamer'in hayatını çok hızlı tüketip gittiğini söylüyor. sağlık her şeymiş (bkz: hayat dersi)
hayat ne garip.adam kaç sene sokaklarda yaşadı, bir şarkıyla ünlü oldu, sonrasında medyatik ola...
AI Özet: yazar diyor ki sporu bırakman tembellikten değil, yanlış branşı seçmenden olabilir. sevdiğin şeyi bulursan (bkz: motivasyon) tavan yapar ve spor yapmak artık külfet gelmezmiş.
bir türlü başaramayanlara tavsiye:sen spor yapmayı değil denediğin branşı sevmiyor olabilirsin. gym'e 2 hafta gidip bırakıyorsan bu s...
AI Özet: yazar diyor ki artık yalnızlığa ve mental çöküşe alışmış. aşk meşk işlerinin zorlaştığını, mutluluğun tadının kaçtığını anlatıyor. (bkz: hayatın gerçekleri) tek kurtuluşun da seni anlayan bir eş olduğunu belirtiyor.
-kimsenin umrunda olmayışımız-arkadaş falan hepsi bi yere kadar, herkes kendi gündeminde-tamamen yalnız olduğumuz-her geçen gün mental olarak kırılganlığımızın ...
AI Özet: yazar, yağız kaan erdoğmuş'un satranç dünyasını kasıp kavurduğunu ve 2700 ratinge ulaşmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor. çocuğun karşısına çıkan isimlerin öyle sıradan tipler olmadığını, svidler, mvgl ve topalov gibi devleri (bkz: süper gm) duman ettiğini belirtiyor. özellikle svidler'in meşhur savunmasını 22 hamlede dağıtmasıyla, eski dünya şampiyonu topalov'u kendi oyununda avlamasıyla ilgileniyor. yazarın gözünde yağız, durdurulamaz bir güç gibi rakiplerini duvardan duvara vuruyor. kısacası çocuk daha 14 yaşında olmasına rağmen satranç tarihine geçecek bir performans sergiliyor ve asıl şovun daha yeni başladığını iddia ediyor.
2700'leri göreceği kesindi zaten de, kendisi bile bu kadar hızlı şekilde görebileceğini hayal etmemiştir eminim. masa başında yaptığı şeylerin büyüsünü anlayabilmek için, eser miktarda da olsa sa...
AI Özet: yazar, köy enstitülerini ülkenin karanlıktan çıkışındaki en cesur hamle olarak görüyor. sadece öğretmen yetiştirmekle kalmayıp, muasır medeniyet hedefinin somut bir hayali olduğunu belirtiyor. o dönemde köylerde okul ve öğretmenin neredeyse hiç olmadığı bir ortamda; atatürk, ismail hakkı tonguç ve hasan ali yücel gibi isimlerin vizyonuyla bu sistemin kurulduğunu anlatıyor. yazara göre bu okullar, köylü çocuklarının kendi topraklarında kök salması için tasarlanmış. eğitim modeli ise tam bir (bkz: çok yönlü gelişim) örneği; adamlar sadece ders çalışmıyor, aynı zamanda marangozluktan tarıma, müzikten duvar örmeye kadar her şeyi öğreniyorlar. yani bilgiyle üretimi aynı potada eritmişler. mezun olan öğretmenler köylerine döndüğünde sadece çocuklara ders anlatmıyor, yetişkinlere okuma yazma öğretiyor ve modern tarım teknikleriyle köyün çehresini değiştiriyorlar. bakanlığın gönderdiği alet edevatlarla okul resmen bir teknoloji ve üretim merkezine dönüşmüş. üstelik yanlarında sadece çekiç tornavida değil, karamazov kardeşler'den nutuk'a kadar geniş bir kütüphane taşıyorlar. yazar, zihni işlemekle toprağı işlemenin aynı öneme sahip olduğunu vurguluyor. ancak sonunda üzücü kısma geliyor; tüm bu başarıya rağmen sistemin politik entrikalara ve dönemin şartlarına kurban gittiğini söylüyor.
nüfusunun %80 gibi büyük çoğunluğu köylerde yaşayan bir ülkenin karanlıktan aydınlığa attığı en cesur, en sahici adımlardan biridir köy enstitüleri. bir öğretmen yetiştirme modeli olmakla beraber...
AI Özet: yazar diyor ki adam artık soruları ya duymuyor ya da anlamıyor, tamamen koptuğu bir evreye girmiş. sorularla alakasız cevaplar verip geçiyor, resmen (bkz: kopukluk) yaşıyor. yanındakiler fısıldamadan cevap veremiyor.
bir süredir kendisine sorulan soruları ya duyamıyor, ya da duyup anlayamıyor.-efendim, sayın bahçeli ibb davası canlı yayınlansın dedi. ne düşünüyorsunuz?-t...
AI Özet: yazar, 2005 yılındaki askerlik anılarını anlatıyor. taburda fenerbahçe-beşiktaş maçı izlenecekmiş, ortam tam bir gerilim hattı. yazarla beraber sadece urfalı şeyhmus beşiktaşlı, geri kalan herkes ve özellikle komuta kademesi fenerli. yazar ve şeyhmus, (bkz: piçlik) seviyesini zirveye taşıyıp maç boyunca fenerli komutanları hafiften darlamışlar. komutanlar "başınıza iş alacaksınız" diye uyarmış ama derbi atmosferinde efendilik beklemek saçmaymış, yazar da zaten (bkz: beyaz show) izlemeye gelmediğini belirtiyor. maçın gidişatı bir ara beşiktaş lehineyken sonradan işler karışmış, alex'in golüyle skor 3-3 olmuş. yazar sinirle maçı terk edip aşağı inmiş ama sonra beşiktaş'ın son dakika golüyle ortalık yıkılmış. gazinoda şeyhmus'la beraber yaşadıkları o sevinç, askerde terhis tarihinin öne çekilmesiyle eşdeğer bir mutlulukmuş. fenerli komutanlar yıkılmış ama vicdanları el vermediği için çocuklara bir şey yapmamışlar. sonuç olarak şeyhmus teskeresini almış, yazar da bir ay sonra oradan kurtulmuş. (bkz: unutulmaz maçlar) tadında bir askerlik hikayesi işte.
17 nisan 2005. askerliğin bitmesine bir ay var, o akşam fener beşiktaş maçı izlenecek taburda. uzman çavuşlardan biri kartı getirecek. karşı bölüğün komutanı var, yüzbaşı. o da nöbeti o güne ayar...
AI Özet: yazar, meşhur bir fıkra üzerinden girip aslında hepimizin bir fiyatı olduğunu ama bunun sadece parayla ilgili olmadığını anlatıyor. patronun azarlarına katlanan veya müşteriye yağcılık yapan beyaz yakalıların, fıkradaki kadınla aynı durumda olduğunu savunuyor. yani aslında herkes bir şekilde kendini satıyor (bkz: kapitalizm). ancak buradan kurtulmanın yolu marifetten, yani allahı bilmekten geçiyormuş. yazar diyor ki, eğer rızkının belli olduğuna inanır ve çalıştığı yeri bir okul gibi görürsen, artık paranın kölesi olmazsın. amirine itaat ederken aslında bunu allah için yaptığını düşünerek durumu tersine çevirdiğini, böylece kendi değerini artırdığını iddia ediyor. kısacası niyetini değiştirerek evreni büktüğünü ve kendini fiyatı olan bir meta olmaktan çıkardığını belirtiyor. marifet mertebesi yükseldikçe insanın değerinin arttığını, peygamberlerin de bu yüzden çok kıymetli olduğunu söylüyor.
meşhur bir fıkradır:şık bir partide adamın biri çok güzel bir kadına yaklaşmış ve "hanımefendi size 1 milyon dolar versem, bu gece benimle birlikte olur musunuz?" diye sormuş. kadın gülümsemiş "o...
AI Özet: yazar artık kimin ne dediğini veya ne yaptığını pek takmadığını, genel olarak bir (bkz: aydınlanma) yaşadığını söylüyor. eski dertleri artık yormuş, kimseyle kavga edecek enerjisi kalmamış. olayları büyütmek yerine kendi iç huzuruna odaklandığını, niyetinin temiz olmasıyla ilgilendiğini belirtiyor. kısacası mesafe koyup sessizliğin tadını çıkardığı bir evreye girmiş.
hayatımın öyle bir dönemindeyim ki eskiden takıldığım şeylere şimdi dönüp bakınca bile yoruluyorum, kim ne demiş kim ne yapmış, kim ne düşünmüş artık içimde bir karşılık bulmuyor. ne küsecek kada...
AI Özet: yazar, ülkede son zamanlarda yaşanan okul saldırılarından yola çıkarak genel bir sistem eleştirisi yapıyor. eskiden abd'de olan olaylara bakıp bizde olmaz diye güldüğümüzü ama artık aynı noktaya geldiğimizi belirtiyor. ona göre bunun temel sebebi eğitim kalitesinin yerle bir olması ve gençlerin önündeki gelecek vizyonunun yok edilmesi. (bkz: eğitim sistemi) özellikle dizilerde mafyatik tiplerin lüks hayatlar yaşadığının gösterilmesinin gençlere çok yanlış mesajlar verdiğini, başarının okuldan değil kabadayılıktan geçtiği imajının çizildiğini söylüyor. kendi gençliğiyle kıyasladığında eskiden ya okuyup ya da zanaat öğrenip insan olmayı hedeflediklerini, öğretmenlerin gerçekten saygı gördüğü bir dönem olduğunu hatırlatıyor. şimdilerde ise öğretmenin adeta bir müşteri temsilcisine dönüştüğünü savunuyor. medyanın da bu durumdaki rolüne değinen yazar, haberlerin suçluyu hemen bilgisayar oyunlarına veya hayali komplolara attığını, asıl mesele olan politik tercihlere ve toplumsal çürümeye hiç değinmediklerini anlatıyor. intiharların, cinayetlerin ve şiddetin aslında tamamen siyasi tercihlerle ilgili olduğunu, bunların makro politikaların mikro yan etkileri olduğunu iddia ediyor. kısacası yazar diyor ki, her şeyi oyunlara bağlayıp geçmeyin, bu tablo tamamen sistemin ve siyasetin sonucudur.
bu ülkede ana akım medyanın dangalaklığına bakıp, ülke insanının nasıl davar güder gibi güdüldüğünü görebilirsiniz. iki günde iki tane okul saldırısı gerçekleşti, aynı abd'de olduğu gibi. on yıll...
AI Özet: yazar, sezen aksu'nun 88 albümündeki şarkıların yasaklanma süreçlerine değinerek söze başlıyor. özellikle kavaklar şarkısının sadece ermeni müziği etiketiyle değil, daha çok kürt meselesi ve dönemin siyasi atmosferi yüzünden engellendiğini savunuyor. şarkının sözleri aslında metin altıok'un bingöl'de felsefe öğretmenliği yaptığı dönemde yazdığı bir şiire dayanıyormuş. yazar, şarkının hüzünlü havasının sadece şairin özel hayatındaki ayrılıklar ve depresyonla açıklanamayacağını, işin içinde daha derin ve karanlık bir mevzu olduğunu belirtiyor. şiirdeki beden bütünlüğünün bozulması, kesik eller ve oyulmuş yanaklar gibi imgelerin sadece metafor olmadığını, 80'ler bingöl'ündeki o sert ve baskıcı ortamın, yaşanan zulümlerin ve şiddetin bir yansıması olabileceğini söylüyor. (bkz: metin altıok) üzerinden dönemin siyasi baskılarını, öğrencilere yapılan işkenceleri ve sosyalist kimliği nedeniyle sürgün edilen aydınların yaşadığı dramı anlatıyor. yani yazar diyor ki, bu şarkı sadece bir aşk veya ayrılık acısı değil, aynı zamanda dönemin siyasi trajedilerinin ve (bkz: 12 eylül 1980 darbesi) sonrası yaşananların bir belgesi gibi. sivas katliamı'nda hayatını kaybeden altıok'un cenazesinde de bu parçanın çalınmış olması, şarkının trajik derinliğini daha da artırmış.
demin okuduğum @yunabii'nin sezen aksu 88 albümü hakkındaki entrysinde (bkz: #183200652) bu albümde yer alan (bkz: onno tunç) ve (bkz: ara dinkjian) gibi bestecilerin şarkılarının “ermeni müziği”...
AI Özet: yazar, dizilerdeki ağır mevzuları görmezden gelip animeye sallayanlara gıcık olmuş. (bkz: genelleyici olmak) animeye dokunmayın diyor kısaca.
ulan bu ülkede tecavüz dizisi çekip karakteri tecavüzcüsü ile evlendirdiler. sen ne anlatıyorsun? gündüz ku...
AI Özet: yazar, tuncay sonel ve oğlunun bir cinayeti örtbas etmek için nüfuzlarını kullandığını iddia ediyor. delilleri karartmaya çalıştıklarını söyleyerek sert tepki gösteriyor ve adaletin yerini bulmasını istiyor. (bkz: adalet arayışı)
sapık, cani, katil oğlun yanına geldibir tane kızı kafasından silahla vurdum, öldürdümkoruman gömsünsen de delilleri yok et dedisen de utanmadın, allah'tan korkmadındevletin p...
AI Özet: yazar, 90'lı yılların ortasında, 5 nisan kararları sonrası yaşanan yüksek enflasyon döneminde vakıflar erkek öğrenci yurdu'nda yaşadıklarını anlatıyor. o dönemde yaklaşık seksen öğrenciyle birlikte çaresizliğin en ağır halini tecrübe ettiklerini belirtiyor. erzak sıkıntısı yüzünden ilk başlarda zeytin, peynir ve ekmekle idare ederken, zamanla peynirin masalardan kaybolduğunu, sadece zeytin kaldığını ve çayların bile yarım doldurulduğunu ifade ediyor. demir bardaklarda içilen çayın, içlerini değil yokluğu ısıttığını dile getiriyor.
bir sabah uyandıklarında yemekhanede mercimek çorbası olduğunu, sonrasında her sabah mercimek, öğlen şehriye çorbası ve akşam yine aynı yemeğin çıktığını söylüyor. açlığın garip bir tarafı olarak, bir süre sonra "akşam ne yiyeceğiz" diye düşünmemeyi, çünkü cevabı bilmeyi ve seçenek olmamasını gösteriyor. hafta sonları ilçe jandarmasının bir öğün yemek göndermesinin onlar için bayram gibi olduğunu, nadiren de olsa ilçenin varlıklı kişilerinden birinin tavuk yolladığında, o kokunun peşinden yemekhaneye gidip sadece izlemenin içlerini daha çok acıttığını anlatıyor.
ekmeklerin başta günlük geldiğini, sonra bir, iki günlük olduğunu, bir ekmeğin ortadan kırıldığını görmek, kırıntılara bakıp payına düşeni beklemek ve o sert ekmeği parmaklarla ıslatıp fırında ısıttıktan sonra yemenin, aç kalmadan ekmeğin değerini anlamadığını belirtiyor. parası olan birkaç kişinin bakkaldan ekmek arası salam yaptırdığını, bunun kendilerine başka bir dünyanın yemeği gibi göründüğünü, kokusunun bile farklı geldiğini ifade ediyor.
günler geçip mart ve nisan aylarına gelindiğinde aynı sofralar, aynı çorbalar ve aynı çaresizliğin devam ettiğini söylüyor. sonra bir gün, kapı önünden gelen bir sesle bahçeye indiklerinde kırmızı kafalı bir bedford kamyon ve arkasında bir ıveco 50nc geldiğini belirtiyor. kamyonların içlerinin peynir, bal, reçel, tahin, pekmez, soğuk kasadan indirilen dana butları ve bütün koyunlarla dolu olduğunu görünce gözlerinin inanamadığını dile getiriyor. o an kimsenin konuşmadığını, sonrasında sevinç kahkahaları ve ağızlarında oluşan gülümsemelerle yokluğun ardından gelen devasa bir mutluluğu yaşadıklarını anlatıyor.
15-20 çocukla bir saat içinde iki kamyonu boşalttıklarını, ancak aslında sadece kamyonları değil, içlerinde biriken ağır sessizliği, çaresizliği ve unutulmuşluk hissini de biraz olsun indirdiklerini ifade ediyor. bu yaşına geldiğinde bazen en çok o anki mutluluğu özlediğini ekliyor.
90’lı yılların ortasıydı… (bkz: 5 nisan kararları) sonrası, enflasyon %149. sanki hayat bir anda sesini kısmıştı. biz ise, vakıflar genel müdürlüğü’ne bağlı vakıflar erkek öğrenci yurdunda çaresi...
AI Özet: yazar, eskiden hem okulda hem evde dayak yedik ama sapasağlam çıktık diyor. şimdiki sistemin çok yumuşak olduğunu ve (bkz: sınıf tekrarı) gibi caydırıcıların kalkmasıyla eğitimin kalitesinin düştüğünü savunuyor.
bizim zamanımızda okulda öğretmenden dayak yerdik. eve gelip "anne, baba öğretmen bizi dövdü" de diyemezdik. zira "ulan it oğlu it kim bilir ne halt halt ...
AI Özet: yazar, piyasadaki tüm o motivasyon cümlelerinin ve başarı hikayelerinin aslında şanslı azınlığın uydurması olduğunu söylüyor. sartre gibi isimlerin pes etme mevzularındaki yaklaşımlarını (bkz: yaşam koçluğu) tadında buluyor. ona göre gerçek kaybedenlerin enerjisi zaten bitmiş, onlara tekrar savaş diyorsun ama nereye savaşacaklar? çözüm olarak kıyaslamayı bırakmayı öneriyor. eğer her şeye rağmen kaybediyorsan, başkalarının kazanmasına yardımcı oluyorsun demektir. ya vazgeç ya da yön değiştir diyor. özetle, güçlülerin tesellileri gerçek mağlubiyetle çalışmıyor.
kazananlara kıyasla düşülen durum.hakkında bir sürü aforizma var ama hepsi aynı model.kendi alanında tarihe geçmiş, zeki, başarılı ve şanslı insanlar "pes etmen guzum" mealli laflar etmiş; en ger...
AI Özet: yazar hayatın genelinde geç kaldığını, sevgiyi göstermekten hayallere kadar her konuda treni kaçırdığını söylüyor. (bkz: hayatı ıskalamak) üzücü valla.
bazı şeylere geç kaldık sözlük...mesela:sevgimizi orantılı gösterme konusunda geç kaldık...bazı sevdikler...
AI Özet: yazar, köfteci yusuf'un uludağ'a gelerek fiyatları (bkz: piyasa dengesi) adına düzelttiğini söylüyor.
sizce neden bu sezon "uludağ'da sucuk ekmek 50 bin lira, çay 10 bin lira oldu" haberleri çıkmad...
AI Özet: yazar, discord yasaklamasının hiçbir işe yaramadığını, sadece vpn kullanmayı bilmeyenlerin elendiğini söylüyor. suçluların zaten bir yolunu bulup gizli kanallarda takılmaya devam ettiğini, internetteki pisliğin sadece araç değiştirdiğini belirtiyor. (bkz: yasaklama kültürü) üzerinden durumu eleştirip, suçluyu takip etmek yerine uygulamayı kapatmanın çözüm olmadığını savunuyor. devletin veri talebi bahanesini de pek yememiş; asıl meselenin ne olduğunu ve neyin reddedildiğini sorguluyor. kısacası yazar diyor ki, teknik detaylara girmeden şunu anlayın; bu işler böyle yürümez, çözüm yasaklamak değil.
discord türkiye'de yasaklandı. uzun bir süredir de kapalı. fakat vpn açıp herkes kullanıyor. bu uygulamayı yasaklamak ne işe yaradı ? kimin işime yaradı ? uygulamayı yasaklamak bir miktar yeni ku...
AI Özet: yazar, uğur mumcu'dan alıntı yaparak korkuyla susan toplumların akıl ve özgürlüğü kaybettiğini söylüyor. (bkz: gerçekler) tam bir durum tespiti.
“bir toplumda düşünce, korkunun gölgesine sığınıyorsa; orada hakikat değil, sadece tekrar vardır.sorgula...
AI Özet: yazar fitness olayını sadece ağırlık kaldırmak değil, vücudun motor kaputunu açıp içeriye bakmak olarak tanımlıyor. çoğu insanın dış görünüşe, yani arabanın cilasına odaklandığını ama motor yağının eksik olduğunu fark etmediğini söylüyor. (bkz: dış görünüş takıntısı) yazara göre kan tahlili yaptırmak, arabadaki check engine ışığına bakmak gibi bir şey. testosteron düşükse veya kortizol tavan yapmışsa, ne kadar spor yaparsan yap bir noktada tıkanırsın diyor.
yazarın listesine göre hemogram kanın genel fotoğrafı, yani egzoz dumanı gibi. testosteron grubu ise doğrudan beygir gücü; bunlar düşükse gaz basmakla bir yere varamazsın diyor. prolaktin ve estradiolle ilgili kısmı ise el freni çekilmiş gibi hissetmek veya eklemlerin ses yapması şeklinde özetlemiş. kortizolü mesai bağımlısı birine benzetmiş, sürekli yüksekse içeride yıkım başlattığını belirtiyor. igf-1 ve dhea-s ise sabahları resetlenmiş gibi uyanmanı sağlayan gençlik enerjisiymiş. alt, ast ve kreatinin gibi değerleri karaciğer ve böbreğin sesi olarak tanımlarken, crp'yi içerideki yangın alarmına benzetiyor. sodyum, potasyum ve magnezyum üçlüsünü ise vücudun elektrik hattı olarak görüyor. kısacası yazar, (bkz: körü körüne spor yapmak) yerine önce biyokimyasal değerlerini kontrol ettirmen gerektiğini savunuyor.
--- spoiler ---gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır--- spoiler ---halit ziya uşaklıgil'in ölümsüz eseri fitness dediğiniz şey, salona gidip demiri yukarı aşağı taşıma sanatı değil; kendi motor kapu...
AI Özet: yazar diyor ki avrupa yakası'nın ilk üç sezonu türk komedisinin zirvesiyken, son üç sezonu tam bir fiyasko. gülse birsel'in zamanla hedef kitleyi ab grubundan totale çektiğini, bu yüzden dizinin tadının kaçtığını savunuyor. yazara göre dizi aslında iki ayrı evrenden oluşuyormuş; biri sütçüoğlu apartmanı, diğeri ise dergi ofisi. (bkz: orta oyunu) tadındaki bu kurguda volkan ve şesu gibi sabit karakterlerin etrafında dönen çatışmalar varmış. üçüncü sezon sonunda volkan ve şesu gidince, yazar gülse birsel'in benzer özelliklerde yeni karakterler getirerek güvenli alanda kalmasını mantıklı bulmuş; çünkü oyuncu değiştirme hatasına düşmemiş. ama asıl mevzu burhan altıntop'ta kopuyormuş. yazar, burhan'ın ilk başta makul sınırlarda olan bir karakter olduğunu ama popülerleşince gülse birsel'in gaza bastığını belirtiyor. burhan'ın aşırı sivrilmesinin, aslında sonraki projelerin başarısızlığının da fitilini ateşlediğini iddia ediyor. yani özetle, burhan karakteri üzerinden kolaya kaçıldığını ve dizinin o eski kaliteli dokusunun yerini popülist bir komediye bıraktığını söylüyor. (bkz: burhan altıntop) etkisiyle dizi bir noktadan sonra kendi dengesini yitirmiş.
zannımca ilk üç sezonu türk komedi kulvarının zirvesinde yer alır, fakat son üç sezonu da bir o kadar koftidir ki bunu pek çok kimse içten içe bilse de pek itiraf edemez.gülse birsel'in sezonlar ...
AI Özet: yazar, anneannesinin evini dış dünyadan kopuk, huzurlu bir sığınak olarak tanımlıyor. orada tokluk kavramının hiçbir geçerliliği olmadığını, ne kadar itiraz etse de sofranın her zaman dolu olduğunu anlatıyor. ailesiyle arası bozulduğunda ise anneannesinin adeta bir (bkz: barış gücü) gibi devreye girip onu koruduğunu belirtiyor. özellikle o meşhur kalın hırkasını ve namaz kılarken yaptığı küçük yaramazlıklara karşı gösterdiği o tatlı, sessiz tepkileri özlemle hatırlıyor. sonunda ise kaybın verdiği o ağır boşluğa değiniyor; gidenlerin ardından kalanların nasıl darmadağın olduğunu ve hatıraların insanı nasıl hüzne boğduğunu dertli bir şekilde ifade ediyor.
anneannemin evi, dünyanın geri kalanıyla tüm diplomatik ilişkilerini kesmiş özerk ve korunaklı bir bölgeydi sanki. telaş ve gürültüyü eşikte bırakıp eve girerdim. tokluk kavramı onun sınırları iç...
AI Özet: yazar, adana'nın melekgirmez tarafındaki o efsane toptancı dükkanından bahsediyor. burası eskiden bakkallara taso, kart, topaç falan dağıtan bir merkezmiş, hala da açık olması yazarın nostalji damarını çatlatıyor. futbolla arası pek olmamasına rağmen çocukken futbolcu kartlarına bayıldığını, bakkaldaki küçük paketlerin yetmediği noktada bu dükkanı keşfedip koca kutularla kart satın aldığını anlatıyor. (bkz: çocukluk travmaları) ama asıl olay süper kahraman kartlarmış; marvel ve dc dünyasını kartlarla yaşamanın şimdiki çocukların izlediği filmlerden çok daha keyifli olduğunu savunuyor. arkadaşını ayartıp ona da kart aldırdığı detaylar ise tam bir mahalle çocuğu hareketi. ayrıca trumps kartların gazete ekleri ile market versiyonları arasındaki kalite farkına kadar girmiş, bayağı detaycı bir yaklaşımı var. dağlıoğlu'ndaki bir büfede cipslerden bağımsız satılan tasoları görüp oraya ulaşmak için kilometrelerce yol tepmesi, çocukluk sermayesini buraya yatırması tam bir tutku örneği. yazar, adana'nın sıcağında tapa ve gülle oynarken biraz (bkz: suça sürüklenen çocuklar) modunda takıldığını ama kart ve tasolarla daha efendi bir profil çizdiğini söylüyor. gizerler'den aldığı dergilerle ve toysrus maceralarıyla konuyu iyice dağıtsa da sonunda dönüp dolaşıp o dükkana bağlanıyor; içindeki çocuğu yaşatmak isteyenlere orayı şiddetle tavsiye ediyor.
melekgirmez'de 80'lerin, 90'ların, 2000'lerin çocuklarının oynadığı şeyleri satan toptancı bir dükkan var. eskiden adana'da bakkallarda satılan kart,taso,topaçların herhalde distribütörü gibi bir...
AI Özet: yazar öncelikle sosyalist olmadığını belirterek söze giriyor, yani mevzuya tamamen tarafsız bir yerden yaklaşıyor. genel olarak sosyalizm karşıtlarının kullandığı argümanların çok sığ ve tutarsız olduğunu düşünüyor. özellikle marx'ın özel hayatındaki hataları veya kişisel kusurları üzerinden teorilerini çürütmeye çalışanlara (bkz: ad hominem) bayağına gıcık olmuş. adamın hovardalığının veya tembelliğinin yazdığı teorilerle ne alakası olduğunu sorguluyor, yani kişiliğe değil fikre odaklanmak gerektiğini savunuyor. bir de şu meşhur insan doğası meselesi var; sosyalizmin insan doğasına aykırı olduğunu söyleyenlerin aslında kapitalizmin vahşetini görmezden geldiğini belirtiyor. yazar diyor ki, eğer insan doğası gerçekten bu kadar bencil ve hırslıysa, bu tip insanları birbirini ezip geçeceği bir kapitalist düzene hapsetmek daha da saçma. kapitalizmi kölelerin özgürlük masallarıyla uyutulduğu bir sistem olarak tanımlıyor. kısacası liseli liberal seviyesindeki argümanların can sıkıcılığından dert yanıyor.
bu yazıcağım yazı sosyalizm savunucu bir yazı olmayacak öncelikle onu belirteyim. öncelikle şunu belirtmek istiyorum; şu debeye giren entryler gibi binlerce insandan aynı şekil sosyalizm karşıtı ...
AI Özet: yazar, abd'deki bilim ve mühendislik işlerinin sadece göçmenlerin elinde olduğu iddiasıyla dalga geçiyor. lockheed martin veya spacex gibi kritik yerlerde güvenlik nedeniyle zaten sadece yerlilerin çalıştığını hatırlatıp, göçmenlerin başarısının aslında abd eğitim sisteminden kaynaklandığını belirtiyor. durumu (bkz: real madrid) örneğiyle açıklayıp, yetenekli insanların oraya akın etmesinin sebebinin sistemin başarısı olduğunu söylüyor. avrupa'daki göçmen oranının daha yüksek olduğunu ekleyip linkedin'e bakmaya davet ediyor.
bu ülkedeki bilim insanı ve mühendislerin hepsinin hintli ve arap olduğu, beyaz amerikalıların sadece boş işlerde çalıştığı yalanını kim attıysa tebrik ediyorum, acaba bundan onların da haberi va...
AI Özet: yazar hughie'nin ahlak bekçiliğinden ve kasıntı hallerinden iyice bıkmış, hatta (bkz: hughie) için pek hayırlı temennileri yok. homelander'ın iyice şizofrenik takıldığını, soldier boy'un ise tam bir alfa olduğunu düşünüyor. frenchie'nin geçmişi sonrası karakterden soğumuş, hughie ile beraber diziden uçsunlar istiyor.
- spoiler -hughie denen misyoner orospu evladı, millete vaaz vermeyi bırak rahip misin piskopos musun senin ben o uyuz kasıntı tavırlarını sikeyim, bir an geberdin sandım da sevindim yeter artık ...
AI Özet: yazar favori şarkısını hala bayılarak dinlediğini belirtiyor (bkz: esmer kadın)
aklım karıştıbence budur. ilk çıktığında günde 20 kereden az dinlemiyordum. hâlâ aynı lezzeti a...
AI Özet: yazar (bkz:feridun düzağaç) ile dertleşiyor
20 yılı aşkın süredir hala her üzüntüde, her hayal kırıklığında ilk sığınak. düştüm yine...
AI Özet: yazar, arjantin ekonomisinin halini izlerken delirmiş durumda. milei'ye oy verip sonra kirasını ödeyemeyen ama hala sağcı takılan tiplere (bkz: safdillik) diye sallıyor. sosyal güvenlikten faydalanıp sistemi eleştirenlerin çelişkisine gülüyor, bayağı dertli.
ekonomik olarak ucmaya devam ediyor. bir baska insanlik dusmani yaratiktan devam edelim. "milei'ye oy verdim artik kirami odeyemiyorum ama yine de sola oy vermem. firsatini bulursam ulkeyi terk...
AI Özet: yazar eski dizelerin samimiyetine ve ailece izleme kültürüne özlem duyuyor. yedi numara, avrupa yakası gibi yapımların insani değerleri ön plana çıkardığını, şimdiki dizilerin ise gerçeklikten uzak olduğunu savunuyor. (bkz: eski günlerin tadı başka)
yedi numara, yarım elma, sıdıka, avrupa yakası, çocuklar duymasın... daha da eskiye gidersek bizimkiler, perihan abla ve benzeri bu diziler; arkadaşlık, kardeşlik, komşuluk, dostluk, aile, birlik...
AI Özet: yazar, zaten erişime kapalı olan discord'u hala yasaklayalım diyenlere şaşırıyor, (bkz: yasakçı zihniyet) diye sallıyor.
yasaklanmalı diyenlere hayret ediyorum. hangi ülkede yaşıyorsunuz? discord uygulamasına 9 ekim ...
AI Özet: yazar, haberlerden uzaklaşmaya çalışırken tesadüfen karşılaştığı bir taziye ziyareti görüntüsüne takılmış. olay şu; bilal erdoğan, adalet bakanı akın gürlek'in elini sıkmıyor. yazar diyor ki el sıkışmaması bir yana, bakanın oradaki hali gerçekten trajikomik. adam resmen ne yapacağını şaşırmış; bir ara oturacak gibi oluyor sonra geri kalkıyor, ellerini nereye koyacağını bilemiyor. üstelik bakan, bir vakıf başkanına sanki onun asistanıymış gibi aileyi tanıtma gayreti içinde. yazar burada (bkz: devlet adabı) mevzusuna giriyor; bir bakanın, resmi bir görevi olmayan birine karşı böyle ezik ve kararsız durması devletin saygınlığını zedeliyor diyor. ek olarak nevzat çiçek'in haber yalan diye tweet atmasıyla mevzu daha da karışmış ama yazarın derdi haberin doğruluğundan ziyade, kurumların içinin boşalması. yani bir adalet bakanı, cumhurbaşkanının oğlunun yanında ayakta mı dursun yoksa otursun mu karar veremiyorsa, burada ciddi bir sistem sorunu vardır diye belirtiyor. özetle yazar, devlet makamlarının ağırlığının kaybolmasından ve hiyerarşinin şahıslara göre şekillenmesinden dolayı oldukça dertli. (bkz: trajikomik durumlar)
3-4 haftadır türkiye ile ilgili haberlere bakmamaya çalışıyorum. sürekli aynı keyifsiz haberlere aynı tepkileri vermekten sıkıldım. dönüp dolaşıp aynı şeyleri yazıyoruz. hazır savaş ortamı, okuya...
AI Özet: yazar, matbaanın osmanlıya geç gelmesiyle ilgili klasik "yobazlar istemedi" veya "hattat lobisi engelledi" klişelerinin tamamen masal olmadığını ama tek sebebin de bu olmadığını savunuyor. ona göre bu etkenlerin payı var ama asıl mesele talep ve teknik zorluklar. zaten matbaa osmanlı topraklarında hiç yok değilmiş; yahudiler, ermeniler ve rumlar kendi aralarında çoktan kurmuşlar. ancak bunlar sadece kendi dini ihtiyaçları için sınırlı kalmış, yani genel bir bilgi yayma amacı gütmemişler. (bkz: azınlık matbaaları)
yazarın dikkat çektiği en önemli nokta teknik mevzular. arap alfabesinin bitişik yapısı, harflerin konumuna göre değişmesi ve ligatürler yüzünden latin alfabesine göre dizgi yapmak çok daha maliyetli ve zahmetliymiş. yani olay sadece kafa yapısı değil, resmen üretim zorluğuymuş. ayrıca el yazmasının estetiği, kaba matbaa baskısına tercih edilmiş.
bir de karşılaştırmalı bir analiz yapıyor; osmanlı'nın hristiyan bölgeleriyle müslüman bölgeleri arasında uçurum olmadığını, asıl farkın batı avrupa ile olduğunu söylüyor. orada rönesans, hümanizm, yükselen burjuvazi ve üniversiteler ciddi bir kitap talebi yaratmış. şehir devletleri arasındaki rekabet ve ekonomik dinamizm matbaayı beslemiş. yazar özetle, matbaanın gelmemesini sadece dini bir baskıya bağlamanın çok indirgemeci olduğunu, işin içinde ciddi bir ekonomi-politik ve teknik süreç olduğunu belirtiyor.
#183195040 debe’ye giren yapay zeka elinden çıktığı kullandığı ifadelerden %100 olarak anlaşılan entry’e ithafen iki çift laf etmek istiyorum.öncelikle "hattat lobisi direndi" veya "yobazlar iste...
AI Özet: yazar, macaristan'ın 12 nisan 2026'da yaptığı seçimle resmen şahlandığını söylüyor. 16 yıl boyunca her yeri kendi arka bahçesine çeviren o baskıcı yapının, halkın %54'lük iradesiyle nasıl (bkz: kağıttan kaplan) olduğunu anlatmış. liyakatin sadakate kurban edildiği karanlık dönemin kapandığını, avrupa savcılığı hamlesiyle de hesap sorma vaktinin geldiğini belirtiyor. meclisteki dönem sınırına getirilmesiyle siyasetin tekrar görev bilincine döndüğünü savunuyor. kısaca macarların bu başarısının, gitmez diyen tüm dünyadaki benzerleri için (bkz: ibretlik) bir ders olduğunu vurguluyor.
12 nisan 2026'da sandıktan çıkan sonuçla beraber üzerine yapışan ölü toprağını bir gecede atan ülke. 16 yıl boyunca bizden başka seçenek yok diyen, medyadan yargıya kadar her kurumu kendi arka ba...
AI Özet: yazar, sabrina carpenter'ın zılgıta tepki göstermesini sonuna kadar savunuyor. bazı ekşicilerin parasıyla her şeyi yapabileceğini sanıp kıza striptizciymiş gibi davranmasını saçma buluyor. zılgıt sesinin zaten (bkz: tırnak gıcırtısı) gibi rahatsız edici olduğunu, hatta kızılderililerin bile moral bozmak için kullandığını iddia ediyor. kısaca diyor ki; kimse sahnedeki sanatçının mentalini bozmasın, herkes kültürünü kendi evinde yaşasın, sabrina'yı darlamayı bırakın.
"millet parasını vermiş istediğini yapar" mantalitesiyle kendisine striptizci muamelesi yapan ve üstüne hadsizlik ve saygısızlık kavramlarını cümle içinde kullanabilen ekşicilere dert olmuş olayd...
AI Özet: yazar üniversite yıllarında bayıldığı markanın şu anki haline şaşırıyor. zorlu center'da yediği burgerin ekmeği, mantarı ve eti tam bir fiyasko çıkmış. kaliteyle ilgili (bkz: büyük çöküş) yaşadığı bu hayal kırıklığına rağmen durumu enflasyona bağlamış ama çok üzülmüş.
üniversite yıllarımda bu markadan ilk defa yediğim zaman "meğer şimdiye kadar hiç gerçek burger yememişim" diye düşünmüştüm. geçen hafta aradan belki de 10 yıl geçtikten sonra tekrar bir deney...
AI Özet: yazar, eski bombalı saldırılarda çöp varillerinin kaldırılmasını hatırlatıp devletin sorunları çözmek yerine (bkz: sığ) yöntemlere odaklandığını, telegram'ı da kapatabileceğini söylüyor.
90'ları yaşayanlar bilir istanbul'da bir bombalı saldırı olduktan sonra çöp varilleri falan kaldırılırdı. güvenlik önlemi olarak görülü...
AI Özet: yazar, insanların başkalarının acılarına duyduğu o garip merakı masaya yatırıyor. sanat eserlerindeki vahşetle gerçek hayattaki dehşeti kıyaslarken, aslında hepimizin biraz (bkz: röntgenci) olduğunu iddia ediyor. mesela eski resimlerdeki işkence sahnelerine bakmakla, savaşta yüzü dağılmış bir askerin fotoğrafına bakmak arasında uçurum olduğunu söylüyor. resimde sanatçının tekniğine odaklanıp bir yandan ürperebiliyoruz ama gerçek bir fotoğraf karşısında hissettiğimiz şey sadece şok değil, aynı zamanda derin bir utanç. yazara göre eğer o acıyı dindirecek konumda bir doktor değilsen veya ciddi bir ders çıkarmaya çalışmıyorsan, o görüntüye bakmak aslında bir nevi dikizcilik. mevzu burada bitmiyor, yazar ırkçılığın zirve yaptığı dönemlerde çekilen linç fotoğraflarına geçiyor. bu fotoğrafların sadece vahşeti değil, aynı zamanda bunu belgeleyenlerin, hatta kartpostala dönüştürenlerin utanmazlığını da gösterdiğini belirtiyor. katillerin cesetlerin yanında sırıttığı o karelerin, insanın içindeki karanlığı ve alçaklığı en çıplak haliyle ortaya koyduğunu savunuyor. özetle yazar, acının seyirlik bir malzemeye dönüştürülmesinin yarattığı o ahlaki boşluğu ve izleyicinin konumundaki rahatsız edici paradoksu anlatıyor.
--- spoiler ---- hristiyan ve pagan mesellerine dayanan sanat eserlerindeki vahşet görüntülerinden bahseden kısımdan: "anlaşılan o ki, acı çeken bedenleri gösteren resimlere karşı duyulan iştahlı...
AI Özet: yazar dizinin hikayesini ıhlamurlar altında'ya benzetmiş ama karakter gelişimini çok sığ bulmuş. yusuf'un dila'yı çok hızlı tavlamasını saçma buluyor, (bkz: poyraz karayel) gibi kaliteli örneklerle kıyaslayıp oyuncunun karizmasını yetersiz buluyor. dizinin ömrü kısa der.
dizinin hikayesi tanıdık, en azından ben ıhlamurlar altında'nın hikayesine benzettim. ama çok temel bir hata yapılmış. orada yılmaz karakteri filiz'e yanaştığında aralarında bir çatışma vardı ve ...
AI Özet: yazar, karamazov kardeşler'i bitirmek üzere olduğunu ve okuduğu en zorlu, en derin kitap olduğunu belirtiyor. bir kez okumanın yetersiz olduğunu, en az iki kez okunması gerektiğini düşünüyor. basit bir baba ve üç oğul hikayesi olmadığını, olay kurgusunun ve felsefesinin çok katmanlı olduğunu ifade ediyor. din konusuna geniş yer verildiğini, "büyük engizisyoncu" gibi bölümlerin başlı başına dini felsefe içerdiğini belirtiyor. kitapta aşk üçgenleri ve dörtgenleri olduğunu, cinayet soruşturması kısmının esere polisiye bir hava kattığını ama sıradan polisiyeden farklı olarak vicdan gibi konuları da sorguladığını ekliyor. çocuk ve ergen psikolojisine de değinildiğini söylüyor. (bkz: dostoyevski'nin başyapıtı)
kitabın sonlarına geldim.şunu söyleyebilirim ki: şu ana kadar okuduğum en zor ve en derin kitaptı.bence bu kitabı bir kere okumak yetersizdir, en az iki kere okunmalı.öyle basit bir baba ve üç oğ...
AI Özet: yazar, yıllardır okul kapılarında bekleyen bir anne olarak yaşadığı çaresizliği anlatıyor. okul önündeki güvenlik önlemlerinin çocukları örselediğini, özellikle kaynaştırma öğrencilerinin bu durumdan nasıl etkilendiğini belirtiyor. öğretmenlerin uyarılarının dikkate alınmadığını söyleyerek (bkz: liyakat) eksikliğine değiniyor. devletin çözüm üretmek yerine bekçilerle güvenlik sağlamasını eleştiriyor. çocukların psikolojisi için pedagog ve gerçek çözümler bekliyor.
son 14 yıldır istisnasız her gün okul önüne giden bir anneyim. depremi, pandemisi bir çok toplumsal olayı gün gün yaşadım, okul kapısında. bu gün karşılaştığım manzaranın tarifi yok. içimi acıtan...