AI Özet: yazar, haberlerin kafaya göre uydurulduğunu iddia ediyor. ona göre destek oranları gerçek verilerle değil, tamamen stratejik ve rastgele seçilen rakamlarla belirleniyor. (bkz: manipülasyon) diyebiliriz; yani rakamlar sadece algı yönetmek için sallanıyor, olay tamamen kurgu.
-efendim, haberleri nasıl servis edelim, chp tabanında kılıçdaroğlu'na destek kaç yazalım?yüzde 90 diyelim mi?-olmaz, çok düz olmuş. önce bir küsuratlı olsun. sonra, 90 da biraz fazla artık. adam...
AI Özet: yazar, trt'nin 4k yayın yapmamasını tabii üzerinden para koparma isteğine bağlıyor. vergi verip düşük kalite izlemeyi eleştirenin (bkz: dertli) ilan edildiği bir ortamda durumlar karışık diyor.
büyük ihtimalle, 4k maç yayınlarının tabii platformu üzerinden paralı olarak yayınlanacağındandır. sen istiyor 4k, verecek 100 tele daha.ayrıca...
AI Özet: yazar, bruce wayne'in alfred'i malikaneden kovması üzerine çok detaylı bir maliyet analizi yapmış. olay şu; alfred, rachel'ın mektubunu sakladığı ortaya çıkınca bruce tarafından kapı dışarı ediliyor. yazar da diyor ki, adamcağız bunca yıl hizmet etti, bari kıdem tazminatını hesaplayalım. 2012 yılındaki piyasa verilerini baz alarak alfred'in pozisyonunu üst düzey mülk yöneticisi olarak tanımlıyor ve aylık net 20 bin dolar maaş aldığını varsayıyor. vergilerle beraber brüt maaşı aylık 32 bin doların üzerine çıkıyor. (bkz: matematik profesörü) yazarın hesaplarına göre, 40 yıllık hizmetin karşılığı olan kıdem tazminatı 1.3 milyon dolar civarı tutuyor. ama asıl bomba fazla mesai kısmında patlıyor. adam 7/24 yatılı çalıştığı için haftalık 40 saat fazla mesai yaptığı kabul edilirse, 40 yıllık birikmiş fazla mesai ücreti tam 23.4 milyon dolara ulaşıyor. buna bir de kullanmadığı yıllık izinlerin parası eklenince rakam iyice uçuyor. sonuç olarak yazar, alfred'in sadece bir uşak değil, aslında bruce wayne'in üzerinde ciddi bir finansal yük olan bir çalışan olduğunu kanıtlamış oluyor. bruce bey'e "zenginlik sadece para değil, aynı zamanda doğru bordro yönetimidir" dersi verilmiş resmen.
biliyorsunuz ki bruce wayne, alfred'in rachel'ın yazdığı mektubu kendisinden sakladığını the dark knight rises (kara şövalye yükseliyor, 2012) filminde öğreniyor.bane'in şehri tehdit ettiği ve br...
AI Özet: yazar, dünya kupasının daha başlamadan siyasi mevzulara kurban gittiğini söylüyor. özellikle vize krizleri ve fifa'nın çifte standartları canını sıkmış. (bkz: adaletsizlik) abd ve fifa'nın tutumlarını oldukça sorunlu buluyor.
daha başlamadan aptal saptal bir şeye evrildi. soykırımcı israil'i eleştirmiş ya da filistin'i desteklemiş sporculara vize bile verilmiyor (lamine yamal'a vize verilmemesi konuş...
AI Özet: yazar diyor ki mevzu sadece erdoğan veya bildiğimiz siyasetçiler değil, olay çok daha derin. kurultaylar, kasetler, masa yıkmalar ve garip adaylık süreçleri aslında büyük bir planın parçaları. kılıçdaroğlu'ndan bahçeli'ye kadar herkesin bir şekilde bu çarkın içinde olduğunu, hatta bazılarının piyon olarak kullanıldığını savunuyor. (bkz: büyük resim) olayların arkasında abd ve israil'in 30 yılı aşkın süredir yürüttüğü bir dizayn olduğunu iddia ediyor. yani mesele sadece bir hükümet değişikliği değil, bildiğin bağımsızlık savaşıymış. demokrasiyi baltalayıp bizi eski osmanlı günlerine döndürmeye çalıştıklarını, her şeyin tıkır tıkır planlandığını belirterek durumu özetliyor. (bkz: komplo teorileri)
o kurultaydaki sürpriz kaybetmesi sonrası tutulan ofisler altına çekilen makam arabaları, 15 yıl önce eline tutuşturulan belgelerle parlatılması, kasetle chp başına getirilmesi, bu siyaset dizayn...
AI Özet: yazar, tek çocuk olmanın getirdiği yalnızlık yüzünden çocukken eşyalarla bile dertleştiğini anlatıyor. zamanla azalmış olsa da hala yürüyüşlerde kulaklık takıp (bkz: kamufle olmak) kendiyle tartışmaya devam ediyormuş. kafasındaki soruları çözmek için yaptığı bu eylemin kendisini rahatlattığını ve bu huyunun çocukluktan kaldığını belirtiyor.
eskiden çok sık yaptığım eylem. hala bazen yaparım.tek çocuk olarak büyüdüğüm için genelde hep tek başıma vakit geçirdim. oyun oynarken tek başına karakterleri canlandırırdm. evdeki eşyalarla kon...
AI Özet: yazar, şahsın topluma kazanılamayacağını savunup organlarını bağışlamayı öneriyor. (bkz: vahşet)
tek cozum var.organ bagisi.bu arkadasi topluma falan kazandiramazsin bu artik zihinsel olarak i...
AI Özet: yazar, myk'nın milletvekillerini disipline sevk etme yetkisi olmadığını savunuyor. parti meclisi kararı şart olduğunu belirterek yönetimin (bkz: hukuksuz) hareket ettiğini ve partiyi padişah usulü yönettiklerini iddia ederek isyan ediyor.
umut akdoğan:“bizi partiden atacaklarmış.ah, ahhh…ne cehalet yahu.biz tbmm üyesiyiz. milletvekillerini myk kararı ile disipline veremezsiniz. parti meclisi kararı gerekir.”tweet...
AI Özet: yazar, nezaketin eziklik değil aksine ciddi bir otokontrol olduğunu söylüyor. kaba sapan tiplerin arasında medeniyetle direnmekmiş olay. (bkz: nezaket)
kabalığın ve yırtıklığın özgüven sanıldığı ortadoğu toplumlarında, nazik, saygılı ve sesini yükseltmeyen insa...
AI Özet: yazar, yargının taraflı olduğunu ve muhaliflere verilen uçuk cezaların (bkz: şaka gibi) trajikomik olduğunu söylüyor.
402 yıl ve 946 yıl hapis istemlerini görünce bağımsız ve tarafsız türk yargısının yine destan y...
AI Özet: yazar, okuduğu en üzücü romanlardan biri olduğunu belirttiği bu kitapta aslında hepimizin düştüğü o meşhur eylemsizlik tuzağını anlatıyor. hikaye, büyük hayallerle bastiani kalesi'ne gelen teğmen drogo üzerinden dönüyor. yazar diyor ki; drogo başta buranın kahramanlıklar peşinde koşulacak bir yer olduğunu sanıyor ama aslında orası unutulmuşların bekleme salonu gibi bir yer. ilk başta dört ay kalıp gideceğim diye kendini kandıran drogo, zamanla alışkanlığın zehriyle (bkz: konfor alanı) orada çakılı kalıyor. yazarın vurguladığı nokta şu; insan bazen hayatına anlam katacak o büyük olayı beklerken aslında kendi elleriyle inşa ettiği bir hapishaneye giriyor. drogo da yıllarca o beklenen anın gelmesi için umutlanıyor, etrafındakilerin düştüğü hataları görmesine rağmen gözlerini kapatıp beklemeyi seçiyor. sonunda beklediği an geldiğinde ise artık çok geç olduğunu fark ediyor. yazara göre drogo'nun bu trajikomik hali aslında modern insanın özeti. hepimiz kendi kalelerimizde, bizi kurtaracak o büyük mucizeyi beklerken ömrümüzü heba ediyoruz. yazar, kitabın sonunda okuyucuyu kendi hayatıyla yüzleşmek zorunda bıraktığını ve drogo'da aslında hepimizin yansımasını gördüğünü belirtiyor. kısacası (bkz: hayatı kaçırmak) üzerine çok sağlam bir analiz yapmış.
okuduğum en üzücü romanlardan biri olabilir. yazarın anlatımındaki sadelik, verdiği mesajları ve hissettirmek istediği etkiyi daha da çarpıcı bir hale getirmiş. bitirdiğinizde uzun uzun kendi hes...
AI Özet: yazar, yapay zeka ve enerji sektörünün birbirine girdiği bu dönemi anlatırken aslında mevzunun sadece elektrik faturası ödemek olmadığını söylüyor. llm'lerin o devasa işlem gücü ihtiyacı yüzünden teknoloji devlerinin artık sadece kod yazan şirketler değil, bildiğin enerji avcılarına dönüştüğünü belirtiyor. (bkz: hyperscaler) tayfasının, yani microsoft, google ve amazon gibi devlerin, donanımı almakla işin bitmediğini, asıl derdin bu canavarları besleyecek elektriği bulmak olduğunu vurguluyor. yazarın verdiği örnekler bayağı çarpıcı; mesela microsoft'un yapay zeka için eski bir nükleer santrali, three mile island'ı resmen diriltmesi veya amazon'un santral dibinden yer satın alıp elektriği şebekeye hiç uğratmadan çekmesi dikkat çekici. google'ın da karbon hedefleriyle modüler nükleer reaktörlere yöneldiğini ekliyor. yazara göre buradaki asıl bomba olay, devletlerin yıllardır tekeline aldığı enerji şebekesinin bypass edilmesi. devlet bürokrasisiyle 10 yıl beklemek istemeyen big tech şirketleri, kendi enerji hatlarını kurarak kamu şebekesini devre dışı bırakıyor. yani enerji üretimi ve tüketimi artık iki özel şirket arasında dönen bir mevzuya dönüşmüş durumda. yazar, bu durumun devlet tekelini deldiğini ve enerjinin desantralize olduğu yeni bir kapitalist dönemin başladığını savunuyor.
yapay zeka modellerinin, özellikle llm'lerin büyümesiyle ortaya çıkan devasa elektrik ve altyapı ihtiyacının, enerji sektörünü radikal bir şekilde dönüştürmesi ve bu iki devasa endüstrinin tek bi...
AI Özet: yazar, dadaloğlu denince herkesin aklına gelen o meşhur ferman padişahın dizesinin aslında derin bir mevzusu olduğunu anlatıyor. olay şu; 19. yüzyılda avşarlar kendi bildikleri gibi göçer konar halde takılırken, osmanlı devletleşme sancıları çekip herkesi yerleşik hayata geçirmeye çalışmış. (bkz: fırka-i ıslahiye) mevzu sadece vergi veya askerlik değil, devletin kayıt altına alma isteğiymiş. üstüne bir de avşarların alışık olduğu yaylalara başka göçmenler yerleştirilince işler karışmış. yazar diyor ki, yörükler için yayla sadece toprak parçası değil, bildiğin yaşam tarzı ve kimlikmiş. dadaloğlu da bu durumda avşarların sesi olmuş; isyanı, öfkeyi ve yurtlarından koparılma acısını şiirlerle dökmüş. (bkz: maruzat) adam resmen dağların ve özgürlüğün sözcüsü olmuş. ancak yazar burada ilginç bir ters köşe yapıyor ve cem karaca'nın yıllar içindeki fikir değişimine değiniyor. cem karaca önce dadaloğlu'nu yüreklice söylemiş ama sonra sürgün yıllarında durumu daha sosyolojik değerlendirmiş. karaca'ya göre osmanlı aslında modernleşme ve kentleşme adına doğru bir hamle yapmış, avşarlar ise konfor alanlarını bırakmak istemediği için direnmiş. yani yazar, konuyu hem bir direniş destanı hem de sosyolojik bir çatışma olarak önümüze koyuyor.
dadaloğlu denince hepimizin aklına aynı dize gelir.ferman padişahın dağlar bizimdirama o dizenin arkasında koca bir hikaye var. 19. yüzyılın en bilinen halk ozanlarından dadaloğlu, avşarların ses...
AI Özet: yazar, süreyya davulcuoğlu'nun yorumuyla güzel bir türkü önermiş. karadeniz'in hırçınlığı ve ayrılık acısı temalı şarkı sözlerini paylaşarak herkesi dinlemeye davet ediyor. (bkz: süreyya davulcuoğlu) ile kulakların pasını silmek gerektiğini söylüyor.
süreyya davulcuoğlu'nun sesinden dinleyebilirseniz dinlemenizi tavsiye ediyorum.(bkz: süreyya davulcuoğlu)https://www.youtube.com/watch?v=xi9sa3ejg4ggemiye çektik yelkengemiye çektik yelk...
AI Özet: yazar, tarihin tozlu raflarından gerçek yetenekleri çıkarıp önümüze sermiş. koca yusuf'un dünyayı sallayan süperstarlığından, kel aliço'nun kırkpınar'da imkansızı başararak 26 yıl boyunca zirvede kalmasından bahsediyor. (bkz: koca yusuf vs kel aliço) kapışmasının ise tam bir şov olduğunu belirtiyor. ayrıca matrak sporunun babası matrakçı nasuh'u ve okçulukta rüzgarı bile dize getiren mir-i alem ahmed ağa'yı hatırlatıyor. son olarak tozkoparan iskender'in parmak gücüyle nasıl efsaneleştiğini anlatmış. kısaca, bu isimler prime dönemlerinde gelse ortalığı yakarlarmış diyor.
koca yusuf - korkunç türk (the terrible turk) unvanıyla dünyayı sarsan, minder güreşinin ilk küresel süper starlarından biridir. şumnu doğumlu olan yusuf, geleneksel yağlı güreşin ardından avrupa...
AI Özet: yazar, apple fanboylarının genel tavırlarından pek haz etmediğini belirterek söze giriyor ve başka bir entry'deki iddiaları tek tek çürütmeye çalışıyor. özellikle apple'ın gizlilik konusundaki imajına sağlam bir giriş yapıyor; tim cook'un google'dan arama motoru anlaşmasıyla milyarlarca dolar aldığını, yani kapıyı aslında google'a açtıklarını söylüyor. (bkz: apple gizlilik masalı) reklam mevzusuna gelince, insanların hala eski kafa düşünerek "sağlık araması yaptım, reklam geldi" demesine gülüyor. meta ve google gibi devlerin bile hassas sağlık verileri üzerinden reklam yapmasının yasak olduğunu, eğer hala garip reklamlar görüyorsan bunun sebebi girdiğin sitelerdeki çerezleri sorgusuz sualsiz kabul etmendir diyor. yapay zeka kısmında ise bulut modellerin neden daha zeki olduğuyla ilgili teknik bir açıklama yapıyor. mesele milyonlarca kişiyle konuşup tecrübe kazanmak değil, cihazın belleğine sığmayacak kadar devasa parametrelerin veri merkezlerinde çalışmasıymış. modellerin anlık olarak level atlamadığını, eğitim süreçlerinin önceden tamamlandığını vurguluyor. son olarak openai ve anthropic gibi şirketlerin birer reklam ajansı olmadığını, verileri satıp para kazanma modellerinin olmadığını anlatarak, bu şirketleri veri sızdıran yerlerle kıyaslamanın yanlış olduğunu savunuyor.
apple fanboy tokatlamayı sevmem, bunlar genelde tarikatçı gibi bağnaz ve kindar olur, bir entry yüzünden peşine düşer aylarca vır vır kafa ütülerler ama şunu görünce dayanamadım.(bkz: #184292605)...
AI Özet: yazar tahini her şeye yakıştırıyor (bkz: afiyet olsun)
tahin piyazda da güzeldir kabakta da. kaldı ki tahin tek başına da güzeldir. yiyiniz efenim afi...
AI Özet: yazar diyor ki aslında ortada klasik anlamda bir kriz yok, sadece gelir adaletsizliği tavan yapmış durumda. ülkenin aynı sokağında hem lüksemburg standartlarında yaşayanlar hem de bangladeş seviyesine düşmüş olanlar var. fiyatlar da haliyle zenginlere göre belirleniyor, bu yüzden döner fiyatları uçmuş gitmiş. (bkz: döner fiyatları) adamcağızın derdi şu; yurt dışında 20 euroya kral yemek yerken burada sokak yemeğine dünya para isteniyor. yazara göre devlet zaten parası olana öncelik veriyor. sonuç olarak toplum öyle bir bölünmüş ki, birileri için 5 bin liralık döner çerez parasıyken diğerleri için hayal olmuş. (bkz: gelir adaletsizliği)
kriz yok. kriz yaşanir, çözülür geçer. 10 yıl süren kriz mi olur amk. yaşanan şey yeni türkiye. içinde ekonomik olarak lüksemburg seviyesinden bangladeş seviyesine 7-8 farklı millet var. dil, din...
AI Özet: yazar, enerji ve çakra ayağına insanları kandıranlara karşı bayağı dertli. annesini böyle bir şarlatana kaptırmışlar ama son anda fark edip modern tıbba sığınmışlar. bilimin önemiyle beraber bu tarz kişilerin (bkz: şarlatan) temizlenmesi için devletin devreye girmesi gerektiğini savunuyor, yoksa millet yatalak kalacak diyor.
bu enerji, kanal saçmalıkları çok uzun zamandır var. bundan 6-7 sene önce annemin ileri seviye boyun fıtığından kaynaklı ağrıları için bize bir ortopedist önerdiler. “özel muayenehanesi var. öyle...
AI Özet: yazar, çocuk kitabı gibi duran ama aslında derin anlamlar taşıyan bu eseri anlatıyor. sınırları sorgulayan ve meraklı olan balığın hikayesinin kendisini çok etkilediğini, hatta kullanıcı adını bile buradan seçtiğini belirtiyor. (bkz: konfor alanı) dışına çıkmanın önemini vurguluyor.
küçük kara balık, çocuk kitabı gibi görünen ama büyüdükçe anlamı değişen kitaplardan biri. aynı dere içinde doğup büyüyen, kendisine çizilen sınırları sorgulamadan yaşayan balıkların arasında, "b...
AI Özet: yazar, mutfaktaki siyah eldiven mevzusunun sanıldığı kadar hijyenle alakalı olmadığını anlatıyor. aslında eldivenlerin ön hazırlık aşamasında, yani (bkz: mizanplas) sürecinde çiğ tavukla uğraşırken ya da elleri boyayan malzemelerle çalışırken pratik olduğunu belirtiyor. ama iş servis ve pişirme aşamasına gelince durum değişiyormuş. yazar diyor ki, eldivenle incecik soğan doğramaya çalışmak hem zor hem de yemeğin içine plastik parçaları kaçırma riski taşıyor. tabii ki elde kesik veya yara varsa eldiven şart, orada konu kapanıyor. asıl can alıcı nokta şu; eldiven takmak kişiye sahte bir güvenlik hissi veriyormuş. eldivenli personel, sanki sihirli bir kalkanı varmış gibi el yıkama sıklığını azaltıyor ve aynı eldivenle her yere dokunmaya devam ediyor. yani yazarın gözünde doğru düzgün el yıkamak, bilinçsizce eldiven kullanmaktan çok daha hijyenik. son olarak, her şeye terör denmesi olayına hafiften takılmış. hijyen hatası olan bir şeye terör demek çok iddialı buluyor, bu gidişle tuz atan aşçıları da terörist ilan edeceğiz diye dalga geçiyor. özetle, eldiven bir konfor aracıdır ama hijyenin tek başına kurtarıcısı değildir diyor.
eldiven kullanımının doğrudan gıda hijyeni ile ilişkilendirilmesi pek doğru bir önerme değil.mutfak çalışanları bunu her zaman doğru uygulamasa da eldivenler aslında malzeme hazırlık aşamasında o...
AI Özet: yazar, aykut kocaman'ın tekrar göreve gelme ihtimaline bayağı sinirlenmiş. adamın yıllardır sahada olmadığını, eski dönemlerinde de başarılarının pek parlak olmadığını savunuyor. zidane değilmiş sonuçta, evde oturup beklemekle futbol gelişmez diyor. fenerbahçe'nin bu döngüden kurtulması gerektiğini, hocanın zorlandığı anlarda (bkz: çanakkale) kaçma huyunun olduğunu iddia ediyor. kısaca yazar diyor ki; beş yıldır paslanmış birine güvenip macera aramak tam bir trajedi olur.
kendisinden hala medet umanlar; yönetiminden mesul oldukları bir kurumun en kritik görevine, beş senedir çalışmayan ve önceki üç senesinde de işleri batıran bir adamı o göreve getirir mi, getirme...
AI Özet: yazar, vibe coding olayının yazılımın doğasında olduğunu, ne tamamen teslim olmanın ne de tamamen dışlamanın mantıklı olmadığını, işin kıvamını tutturmak gerektiğini söylüyor. nvidia'nın piyasadaki hakimiyetini ve fiyat politikalarını hiç sevmemiş, resmen tekelleşmişler ve herkesi mağdur ediyorlar diye dert yanmış. lokal modellere yatırım yapmakla abonelik ücreti ödemek arasında bir terazi olduğunu, modeller geliştikçe aradaki farkın kapandığını belirtiyor. claude code pro'yu denemiş ama bir süre sonra performans düşüşü yaşadığını anlatmış. donanım kısmında mac studio'ların unified ram avantajına değinmiş, nvidia ve amd seçeneklerini sıralamış. kendi setup'ında 4080'li bir kasa ve m4 air olduğunu, düşük donanımlı cihazlarda bu işlerin yürümediğini söylüyor. qwen, deepseek ve gemma gibi modelleri denemiş, vs code ve ollama ikilisinin işleri kolaylaştırdığını ama aider'ın hala ayrı bir yere sahip olduğunu düşünüyor. qwen3.5-coder 32b modelini favorisi olarak seçmiş ama hız konusunda bazen (bkz: kanser olmak) durumuna düşebildiğini eklemiş. sonuç olarak donanım darboğazının temel sorun olduğunu, gerçekten ihtiyaç yoksa sırf hevesle 5090 veya m5 max gibi cihazlara yatırım yapmanın saçma olacağını savunuyor.
yazı uzun olmayacak ama yine de özet isteyenler için amme hizmeti.seviye, yapılan iş, beklenti, meslek, araçlar, kazanç, yatırım vesaire çok bilinmeyenli bir denklem.vibe coding yeni bir mecra, y...
AI Özet: yazar, eğitim hayatı yarım kalmış ama okuma aşkı bambaşka olan annesine duyduğu derin özlemi anlatıyor. kadıncağız ilkokul terk olsa da kitaplara ve bulmacalara olan tutkusuyla evin içindeki o kasvetli havayı dağıtmış. yazarın babası ise tam bir (bkz: despot) örneği; kuralcı, sert ve sevgisiz bir tipmiş. evde resmen terör estirmiş ama garip bir şekilde kitap okumalarına karışmamış. yazar diyor ki, babanın baskısından kaçıp sığındıkları tek güvenli liman kitapların dünyasıymış. anne, çocukları daha okula başlar başlamaz onları kütüphaneye üye yaptırmış; böylece üç kuşak aynı kitapları çevirip okuyarak taşranın o boğucu sıkıntısından kurtulmaya çalışmışlar. (bkz: nuri bilge ceylan) filmleri tadında, her şeyin yasak olduğu bir kasaba hayatı yaşamışlar. yazarın en çok hatırladığı ve özlediği detaylardan biri de yazı gelip kasabayı şenlendiren çadır tiyatrosu ekibiymiş. özellikle ekibin akrobat oğlu corc ile yaptığı çizgi roman takasları, yazar için çocukluğun en büyük heyecanıymış. şu an annesinin ağır alzheimer hastası olması ve kendisini bile tanıyamaması durumu ise gerçekten yürek burkan cinsten. kısacası yazar, diplomalardan ziyade okuma tutkusunun ve sevginin insan hayatındaki asıl değerini vurguluyor.
annemi son 20 yılda sadece 5 defa gördüm. sebepleri bu entrynin konusu değil ama burnumun direğini sizlatacak kadar çok özledim onu. ağır bir alzheimeri var ve 5 sene önce onu son gördüğümde beni...
AI Özet: yazar, oğluyla nostalji yapmak için dünya kupası albümü aramış ama (bkz: stokçuluk) yüzünden paketlere ulaşamamış. ankara'da ürün bulamayıp internetteki fahiş fiyatlara sinirlenmiş. sonunda pdf bulup kendi bastırarak fırsatçılara prim vermemeye karar vermiş, yani bildiğin korsana sarmış.
küçüklüğümde euro 96 albümünü tamamlayamasam da biriktirmişliğim vardı. oğlumla beraber nostalji yaparım diye çıkmasını bekliyordum. 19 mayıs'ta tatildeyken kuşadası d&r'da denk gelip albüm v...
AI Özet: yazar, after life dizisinden absürt bir sahneyi anlatıyor. bir adamın, babasının küllerini annesiyle tanıştığı restoranın halısına dökme çabasını ve işletmecinin buna verdiği sert tepkiyi paylaşıyor. olaylar sonunda küller adamın suratına boşalıyor ve durum tam bir (bkz: kaos) halini alıyor. yazar, bu trajikomik anları aktararak dizideki kara mizahın dozunu gözler önüne seriyor. özetle, vasiyetle başlayan işin sonu feci bitmiş.
vasiyetimdir: öldükten sonra yakın beni ve küllerimi, annen ile ilk tanıştığım restoranta götür, oraya dök- ne yapıyorsun?- babamın küllerini serpiyorum.- halıya mı?- evet, son arzusuydu.- öyle m...
AI Özet: yazar, kharon'un aslında styx ile değil akheron ile alakalı olduğunu anlatıyor. pindaros, euripides ve platon gibi isimlerin buna işaret ettiğini, styx mevzusunun roma döneminde popülerleşen bir karışıklık olduğunu belirtiyor. yani (bkz: antik yunan) takılıyorsanız akheron, roma tarzı takılmak istiyorsanız styx diyebilirsiniz. ama lethe'yi sakın karıştırmayın, o sadece unutma nehriymiş.
kharon, antik yunan dünyasında tamamen akheron ile ilişkilidir. styx ile değil. pindaros mö 5. yy'da akheron'un kayıkçısından söz eder. acheron da değildir bu nehrin adı çünkü helencede c sesi yo...
AI Özet: yazar yaklaşık 6 yıl önce türkiye'den ayrılıp almanya'ya yerleşmiş. maddi olarak çok şanslı bir aileden gelmediği için türkiye'de kalsaydı maaşının yarısından fazlasını kiraya vereceğini ve hayat standartlarının düşük kalacağını öngörmüş. demokratik sorunlar ve hak arama meseleleri de cabası olunca (bkz: yurt dışına taşınmak) kararını vermiş. gurbetin kendine has zorlukları olduğunu, insanın psikolojik olarak daraldığında doğduğu yeri güvenli liman sanıp oraya özlem duyduğunu ama gerçeklerin pek değişmediğini belirtiyor. toplumun bilinç düzeyi ve siyasi süreçler hakkında da biraz dertli. ilk yılların heyecanını atlattıktan sonra dili çözmüş, düzenini kurmuş ve sağlam bir orta sınıf hayatına erişmiş. paranın tek motivasyonu olmadığını ama yaşam kalitesinin farkını hissettiğini söylüyor. özellikle gıdaların kalitesi ve doğayla iç içe olmak konusunda çok net. sabah balkonunda sincaplar, ördekler görmek onun için lüks değil temel bir ihtiyaçmış. türkiye'yi sevse de ülkenin kendisini sevmediğini, belli kalıplara zorladığını düşünüyor. dönme niyeti yok ama almanya'ya da tam ait hissedemiyor. huzurlu bir hayat arayışında olan yazar, belki daha az türk olan bir yere gitmenin çözüm olup olmayacağını sorguluyor ama insanın kendinden kaçamayacağını da ekliyor.
#129131192 ve #151343241 nolu entrylerde bahsettigim üzere yaklasik 6 yil önce gerceklestirdigim eylem.öncelikle sunu itiraf etmeliyim, gurbette olmanin kendine has zorluklari var. türkiye'de ail...
AI Özet: yazar, internetin artık yapay zeka ve botlar tarafından ele geçirildiğini, içeriklerin çoğunun otomasyonla üretildiğini söylüyor. bizleri sadece tüketime odaklı birer (bkz: tavuk) haline getirdiklerini, gerçek insan etkileşiminin azaldığını belirtiyor. durumun vahameti karşısında artık savaşın kaybedildiğini düşünen arkadaşımız, çözüm olarak köye yerleşmeyi öneriyor.
yavaş yavaş interneti ele geçirmeye başlıyor. belki bir atak yapar önüne geçerim diyorum, ilerleyiş o kadar hızlı oluyor ki ben daha projenin yarısına gelmeden örnekleri piyasada dolanmaya başlıy...
AI Özet: yazar diyor ki motivasyonun kaçtığında çözüm aslında kafa yapısını değiştirmekte. dış etkenler hevesini kırıyorsa, onlara karşı (bkz: hissizleşmek) en mantıklısı. çünkü gereksiz detaylara çok takılmak insanı sadece sabote ediyor. kötü hissettiren şeyleri boş verip sadece iyi gelenlere odaklanmak gerektiğini belirtiyor. kısacası, yapacağın şeyin sana fayda sağlayacağına inanıyorsan gerisi tamamen teferruat, detaylar da çöpe.
aslında "bir motivasyon cümlesi bırak" başlığını görünce anlık bir refleksle oraya yazacaktım ama burada durması daha güzel olur diye düşündüm. bazen motivasyon eksikliğiniz olur, bazen de motiva...
AI Özet: yazar, windows 7'nin sadeliğini ve kullanıcıya olan saygısını özlüyor. o zamanlar sistemin dokunmatik ekran takıntısı olmadığını, bulut depolama diye tepemize binmediğini ve telemetri mevzularının kolayca çözüldüğünü söylüyor. yazara göre microsoft, zirveye ulaştığı o an durmalıydı ama ticari hırs yüzünden her şeyi mahvettiler. (bkz: windows 8) ile başlayan çöküş süreci, sistemi haber özetleri ve gereksiz algoritmalarla dolu bir çarşıya çevirmiş. şu an kullandığı windows 11 ltsc sürümünü bile ancak zorla ehlileştirebildiğini, sistemin artık hizmet etmek yerine bizi kullandığını belirtiyor. kısacası yazar, ağırbaşlı ve haddini bilen eski günlerin yasını tutuyor.
yazılım tarihinin zirvesine yıllar önce; şeffaf görev çubuğu, basit kullanımı ve eşsiz sadeliğiyle windows 7 piyasaya sürüldüğünde çoktan ulaşılmıştı. dokunmatik ekran özentiliği taşımayan, zorla...
AI Özet: yazar, 11'e 10 kala filmindeki mithat bey'in koleksiyon mevzusunu derinlemesine analiz etmiş. adama göre bu durum bildiğimiz (bkz: koleksiyonculuk) değil, bildiğin bir yok oluş hikayesi. normalde insan bir şeyler biriktirerek kendi kimliğini yansıtır ama mithat bey tam tersini yapıp kendini nesnelerin arasında eritmiş. adam resmen eşyaları toplayarak kendi varlığını silmeye çalışıyor. gazeteler, saatler, hatta ekmek etiketleri bile topluyor ama olay bunların değeri değil, onları hayatın akışından koparıp dondurmak. yazar diyor ki; mithat bey nesneleri kurtarmıyor, aslında onları işlevsiz hale getirip bir nevi hapsediyor. saat artık zamanı göstermiyor, gazete okunmuyor; hepsi sadece orada öylece duruyor. evle beraber adam da bir (bkz: bekleme salonu) moduna girmiş. koleksiyon büyüdükçe mithat bey'in kendisi daha da silikleşiyor, resmen eşyaların arasında kayboluyor. yani olay bir şeyi sahiplenme tutkusu değil, dünyadan ve gerçeklikten kaçış çabası. yazarın tespitiyle, yok oluşa karşı savaşırken aslında yok oluşun başka bir versiyonuna teslim olmuş durumda. adam dünyaya iz bırakmak değil, izlerini tamamen silmek istiyor.
görsel,görsel,görsel,görselpelin esmer'in 11'e 10 kala filmindeki mithat bey'in koleksiyon tutkusu yakından incelendiğinde, biriktirdiği hiçbir şeyde kendisinden doğrudan bir iz bulunmadığı fark ...
AI Özet: yazar, macbeth'in hikayesini özetlerken adamın önce üç cadıyla karşılaşıp gelecekle ilgili pembe tablolar gördüğünü, sonra da bu hırsla beraber (bkz: güç tutkusu) nasıl savrulduğunu anlatıyor. macbeth'in aslında savaş meydanında canavar gibi bir komutan olduğunu ama iş sivil hayata ve barışa gelince bildiğin (bkz: kararsızlık) batağına düştüğünü belirtiyor. özellikle lady macbeth'in manipülasyon yeteneği sayesinde kral duncan'ı paketleyip tahta çıktığını, ancak bu noktadan sonra vicdan azabının adamı bitirdiğini söylüyor. yazar burada macbeth'i richard ve hamlet arası bir yerde konumlandırıyor; yani hem eylem adamı hem de düşünceler arasında boğulan bir tip olarak görüyor. adamın vicdanı o kadar rahatsız ki resmen halüsinasyonlar görmeye başlıyor, (bkz: paranoya) seviyesi arşa çıkıyor. cadılara tekrar gidip yenilmez olduğunu duysa da aslında etrafında kocaman bir düşman ordusu biriktirdiğini fark etmiyor. sonunda macduff gelip adaleti sağlıyor. yazarın asıl dikkat çektiği nokta ise savaş zamanı kahraman olan birinin, barış zamanı nasıl adi bir katile dönüştüğü. yani iyi ve kötü arasındaki o ince çizginin, ahlak ve vicdan üzerinden nasıl işlendiğini vurguluyor.
kısaca ne oldu bitti hatırlayalım. iskoç general macbeth muzaffer bir şekilde savaştan dönerken üç cadıyla karşılaşır. cadılar bu kılıcı kanlı kahramana üç vakte kadar büyük yerlere geleceğini, f...
AI Özet: yazar, her yerin sigara dumanıyla kaplanmasından ve bunu özgürlük sananlardan fena halde bıkmış. işletmelerin denetimsizliği ve maddi kaygıları yüzünden dış mekanların bile çekilmez olduğunu belirtiyor. (bkz: temiz hava) özlemi çeken arkadaş, bu kaosa çözüm olarak dumansız mekanların işaretlendiği kullanıcı destekli bir harita projesi geliştirmiş. beta sürecindeki bu site için gönüllü arıyor, isteyenleri yeşillendirmelerini istiyor.
bu başlığın sürekli gündemde kalması gerekiyor. açık alanlarda o leş dumanı 'özgürlük' adı altında her yere üflemeyi kendine hak görenlerin medeniyetle tanışmaları çok mu zor? bu kitleye kesinlik...
AI Özet: yazar, yıllardır süregelen özlem tekin ve şebnem ferah kıyaslamalarının aslında dinleyicilerin uydurması olduğunu ve bu durumun özlem tekin'e haksızlık yaptığını belirtiyor. şebnem ferah'ın piyasa hamlelerini daha doğru yönettiğini ama özlem tekin'in sanki bu yüzden yenilmiş veya müzikten kopmuş gibi yansıtılmasının yanlış olduğunu savunuyor. özellikle sektördeki bazı nüfuzlu isimlerle yaşadığı tersliklerin ve maruz kaldığı engellemelerin kariyerini gölgelediğini söylüyor. yazar diyor ki, 7 stüdyo albümü olan, dizi ve filmlere imza atan, alternatif işlerle türk müziğine yön veren birine birilerine yenildi demek onun emeğine saygısızlık olur. (bkz: kargalar) ve (bkz: 109876543210) gibi albümlerin ana akım medyada neredeyse hiç reklamının yapılmadığını, kliplerinin yasaklandığını ve resmen birilerinin gölgesinde kalmaya zorlandığını anlatıyor. 2015 civarında ise bu baskıların ve dışlanmışlığın patlama noktasına geldiğini, prodüksiyon şirketinin desteği çekince albüm tanıtım konserlerinin bile yapılamadığını iddia ediyor. hatta bazı konser öncesi kulislerde ağladığına dair duyumlar aldığını belirterek, hak ettiği karşılığı alamamanın yarattığı üzüntüye dikkat çekiyor. kısacası yazar, özlem tekin'in çok güçlü bir kariyeri olduğunu ama sistem tarafından törpülendiğini düşünüyor.
özlem ile ilgili birkaç şey karalamak istedim yine. aslında son zamanlarda kendi içimde de vicdani muhasebesini yaptığım ama nasıl anlatacağımı bilemediğim bir durumdu. malum yıllardır özlem teki...
AI Özet: yazar diziyi başından sonuna kadar aşırı sevmiş, hatta son şakasına kadar her sahnenin ruhuna uygun ve zekice olduğunu savunuyor. tempo bazen düşse de komedi işlerinde böyle iniş çıkışların normal olduğunu, yoksa izleyici sıkılır diyor. başarının sırrını ise karakterlerin o çağ dışı, saf halleriyle korudukları cool tavırlara bağlıyor. özellikle detaylara bayılmış; laszlo'nun yarasaya dönüşmek için bağırması, colin robinson'ın kendini kurnaz sanan ama aslında düşük seviyeli bir nerd olması ve nadja'nın etrafındaki erkeklerin tavırlarını çocuksu bir vurdumduymazlıkla karşılaması yazarın favorileri arasında. nandor'un ise ortamın en şaşkını olmasına rağmen şans ve karizmayla işten sıyrılıp suçu başkasına atmasına (bkz: fucking guy/gal) resmen hastası olmuş. guillermo'nun van helsing çıkışını ise siyah ekran tarihinin en iyi plot twist'i olarak görüyor. intro ve müzik seçimlerini yere göğe sığdıramayan yazar, dizideki türk kültürüne dair ince göndermelere ve nandor'un tipinin tam bir yeniçeri veya vezir kalıbında olmasına dikkat çekmiş. kısacası yazar için bu yapım, ince referanslarla dolu tam bir komedi şöleni.
bu entry spoiler içerir. öncelikle (bkz: #179964588).komedi böyle yapılır. baştan belirtmeliyim ki ben diziyi burada yazılanların aksine başından son saniyesine kadar ziyadesiyle beğeniyorum. ben...
AI Özet: yazar, büyük iskender'in asya seferlerini bildiğimiz o klasik medeniyet götürme masallarından tamamen farklı bir yerden okuyor. ona göre olay aslında bir fetih hikayesi değil, fethedenin fethettiği yer tarafından yutulma hikayesi. yani iskender doğuyu helenleştireyim derken resmen doğu tarafından asimile olmuş. yazar diyor ki, perde arkasında ciddi bir kimlik krizi ve psikolojik çöküş var. adam persepolis'in ihtişamını görünce makedonya'nın o mütevazı kral yapısını boşverip perslerin mutlak otorite ve tanrısal güç kafasına girmiş. ipek kaftanlar giymesi falan sadece siyasi bir kurnazlık değil, adamın egosu resmen bu güç kültürü karşısında erimiş. (bkz: narsisizm) işler iyice çığırından çıkınca iskender, çocukluk arkadaşı olan generallerine bile proskynesis denilen o önünde eğilme ritüelini zorla yaptırmaya çalışmış. tabii makedonya dağlarından gelmiş sert adamlar, dün yendikleri adamlara benzeyen bu despota boyun eğmek istememiş. üstüne bir de susa düğünleriyle insanları zorla evlendirerek biyolojik bir asimilasyon kasmış. yazarın anlatımına göre bu durum mutlak iktidar sarhozluğuyla birleşince, iskender en yakınlarını bile gözden çıkarmış ve eleştiri yapan kleitos'u mızrakla indirmiş.
tarih kitaplarının ve batı merkezli anlatıların bize bıkmadan usanmadan pazarladığı en büyük mitlerden biri büyük iskender'in asya seferleridir. güya bu genç makedon kralı batı uygarlığının, aydı...
AI Özet: yazar, izmir'deki trafik terörünü ve sürücülerin garip alışkanlıklarını anlatıyor. özellikle sol şeridin bir çeşit mücadele alanına dönüştüğünü, insanların sol şeridi kaptırmamak için adeta savaş verdiğini belirtiyor. sağ şeridin aktığı ama solun 80 km hızla tıkandığı, sollama yapmaya çalıştığınızda ise kaza yaptırmak için ellerinden geleni yapan tiplerle karşılaştığınızı söylüyor. (bkz: izmir trafiği) özellikle çeşme otobanı rampalarında hiçbir sebep yokken aniden frene basanların yarattığı şaşkınlığı vurguluyor. selektör yapsanız da görmezden gelinen, yol verirken bile önce sizi yavaşlatıp sonra tekrar sol şeride dönen bir kitleden bahsediyor. son olarak teslalıların sadece sol şeritte takılmasına ve otonom sürüşle etrafı görmezden gelmelerine sinir olduğunu, bu durumun kendisini oldukça gerdiğini ifade ediyor.
allah'ın düşmanınızı bile araç sürücüleri ile sınamasını istemeyeceğiniz şehir. bir protesto yöntemidir izmir'de vasıta kullanmak. madem kılıçtar solun önünü tıkadı biz de trafikte solun önünü tı...
AI Özet: yazar, antinatalistlerin genelde vegan olduğunu ve kimseye zararları dokunmadığını ama sırf sürü psikolojisine uymadıkları için dışlandıklarını söylüyor. toplumsal baskıların insanları üremeye ittiğini, aslında çocuk yapmamanın diğerleri için kaynak bolluğu demek olduğunu savunuyor. (bkz: antinatalizm) yazara göre natalistler, çocuklarının çekeceği acıları ve ölüm korkusunu görmezden gelip hayatlarına anlam katmak için çocuk yapıyorlar. soy tükenmesi tehdidi ise bu tayfayı sadece mutlu eder.
büyük bir çoğunluğu aynı zamanda vegan olan topluluk. kimseye zararları yok, hiçbir canlıya zararları olmasın diye çabalıyorlar ama kosinski'nin boyalı kuş'u gibi farklı olduklarından kimse sevmi...
AI Özet: yazar yıllardır bu markanın müptelası olduğunu ama son zamanlarda migroslarda satılan versiyonunun tam bir fiyasko olduğunu söylüyor. durumu öyle bir noktaya getirmişler ki, ağrı'da doldurulan sahte ürünlerin bile daha kaliteli olduğunu iddia ediyor. eskiden ithal gelen ve ingilizce paketli olan ürünlere bayılıyormuş ama şimdi yerli paketleme işine girince işler karışmış. (bkz: kalitesiz ürün) paketlerin içine düşük kaliteli çay doldurduklarını düşünerek isyan ediyor ve ödediği yüksek fiyatla aldığı ürünün toptancı fiyatının çok altında olduğunu belirtiyor. kendisini çay konusunda uzman biri olarak tanımlayıp ispat için canlı yayın bile yapabileceğini söylüyor. sonuç olarak markadan soğuyup champion'a geçmiş.
yaklaşık 10-15 yıldır müptelası olduğum çaydır. ama...!!!! süresini kestiremiyorum ama...!!!! ikinciyi ama koydum.bir süredir migroslarda satılan ahmad tea'nın, bir yıl önceki ahmad tea ile alaka...
AI Özet: yazar diyor ki dudu aslında bildiğimiz papağan demekmiş. hatta ıtrî'nin şarkısındaki o mucizeler anlatan papağan mevzusu direkt peygamberi temsil ediyormuş. ama kelime zamanla evrilmiş; papağanların konuşkanlığı ve zarafeti üzerinden işveli, çekici kadınları tanımlamak için kullanılmaya başlanmış. levnî'nin minyatürlerindeki (bkz: menekşe tutî) gibi tiplerle bu iş iyice oturmuş. sonrasında ise osmanlı toplumunda özellikle ermeni kadınlar için kullanılan bir kalıp haline gelmiş. hatta tiyatrolarda (bkz: surpik dudu) gibi belli başlı karakter tiplerine dönüşmüş bu durum. işin daha da ilginç yanı, yazar dudu kelimesinin kadın yokluğuyla da ilişkilendirildiğini belirtiyor. eskiden evli olup eşini memlekette bırakan erkeklerin istanbul'da kaldığı yerlere (bkz: dudu odaları) denmiş. yani bekar odası değil de, arzularını dudu dediği kişilerle bastıranların mekanıymış buralar. istiklal'de hala bu isimle sokaklar olduğu söyleniyor. yazar son olarak eski gazete haberlerinden ve (bkz: sabiha sertel) örneğinden yola çıkarak kelimenin fuhuş işletmeciliğinden siyasi lakaplara kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını anlatıyor.
dadı, dudu, tutu, tutî, tuti-i mucize guyem. dudu bir kuş aslında: (bkz: dudu kuşu), yani papağan. nitekim ıtrî'nin "tutî-i mucize guyem" bestesindeki "mucizelerden bahseden papağan" (tutî), biza...
AI Özet: yazar diyor ki keşke sevdiğinin dokunduğu her nesne ya da tenine değen bir damla ter olsaydı. adamcağız resmen (bkz: melankoli) zirvesinde, her yerinde olmak istiyor ama sonuç hüsran. özlemden dolayı devreleri yanmış durumda.
farzı misal masanda bir kalem neden değilim yapraklarını çevirdiğin roman parmaklarını üzerimde gezdirdiğin bir sayfa neden değilim? yüzünde parlayan bir gün ışığı neden değ...
AI Özet: yazar diyor ki aslında evren dediğimiz şeyin sadece gözlemlenebilir kısmıyla ilgilenebiliriz çünkü geri kalanı muhtemelen sonsuz. ışık hızıyla bile yetişemediğimiz mesafelerden bahsediyoruz, hatta uzay dokusu kendi kendine genişlediği için galaksiler fizik yasalarını çiğnemeden ışık hızından hızlı uzaklaşabiliyor (bkz: kozmoloji). asıl bomba kısım ise şu; gördüğümüz, dokunduğumuz her şey evrenin sadece %5'iymiş. geri kalan %95'lik karanlık madde ve karanlık enerji mevzusu tam bir gizem. yazar evrenin genel yapısının homojen olduğunu ama yakından bakınca kozmik ağ denilen devasa filamanlar ve boşluklar olduğunu belirtiyor. özellikle hercules-corona borealis great wall'un büyüklüğü standart modelleri terletiyor. geleceğe dair ise pek iç açıcı senaryolar yok; ya her şey donup gidecek ya da karanlık enerji yüzünden atomlarımıza kadar yırtılacağız. gökyüzüne bakmanın aslında bir zaman makinesi kullanmak olduğunu, andromeda'ya bakınca milyonlarca yıl öncesini gördüğümüzü hatırlatıyor. sonuç olarak bizler sadece %5'lik kısmın içinde yaşayan, kısa ömürlü karbon bazlı canlılarız ve evren muhtemelen bizi hiç takmıyor.
aslında sadece gözlemlenebilir evren demek insanlık için daha uyğundur. gözlemlenebilir kısmı bile 93 milyar ışık yılı çapındadır. "gözlemlenebilir" kelimesinin altını çizmek lazım. bu, ışığın 13...
AI Özet: yazar, françoise hardy'yi narin bir gelincik olarak tanımlıyor. kadının melankolik ruh halini ve astroloji konusundaki profesyonelliğini ilginç buluyor. standart güzellik kalıplarına takılmadan, duruşu ve sesiyle gerçek bir ikon olduğunu savunuyor. normalde tarzı sarmasa da hardy'nin yorumuyla şarkıları akıp gidiyormuş. (bkz: melankoli) ve dünyanın geçiciliği üzerine kurulu bir hayat yaşamış.
kırılgan çiçeğimin yarın ölüm yıldönümü. şarkılarından ve görünmezlik çabasından herhalde, melankolik olarak yorumlanmış hep, hayatı kendine karşı acımasız davranışlarla geçmiş. neden bilmiyorum ...
AI Özet: yazar, moralinin bozuk olduğu anlarda bu şarkıya sığındığını ve geçmişte beraberinde çok ağladığını anlatıyor. kalp kırıklığına dair dertlenirken cihan'a teşekkür edip şarkıyı canlı dinlemek istiyor. (bkz: melankoli)
hayatımın melankoli şarkısı.moralim bozuk olduğunda, kalbim kırıldığında, kendimi çaresiz hissettiğimde, hayal kırıklığına uğradığımda hep bu şarkıyı dinler...
AI Özet: yazar arkansas'ta bir tavuk fabrikasında yük beklerken tırın içinde bildiğin kamp kurmuş. klimayı kökleyip sosyal medyada takılıyor, (bkz: boş vakit) değerlendirme sanatında uzmanlaşmış durumda. günde iki kez yemek için dışarı çıkıp insan görmekle yetiniyor. yaşlandıkça gerçeklerle barıştığını, artık sadece güzel kızları uzaktan görerek mutlu olduğunu iddia ediyor. yazarın kadınlar konusundaki kriterleri oldukça spesifik; zayıf olanlar ona hitap etmiyor, daha kıvrımlı ve tombik kadınlardan hoşlanıyor. hatta önceki duraklarında gördüğü kızları birbiriyle kıyaslayıp kendi kafasında bir sıralama yapmış. kendisi de kilolu olduğu için dengi dengine takılmanın huzurunu yaşıyor. hayat felsefesi ise biraz garip; zenginlere bakıp üzülmek yerine fakirlerin durumuna bakıp kendi şartlarına şükretmeyi tercih ediyor. buna rağmen anne ve babasına, kendi zor hayatları varken onu dünyaya getirdikleri için hala kızgın. arada kardeşinin kirasını ödemek gibi ailevi yükler altına girse de genel olarak tır şoförlüğünün getirdiği o monoton ama rahat tempoda sürükleniyor. kısacası adamcağız yüklemesi beklerken hem karnını doyuruyor hem de hayallere dalıp (bkz: hayatın anlamı) sorgulamaları yapıyor.
9 haziran 2026, salı.de queen, arkansas.burda bir tavuk kesim fabrikası var, oraya geldim. 20 ton tavuk yükleyecekler, onu da atlanta'daki kroger'ın dağıtım merkezine götürücem.dün geldim ama erk...
AI Özet: yazar, banshee dizisinin küçük bir kasabada geçmesine rağmen aksiyon ve şiddet dozajının tavan yaptığını söylüyor. ilk başta klişeler ve bazı sahneler yüzünden biraz soğusa da zamanla karakterlere bağlandığını ve dizinin mıknatıs gibi çektiğini belirtiyor. (bkz: adrenalin tutkusu) yazara göre dizi; seks, kan ve şiddetle dolu olsa da sinematik kalitesiyle ön plana çıkıyor. senaristlerin romancı geçmişinin hikayeye derinlik kattığını, teknik başarının ise izleyiciyi ekrana kilitlediğini düşünüyor. konuya gelecek olursak; hapisten çıkan bir elmas hırsızının, tesadüfen öldürülen şerifin kimliğine bürünüp kasabanın şerifi olmasıyla olaylar kopuyor. adam bir yandan eski sevgilisi anastasia'yı ararken bir yandan da bay rabbit gibi tehlikeli tiplerle uğraşıyor. kasabanın diğer ağır abisi kai proctor ve çevredeki farklı suç gruplarıyla olan çatışmalar da işin tuzu biberi olmuş. yazar, sahte şerif lucas hood'u modern bir red kit gibi gördüğünü ve adaletin her zaman kanunlarla sağlanmadığını bu karakter üzerinden hissettiğini anlatıyor. yan karakterlerin de gayet özenli işlendiğini, mantık hatalarına rağmen sürükleyiciliğin her şeyin önünde olduğunu savunuyor. kısacası yazar diyor ki, klişeleri boşverin ve bu kaosun tadını çıkarın.
bu entry, 2013-2016 yılları arasında dört sezon boyunca yayınlanan aksiyon dizisi banshee hakkındadır.pensilvanya'daki banshee isimli bu küçük (ve kurgusal) kasabada neler yaşanabilir ki diye düş...
AI Özet: yazar candan erçetin'den (bkz: saçma) şarkısını seçmiş; ayrılık sonrası gelen o sitem dolu ruh halini anlatıyor.
ayrılığın ardından inkar, kırgınlık ve kabullenememenin sitemle buluşmuş hali. “kendine iyi bak...
AI Özet: yazar, filmin jump scare olaylarına girmeden sadece hareket tasarımıyla insanı germesini çok başarılı bulmuş. özellikle çocukların koşu sahnelerindeki beden dilinin (bkz: attack on titan) anormal titanlarını andırdığını söylüyor. olay sadece kolların duruşu değil, hareketlerin niyetinin okunamamasıymış. karakterler sanki kendi istekleriyle değil de bir komutla hareket ediyormuş gibi durduğu için ortaya tam bir (bkz: uncanny valley) durumu çıkmış. beynimiz normal insan hareketlerini bildiği için bu tip küçük sapmalar bizi huzursuz ediyor ve tekinsiz hissettiriyor. yazar, filmin bu mekanik ritimle izleyiciyi psikolojik olarak köşeye sıkıştırdığını ve çocukların o garip koşularının akılda kalıcı olduğunu belirtiyor.
filmin en başarılı tarafı bence korkuyu jump scare'larla değil, hareket tasarımıyla üretmesi.özellikle çocukların koştuğu sahnelerde kullanılan beden dili bana doğrudan attack on titan (shingeki ...